Bir arkadaşım anlatmıştı. "Amerika'da bir işe girmek / bir statü elde etmek için sınava tâbi tutulmuştuk. Farklı milletlerden gençleri genişçe bir salona yerleştirdiler. Bir müddet sonra görevliler ellerinde kâğıtlarla gelip çeşitli açıklamalar yaptıktan sonra sınavı başlattılar.
Her birimiz kemâli ciddiyetle soruları cevaplamaya koyulmuştuk ki, bir ses yükseldi salonun diğer köşesinden... Kopya çeken birine, yanındaki kişinin müdahale sesiydi duyduğumuz... Böyle bir yola başvuramayacağını, bu hareketin sınava giren her bir kimsenin hakkını gasbetmek olduğunu söylüyordu. Görevliler olaya hemen müdahale ettiler ve kopya çeken kişiyi sınıftan çıkardılar."
Benim de sınavla ilgili bir anım var. Üniversitede hocamız, on iki kişilik doktora öğrencisi grubunu toplayıp okulun kütüphanesine götürdü. Sınavla ilgili açıklamaları yaptıktan sonra sınav kâğıtlarını dağıttı, soruları sordu ve "Arkadaşlar ben odama gidiyorum, şu saate kadar odamdayım, daha geç kalırsanız kâğıtlarınızı masamın üzerine bırakıp gidebilirsiniz" dedi.
Başımızda kimse bulunmayacaktı. Hocanın, hiç ummadığım bu hareketine çok şaşırmıştım. "Aman Allahım! Biraz sonra herkes kitap, defter veya ders notlarını çıkarıp aynen yazacak. Sonra bunun adı eğitim olacak? Kopya çekerek başarı değerlendirmesi olur mu? Böyle bir sınav insanın kendini kandırmasından başka bir şey değildir. Bu tavır geri kalmışlığın tipik bir göstergesi!" gibi birtakım düşünceler geçirdim içimden...
Çünkü aynı üniversitenin başka bir bölümünde yüksek lisans dersleri sırasında tek başıma sınav olduğumda, dersin hocası gözetmen olarak üç asistanını görevlendirmişti. Hocanın bu hareketi öylesine gücüme gitmişti ki, kâğıdı kalemi bırakıp gitmek geçmişti içimden...
Sınav sırasında merakımdan dolayı ara sıra çevremi gözledim. Herhangi bir kopya çekme hareketine kalkışılıyor mu diye... Her bir öğrenci bildiğini yazmaya çalıştı, ben de... Kimse kimseye ne bir soru sordu, ne kitaba, deftere bakan oldu. Herkes büyük bir olgunlukla sorularını cevapladı, kâğıdını ve çantasını alarak hocanın odasının yolunu tuttu. Ben kalktığımda da iki kişi kalmıştı. Hocanın dediği saat geçtiği için kendisi odasında yoktu, cevap kâğıdını masasının üzerine bırakıp gittim.
Eğitim alanındaki kopya hırsızlığını, mahkemede yalan şahitlik yapmaya benzetiyorum. Malum olduğu üzere adalet mülkün temelidir. Mahkemedeki yalancı şahitlik, adaleti yanılttığı için mülkün temelini sarsmaktadır. Hele bunun bir de kopya çekmek gibi yaygınlaştığını düşününüz, seyreyle gümbürtüyü...
Eğitim sistemi sanki kopya çekme / hırsızlık üzerine kurulmuştur. Çalışmanın adı "ineklik"tir. Gençler arasında öyle bir zihniyet oluşmuş ki kopya çekmemek ayıptır. Masum bir şekilde ilkokula başlayan çocuğun ahlâkı okulda bozulmaktadır. Çocuğun dürüstlüğü en fazla bir dönem sürebilmektedir.
Bir müddet sonra, o da kopya çekenleri gördüğü halde görmemeye, kendisi kopya çekmediği halde kopya çekmeye başlamaktadır. Okullarda kopya çekmenin doğru dürüst bir yaptırımı yoktur. Hatta hiç önemsenmez, büyütülecek bir şey olmadığı söylenir. Çocuk, bir çocukluk yapmış denir. Çocukluk yapan çocuk büyüdükçe çalma işini alışkanlık haline getirmekte ve hatta bu eylem onun zihin dünyasında tabii bir boyut kazanmaktadır.
Daha hayatın başında kolay bir kazanç yolu bulan çocuk, bir daha çalışmak gibi zor bir eyleme kalkışır mı? Çalışmak yerine andrenalini daha yüksek olan kopya çekmeyi cazip bulmaktadır. Kopya çekme konusunda ustalaştıkça daha ilginç yöntemler bulmayı denemektedir.
İster bütün okulların ister bazı okulların genel başarısına şöyle bir bakınız. Yüzde yüz başarılı gösterilen okul öğrencilerinin, lise veya üniversite giriş sınavlarında yüzde elliyi dahi yakalayamadıklarını, hatta üniversiteye hiçbir öğrenci sokamadığını görürsünüz.
Başarının not defterinde yükseltilmesi için öğrencisi, öğretmeni, idarecisi, velisi birbirini sürekli tahrik ve tazyik etmektedir. Öğrencinin yazılı kâğıdına hakkı olan notu veren öğretmenin adı "düşük not veren hoca" olarak şöhret bulmaktadır.
Mesleğinde eğitimi esas alıp hak, hukuk, emek gibi hususları kendine ilke edinen öğretmenler, ev kadınlarına "çalışmayan kadın" denmesi gibi karalanmaktadır. Herkes hakkına razı olsa sorun hallolacak fakat kimse hakkına razı olmadığı gibi hakkı olmayanı istemektedir.
Çalışanı çalışmayanı, bileni bilmeyeni, yapanı yapmayanı ayırmayan bir eğitim sistemi olur mu? Maalesef eğitim sistemimizde bunlar oluyor. Hatta tembellerin, çalışmayı sevmeyenlerin başka bir ifade ile arsızların sesi daha fazla yükseldiği için çalışkanlar, dürüstler hep mağdur oluyorlar.
Bu şekilde yetişen öğrenci, hayata atıldığında, edindiği alışkanlıkları orada da sürdürmektedir. İş hayatında çalışmadan, emek harcamadan kazanmanın yollarını arıyor ve maalesef buluyor da... Toplumda dejenerasyon okulla yani eğitimle başlıyor. Toplumun ahlâkî yapısını bozulmasında temel etkenin, eğitim sistemindeki hırsızlık anlayışının yaygın oluşunun önemli bir sebep olduğu bilinmelidir.
Okul, öğretmen, hasılı eğitim sistemi kopya çekmenin vatana ihanet gibi bir suç olduğunu öğretmesi gerekirken, kopya çekmeyi meşrulaştırmakta, buna göz yumarak ihanetin başka bir cephesini sergilemektedir.
"Hırsıza bak" diyen o kadar çok kişi var ki, suçsuzlar kendilerinden şüphe eder hale gelmişlerdir.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



