Endişe etmeyin, veteriner hekim değilim. Az biraz köpeklerle ilgilenirim. Onları yazılarıma konu edinebilecek kadar... Fakat bu ilginin temelinde yazı yazmak kaygısı değil, köpek korkusu yatar...
Bir nevi 'korku ıslığı'...
Veteriner hekim değilim, dedim, doğru söyledim. Fakat hekimlik, hakemlik yahut hâkimlik damarım bulunur, yani kimi konularda bazı hükümler verebilirim, veririm...
Köpekler konusunda da...
Evet, kaynaklar şöyle söylüyor: Başka canlılar gibi, köpeklerin de hayatlarını olumsuz etkileyen olay ve durumlar vardır. Bunlar köpeklerde strese sebep olabilir. Nelermiş onlar, bakın bakalım: Hayat koşullarındaki değişiklikler (sahip değişikliği gibi), hastalıklar, ani ısı değişiklikleri, gebelik, aşırı egzersiz, yetersiz ve dengesiz beslenme, biyolojik saatlerindeki düzensizlikler, barınak problemleri, banyo alışkanlıklarındaki sorunlar, koşular, dövüşler, güzellik yarışmaları ve yaşlılık...
Köpeklerin stresi ikiye ayrılıyor: Hafif dereceli stres, ciddi stres... İlkinde itaatsizlik, iştah kaybı, hırlama, dikkat dağılması gibi belirtiler görülürken, ciddi streslerde sessizlik, ilgisizlik, iştahsızlık, tepkisizlik, depresiflik, hazımsızlık gibi belirtiler görülür...
Köpekler ikinci tarz stres yaşadığı dönemlerde herhangi bir hastalığa daha kolay yakalanırlar. Hatta, diğer zamanlara göre tedavileri de hayli zordur... Böylesi vakaları göz ardı etmeyip hemen gerekli önlemleri alınmalıdır...
Köpeklerin stresiyle ilgili söyleyeceklerim bu kadar... Şimdi bu kapıyı kapatıp, tekrar dönmek üzere, daha ciddi bir konuya geçelim...
Malum, 'Kısa Türkiye Tarihi'nin vasatı darbe ve darbe taslaklarıyla örülüdür. Bu vasat, son yıllarda yoğun bir görünürlük ile zirve yapmış durumda. Son yıllarda ile kastım 28 Şubat sonrası süreci içeriyor. Sarıkız, Ayışığı, Yakamoz, Eldiven, Ergenekon, Balyoz... Gerçi bunlara projektör tutulduğunda, 27 Mayıs 1960'a, hatta bütün bir Cumhuriyet tarihi içindeki halk karşıtı sindirme operasyonlarına atıf taşıdıkları görülecektir.
'Halk karşıtı' ifadesi Türkiye kamuoyunun 'ortak dili'nde 'demokrasi' anlamına gelir. Böyle midir, pek düşünülmez, peşinen böyle kabul edilir. Fakat, gerek gerçekleşen gerekse gerçekleşmeden önce suçüstü yakalanan darbe oyunlarına şöyle bir bakın, hemen hepsi, 'ortak dili'n sınırlarını zorlamaktadır. Evet, tankların harekete sevk edilmesi yahut bu sevk için planlar yapılması daha esaslı bir 'öz'ü hedefe yerleştirmiş olanların işidir. Elbette, bu 'öz'le birlikte -varsa, yahut olduğu kadarıyla- 'demokrasi' de mahkum edilecektir.
Peki, nedir tiksindirici ruhun hedef tahtasındaki 'öz'? Bunun cevabını vermek zor değil, fakat biz genel bir çerçeveyle kaydedelim: İslâmî olan. Bu genel ifade şeklini kullanışımız yine memleket ortalamasıyla ilgilidir. Ayrıca, darbecilerin lisanına yansıyan bir takım tanımlayıcı ifadeler de bizi sınırlamaktadır. Şöyle söyleyelim, Türkiye'de 'İslâmî olan', bir kısmı birbiriyle bağı bile olmayan pek çok hususa tekabül eder. Cümlenin daha açık hali şöyledir: Bir kısmı hurafelere, bazısı yerel geleneklere, örf ve adetlere dayalı pratik yaşama alışkanlıkları ile kaynağını Kur'an'dan alan vahyî anlayışa kadar pek çok farklı tutum ve durum Türkiye ortalamasına göre 'İslâm'dır. Bu tuhaf ve yanlış algının (özellikle 'vahyî' olanın dışında kalan kısmının) eksikliği üzerinde durmak bu yazının vazifesi değil. Fakat, darbecilerin kamuoyuna yansıyan dillerine şöyle bir bakıldığında, hedefe yerleştirilen 'İslam' daha çok bir üst cümlenin ilk yarısında işaret olunanlarla sınırlıdır. Bu bilinçle çizilmiş bir sınır değildir. Türkiye halkının dine yönelik geleneksel alışkanlıklarına küçümseyerek, hayır, küstah bir aşağılayıcılıkla bakanların ve bu bakışı 'darbe'yle süsleme sevdasına kapılanların donanımı, daha doğrusu donanımsızlığıyla ilgilidir. Bu tespitle birlikte insanın şöyle diyesi geliyor, bu zavallılar iyi ki 'öz'ü net göremiyorlar, bir de görseler, işimiz demek ki daha kesat olacak...
Şimdi sözü toparlayalım: Darbeciler, onların yüksek mevki sahibi iş arkadaşları ve basındaki 'yandaşları', 'tam onikiden' vurmaya niyetlendikleri 'öz'le birlikte, kendi ruh haritaları dışında kalan diğer unsurları da mahkûmiyete and içmişlerdir. Böylece, elbette genel anlamda 'demokrasi' tatile gönderilmek istenmiştir.
Fakat ben hedef tahtasının merkezine yerleştirilene bakarım. Ve yapılan, yapılması planlanan darbelere karşı, diğer mağdur unsurlarla da yakınlaşma içine girilerek sahiden 'İslâmî olan'a has bir muharrik tutum sergilenmesi gerektiğini teklif ederim...
Şimdi bu ciddi konuyu kapatalım, söz verdiğimiz üzere, köpeklerde stres sebebinin tespiti konusuna dönelim...
Cevat Akkanat: P. K. 205, Ulucami, BURSA



Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



