Geçtiğimiz haftalarda, bu köşede duyurduğumuz "Yedi Tepeli Aşk" adlı oyun, Milliyet Gazetesi'nde de haber olarak yer aldı. Ve ciddi bir "sansür" tartışması da bu aşamada alevlendi... Taraflar görüşlerini kamuoyu ile paylaştılar... Herkes "eteğindeki taşı" döktü... Bu tür olayları fırsat bilen Nedim Saban da "mal bulmuş mağribi" edasıyla, olayın içinde "taraf" olarak yer aldı... Nedim Saban'ın bu "şartlı refleksi"nin "garez" içerdiğini ve tamamen "yanlı" olduğunu söylemek istiyorum. Kendisi "Geçmişten Gelen Kadın" adlı "estetik" ötesi bir oyunu Şehir Tiyatrosu'na musallat etmiş, bu oyunun "raf"tan kalkması nedeniyle de her fırsatı "ganimet" bellemekten geri durmamıştır... Altını çiziyoruz...
Bu konuda kalem oynatanların ikiyüzlü ve kasıtlı yazdığını düşünüyorum... Eğer ki bu oyun devam etse idi, "Şehir Tiyatrosu'nda Alevileri incitecek oyun" devam ediyor", türünden kelamları da işitebilirdiniz... Kaldı ki benim bu köşede altını çizdiğim "muhafazakar" hassasiyet, geçer akçe kabul edilmedi ve en zayıf ima muhkem bir dayanak haline geldi... "Sansür" genellemesi üzerinden kalem oynatmak, en kolayıydı...
Bu köşede farklı bir şey yapmaya çalıştım: Timur ile Nasreddin Hoca hikayesi gibi, "muhalif" kimliğinin ötesinde, "kıvrak" bir "sanatçı" portresinin altını çizdim. Nedir o?.. Hatırlayınız; Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin yıkılıp yeniden yapılması arifesinde, "muhalif"lerin akıldanesi, Orhan Alkaya idi... Bu anlamda "belediye" ile ikili görüşmeleri de kendisi bizzat yürüttü... O dönem, genel sanat yönetmeni olan kişiyi "zorda" bırakmak için üretilen "söylem"lerin ve güya çözüm amaçlı üretilen fikirlerin de "baba"sıydı... Ama kendisi genel sanat yönetmeni olunca, bütün vaveyla bitti, imza atıldı...
Kişisel görüşüm şudur: İstanbul, ilk kez tiyatro mekânlarına kavuşmaya başlamıştır... Yiğidi öldür hakkını yeme, dünden bu yana "baraka"larda tiyatro yapıp, "çadır" konseptini eleştirme maharetini gösterenler, karşılarında yeni sanat merkezleri tiyatro salonları açılmalı diyen bir siyasi erk görünce, "ezber"lerini bozamadan, fikri sabit noktasına geldiler. Çünkü Kadir Topbaş, önemli bir mekân hamlesi başlatarak, İstanbul'un genelinde çok sayıda tiyatro ve kültür merkezinin yapımına imza attı... Siyasi nedenlerle, bu değişim ve dönüşüm hamlesi, yeterince alkışlanmadı... Hatta "şüphe"lerle boğulmaya çalışıldı...
Orhan Alkaya, kişisel gelişim çizgisinde, zik zaklar yaparak ilerliyor... Benim altını çizdiğim şey buydu. Yedi Tepeli Aşk'ta da, altına imza attığı ve sahneye çıkardığı bir işin arkasında durmasını beklerdim... Onu "program"dan çıkarmasını değil...
Konjonktür, bir gerçeği gerçek olmaktan çıkarmamalı!..
Bu faslı bir dipnot ile bitirmeyi istiyorum: Harbiye'de açacağınızı duyurduğunuz "sahne"nin geleceği hakkında küçük bir malumat bekliyorum...
Malum her sahne yeni bir umuttur...
Dikmen Gürün'e ödül!..
UNESCO'ya bağlı bir kuruluş olan Uluslararası Tiyatro Eleştirmenler Birliği Türkiye Merkezi, Dikmen Gürün'e "2008 Onur Ödülü" vereceğini açıkladı... Tiyatro Festivali'nin heyecanını giderek düşüren, iki yılda bir'e (Bienal!?) kadar gerileten, "konsept" noktasında "kavrayıcı ve kuşatıcı" bir kavramsallaştırma gerçekleştiremeyen, "ithal" oyunlarla bir festivali kotaran ve dünya ölçeğinde bilinirlik ve tanınırlık oranı azalan bir festivalin küratörü (bu kelimeyi çok sevdik, yerli yersiz her alanda kullanıyoruz, maşallah) olarak çoktan hak etmişti, kanaatimce!.. Tabii ki bu eleştiriler, sanatsal!..
Gerekçe, tiyatro dünyasına katkıları, alanındaki başarıları ve topluma karşı sorumlu bir akademisyen-yönetici-eleştirmen kimlikleri... sayılıyor... Tabii açık oylama olduğundan, nihayetinde bir değerlendirme deyip çekilebiliriz kenara... Ancak açık ya da kapalı, bir kanaat çıkmışsa ortaya ve kıstaslar belirlenmiş ise, bu kıstaslara uyan ve şu an canhıraş tiyatroyu yaşatma adına ömür tüketen o kadar çok isim sayılabilir ki, Dikmen Gürün bu listede sıraya bile giremeyebilir... Gerekirse, bu isimleri de sayar dökeriz ortaya; ak koyun kara koyun belli olur...
Hep eleştirmenler mi eleştirecek!..
Alın size eleştirmenlerin eleştirisi...
Değini!..
İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültürel ve Sosyal İşler Daire Başkanlığı ile ilgili küçük bir değiniyi köşenin okurları hatırlayacaktır. Numan bey'e hoş geldin derken, bu işlerin "yüzeysel" olmadığını söylemiştim... Buyurun buradan alın; Cemal Reşit Rey ile ilgili Ocak ayının boş geçtiğine dair bazı haberler basında yer aldı... Malum, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin kültürel ve sosyal işleri bu "daire"nin uhdesinde... Ve küçük bir aksilik ya da gecikme, birçok alanı etkiliyor... Eminim ki bu aksaklığın "künhüne vakıf" olunacak ve tekrarı engellenecektir... Uluslararası bir konser salonunun "boş" kalması elbette ki "samimi" sanatseverleri üzecek bir gelişmedir... "Bağcı"yı dövmeye "aday"lar için de gün doğuracak bir neden!..
Şenol Demiröz'den bu yana bu alanda gerekli "sanat politikaları"nın üretilemediğini de bir dipnot olarak bu bahiste ifade edeyim...
İnşallah faidesi dokunur...


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



