Özel televizyonlar arzı endam ettiği günden beri, ekranlarda birbirinden farklı programlar ve diziler yayınlanıyor. Televizyonun izleyenlere vazettiği mantık şu: "Vur patlasın çal oynasın bir dünyadasınız, eğlenmenize bakın... Hayatın fersah fersah uzağındaki bu dizileri seyredin, kendinizi bu dizilerdeki insanlardan birileriyle kıyaslayın, onları rol model alın"...
Aslında medya genel kavram olarak ele alındığında bir bilgilendirme ve enformasyon görevi olduğu görülecektir. Medyanın işlevi kamuoyunu bir şekilde bilgilendirmektir. Fakat, Türkiye'de bu işlev, son yıllarda içeriksiz, boş ve birilerinin şöhretine şöhret eklemekten başka bir fonksiyonu olmayan eğlence işlevine dönüşmüştür. Televizyonlarda yayınlanan programların kalite çıtası öylesine düşürülmüştür ki, mecburiyetten bu programları seyreden insanların getirdiği reytingi baz alan program yapımcıları, daha sonra "Ne yapalım vatandaşlar bunu istiyorlar" gerekçesiyle önümüze çıkıp, bu rezilliklere kılıf uydurmuşlardır.
Ramazan geldi, hoş geldi...
Ramazan dolayısıyla gerek görsel medyamızda gerek yazılı medyamızda farklı bir telaş sezdik. Bir sene boyunca dinle diyanetle pek ilgisi olmayan merkez medyamızda özellikle farklı promosyonlar havalarda uçuyor.
Farklı varaklı Kur'an-ı Kerim'ler hediye ediyorlar, Yasini Şerifler hediye ediyorlar... Ama dikkatimizi çeken şey, bu hediyeleri öylesine takdim ediyorlar ki, sanki sundukları şey antika eşya. Kullanılmayacak, okunulmayacak, sadece duvara konulup sergilenecek...
Yaz tatili boyunca Marmaris'te, Bodrum'da, Antalya'da kamp kuran ve buralardan et pazarlarını, baldır bacak görüntülerini ekranlara yansıtan Show TV'nin ekipleri, şimdi Ramazan ayı boyunca "Kabene Dön" adlı bir dini belgesel hazırlamışlar... Aferin iyi etmişler de, kendilerine denilir ki, "Siz, haberlerinizi, programlarınızı ya da kamuoyunu bilgilendirme işlevini konjonktüre göre mi ayarlarsınız? Aylardır televizyon ekranlarınıza getirdiğiniz görüntülerden sonra, Ramazan gelince mi aklınız başınıza geldi?"
Kendilerini merkez medya olarak takdim eden medyanın dinle diyanetle ilgisi arızalıdır zaten. Onlar, "Bu sene de Kurban Bayramıyla Hac mevsimi aynı günlere denk geldi" diye haberler yaparlar... Cenaze namazı kılan kalabalık için, "Cenaze namazı kıldılar. Fakat secde etmedikleri görüldü" diye saçmalarlar... Ramazan ayı dolayısıyla da konjonktürel olarak promosyonlarını hazırlayacaklar, okuyucularına takdim edecekler... Onlar için Ramazan ayının normal zamanlardan hiçbir farkı yoktur... Onlar için sultan kavramını ifade eden iki kelime vardır: Reyting ve tiraj... Kafalarında işin ticari boyutundan başka hiçbir şey bulunmaz. Materyalist bir felsefeyle bunu ortaya koyacak programları da kurgulamaktan çekinmezler... Show TV'de Acun Ilıcalı, Var mısın Yok musun programında 500 bin TL'yi vermek için Ramazan ayı boyunca var gücüyle çalışacakmış... Programın son demleri Ramazan ayına denk geldiği için, para ödülünü kazanma ihtimalini çoğaltmış... Madem bu kadar paranız var... Mübarek Ramazan ayında 1 kişiyi sevindireceğinize, 1000 tane fakir fukaraya destek çıksanıza.
Sizin derdiniz başka!


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




