Kolonya kokulu konusu çabuk unutuldu, üzerinde fazla durulamadan es geçildi. Son zamanlarda, son yıllarda yıldızı parlayan, televizyonlarda ve gazetelerde baş köşeleri kapmış olan bir kısım zevat, artık aleme nizamat verme noktasında zannediyorlar ya kendilerini, bu "kolonya kokusu" mevzuu da tam da böylesi tiplerin halet-i ruhiyelerini ele veren cinstendi. Çok değil, 8-10 sene öncesine kadar kimsenin önemsemediği, isimlerini dahi bilmediği tipler, şimdilerde kuralları koyuyorlar, keyiflerince (daha doğrusu kendilerine çizilen rota doğrultusunda) at koşturuyorlar, en ufak imaya bile zerre tahammül göstermekten korkuyorlar. Ne de olsa, otoritenin gazabını üzerlerine çekmek istemiyorlar, varlık sebeplerine karşı gelmekten çekiniyorlar. Sonuçta da, emir eri karakterli (aslında karaktersiz) bir basın giderek daha da palazlanıyor. Medyadaki tektipleşmenin korkutucu tarafı da budur zaten. Yoksa, kimseler şu grubun veya bu grubun savunusuyla meşgul değil halihazırda.
28 Şubat dönemindeki basın yayın organlarını ve aynı tornadan çıkmış haberlerini, manşetlerini bir düşünün. O günler, nasıl ki basın için kapkara ve şahsiyetsizliğin daniskası günlerse, bugünler de aynen öyle anılacak. Yanlı birer propaganda ve dezenformasyon makinesine dönüşen bir basın hakkında edecek tek bir hayırlı söz yok maalesef. Hemen her gün bir siyasi partinin ağzından yapılan yorumlar, lehte haberler, olumsuz veya aleyhte sayılabilecek haber-yorumdan azami ölçüde kaçınılması ve toplumun gerçek sıkıntılarının, gündem maddelerinin bilerek görmezden gelinmesidir bugünkü basının temel işlevi. 28 Şubat döneminin yüz karası basını için Kartel medyası ifadesi kullanılıyordu, bugün ise Yandaş medya tabiri söz konusu. Temelde ikisi arasında hiçbir fark yok. İkisi de haktan, adaletten yana değil ve menfaat odaklı.
Bugünkü basının vahameti, insanlara faydalı bir şeyler sunmak yerine, belli bir grubu/güruhu öncelemesi. Ve işin kötüsü, bunu yaparken de İslami tonları da işin içine katması. Artık şu ayrımı yapmak farz oldu. Haktan, hukuktan, adaletten yana olmayan, yolsuzluğu görmeyen, yoksulluğu görmezden gelen, menfaat odaklı ve otoriteye tutkun bir basının İslami bir nitelik taşıdığını kimseler söyleyemez. İslamiyet'e zarar vermekten ve kendi kirli faaliyetlerini gizlemekten başka bir işe yaramaz bu söylemde ısrar etmek. Bugünkü giderek hakim bir özellik kazanan (ki siyasi otorite eliyle elbette) medyanın ne özgün bir duruşu vardır, ne doğrulukla ve dürüstlükle doğruları söyleyebilme cesareti, ne de menfaatten bağımsız hareket edebilme yeteneği. Hak uğruna, yeri geldiğinde, krala, firavuna vs. kafa tutan peygamberlerin kıssalarını bir kez daha okumaları şart.
Aykırı sesleri susturarak, en basit eleştiriye bile zerre tahammül göstermeyerek ve tam tersine eldeki basın yayın organlarıyla kendi gündemini halka dayatarak ilerleyen bir gemideyiz bugün. Neredeyse, birer basın bülteni kıvamına gelen gazeteleri, televizyonları takip etmeye tahammül göstermek bile çok zor. Bir sırnaşıklık, bir kişiliksizlik, bir fotokopiyle çoğaltılmışlık havası var gibi. Göze girmek için yarışan, "en yakın ben olacağım" kavgası veren tiplerin söz sahibi olduğu bir atmosferde doğru sözün edilmesini beklemek de saçmadır. "Ayakların baş olması" halidir bu tam anlamıyla. Emir almaya, koltuklanmaya, talimatla iş yapmaya alışkın bünyelerin kısır ve özgünlükten yoksun zihinleri belirleyici oluyor basın yayın organlarında. İnsanın içinin sıkılması, kapana kısılmış gibi hissetmesi boşa değil.
Geçtiğimiz haftalarda, bir televizyon kanalının spikeri bir bayan, bir söyleşide, canlı yayın sırasında en çok "kolonya kokusundan" rahatsız olduğunu belirtti diye işten çıkarıldı mesela. Üzerinde durulmayacak kadar basit bir meseleyi bile kendisine tehdit gibi algılayabilen bir yapı var karşımızda ve bu yapı, bu sözler üzerine hemen harekete geçerek "gereğini yaptı". Fındıkkabuğunu doldurmayacak bir mesele yüzünden bir spikeri işten atabildiler. İnsanların, totaliter bir yapıya doğru gidişten yakınmaları boşa değilmiş demek ki. Bu basit olay bile bunun bir örneği sayılabilir.
Kendi algılayışı dışında kalan hemen hemen her şeyi bir tehdit veya başkaldırı şeklinde algılayanlar, elbette bir eziklik içindeler muhakkak. İşgal ettikleri makamların, kazandıkları bol sıfırlı maaşların, sahip oldukları debdebeli hayatın hayalini bile kuramadıkları günler çok eskide değil. Bu ikbal çarkının devamı için daha fazla itaat, daha fazla ezilip büzülme ve biat etmek durumundalar tabii. Aynı kafanın hakim olduğu medya, bu ülkenin insanlarını her geçen gün biraz daha kamplaştırıyor, birbirine düşman ediyor. Herkesten susup boyun eğmeleri bekleniyor, bu açık. Yoksa, bu kadar saçma sapan bir şeyden dolayı hiçbir aklı başında kurum bir çalışanını harcamaz. Bu olay, bize bir şey daha öğretmiş oldu. Demek ki, kolonya kokusunun gazabı da böyle oluyormuş.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



