milli gazete

YayınlarVideoFotoğraf


  1. ARSIV
  2. VIDEO
  3. Sarı Sayfalar

  • ANASAYFA
  • YAZARLAR
  • GÜNDEM
  • SAĞLIK
  • EKONOMİ
  • DÜNYA
  • HABER
  • SPOR
  • AİLE HAYAT
  • KÜLTÜR

29 MAY 2012 SAL
  • HABER INDEKSI
  • ANKET
  • BENİM SAYFAM

GERİ İLERİ
  • DALGA ASKERİ AŞAMADI
  • SİYONİST KATİLLER TUTUKLANABİLİR
  • ÜMMET, İSLAM BİRLİĞİ'Nİ BEKLİYOR
  • KADIN GARSON ZORUNLULUĞU
  • DEVLET DE ÖZAL'IN ÖLÜMÜNÜ ŞÜPHELİ BULDU
  • VÜCUDA ŞİFA KAYNAĞI(ÇEMENOTU)
  • YA ALLAH!
  • YENİ BİR DÜZEN KURMANIN VAKTİ GELDİ
  • MÜSLÜMAN GENÇLER İSTANBUL'DA BULUŞTU
  • FETİH NAMAZI

Kolay hoca, zor hoca

21 NİSAN 2011
PER 00:08

[-] Normal [+]
  • Aile Hayat
  • Tavsiye Et
  • Yazdır
  • Yorum Yaz

Aynı Kur'an'ı okuyan, aynı hadisleri izah eden ulema arasında 'katı' ve 'esnek' ayrımı nasıl yapılabilir? Esnetmek kimin hakkı katı tutmak kimin hakkı? Din aynı hüküm aynı değil mi? Evet, iki âlim arasında izah farkı vardır; onlara yönelenler de bu izah farkına dikkat ederek onları izlerler. Ama ulemanın, beğenilmek için esnetmeleri veya katılaştırmaları yoktur. Çünkü ilim takva üzerine kurulu olmalıdır. Âlim, insanları dinden soğutmakla dini soğutmak arasında dengeli bir yol izlemekle mükelleftir. İlim bir emanettir. Âlim, Allah'tan hakkıyla korkandır. Allah'tan hakkıyla korkan, insanlara hakkıyla mü'min olmayı öğretirse normal olanı yapmış olur.  İnsanların hoşnutluğunu esas alan tavır, hatadır. Bu hatayı âlim veya cahilin yapması sonucu değiştirmez.

Âlim veya cahil, bir mü'min işlediği bir hatadan ötürü cehenneme girmekten sakındığı kadar, başkalarının işleyeceği hatalara neden olmaktan ötürü de cehenneme girmekten sakınmalı değil midir? Kulları memnun edip Allah'ın gazabını çekmek kesinlikle İslam dairesi içinde bir yere oturamaz. Allah adına, kulları Allah'tan nefret ettirmek de yanlıştır. Bilhassa âlimlerin itidalli olmayı, Allah rızasını esas almayı ve ona göre bir yol izlemeleri ilmin gereğidir. İnsanlara dini kolaylaştırma adına dinde öz olanlar, kabuk olanlar türünden bir tasnifin dine vereceği zararın akıbeti vahimdir. Bu vahameti iki pencereden aynı anda izlemek mümkündür. Birincisi, bizden önceki dinlerin uleması, mantığı bu ve benzeri düşünceler olan bir siyaset izleyerek ellerindeki hak dini muharref hale getirmişlerdir. Özellikle Yahudilerin bilinçli bir şekilde izledikleri bu siyasetin akıbetinin bizi de bulmasına bir engel yoktur. Evet, Allah Teâlâ dinini kıyamete kadar koruyacaktır. Bu kesin bir garantidir. Ulemanın veya cühelanın tutumu bu garantiyi bozamaz. Ama bir dönemin Müslümanları, bu gevşekliğin sonucu olarak İslam'ı, İslam'ın gerektirdiği gibi yaşamaktan mahrum kalabilirler. Bu da önemsenmesi gereken bir akıbettir. Yani dinin tahrif edilmiş olarak kalmasından söz edemeyiz ama bir dönemin insanları tahrif edilmiş fikirlerden ötürü ahiretlerini zarara uğratabilirler. Ahmed bin Hanbel dönemine ait Müslümanların sapık bir fırkanın etkisinde kalarak Kur'an hakkındaki düşüncelerini buna örnek gösterebiliriz. Aynı şekilde laiklik gibi bir sistemi, İslam'la bağdaştıran anlayışlara kapılmış insanların sorumluluğu da iyi düşünülmesi gereken örnekler arasındadır. Bütün bunlara dalışımın nedeni, ulemanın kendisini, insanları memnun etmeye mahkûm hissetmesinin gereksizliğini ispat içindir.

İkinci olarak da, bu metotla aslında ulemanın İslam'a kazandırdığı bir şey de yoktur. Taviz esasına dayalı din öğreten ulema, neticede İslam'a değil verdikleri tavizlere insan toplamaktadırlar. Esnek konuşan yazan ulemanın, davetçilerin İslam'ın izzetini artırmadıktan sonra kazanımlarının kişisel veya kurumsal büyüklüğü ne değer ifade edecektir? Hiçbir  âlim, İslam değildir ki, onun kazanımı İslam'ın kazanımı olsun. Müslümanların vakıflarının, derneklerinin büyümesini direkt İslam'ın büyümesi olarak görmeleri doğru değildir.

Allah'a davet gibi mukaddes bir hizmetin sahiplenenleri, Allah'a daveti gölgeleyecek çaptaki isyanları nasıl gizleyebilirler? Hatta İslam'ın en bariz emirlerinden biri üzerine 'tek amaç' düzeyinde bir çalışma için bile nihai gaye muamelesi yapamayız.

Başörtüsü konusunu bir örnek olarak ele alabiliriz.

Başörtüsünün dinin emirlerinden bir emir olduğu konusunu tartışmanın gereği yoktur. Ya da konuyu o düzeyde ele almayalım. Başörtüsü farzdır; her farz gibi kulun başörtüsünü tartışma konusu yapmaya hakkı yoktur. İman teslim olmak ise bir iman konusu olarak başörtüsü de itiraz kabul etmez konular arasında olmalıdır.

Bu hakikat bizi, başı açık Müslüman kadınlara kâfir muamelesi yapmaya sevk etmeyeceği gibi, şu veya bu nedenle onu hafif görmeye de sevk edemez. Bu iki ucun ortasında kendimize bir konum belirlemeliyiz. O konum da şu olabilir: Başörtüsü bir farz olarak tartışılmayacaktır. Ama bütün farzlar gibi, zaruretler halinde terk edilebilir de. Bu terk edilebilmede ulemanın fonksiyonu devreye girecektir. Neler için terk edilebilir, neler için terk edilemez? Eğer ulema, 'eğitim öğretim' diye bir gerekçeyi öne sürerek terke ruhsat üretiyorlarsa, bu o ulemanın dini tavize açmaları demektir. Bütün farzlar için terk edilebilecekleri bir çizgi vardır ama bu çizgi diploma sahibi olma ya da kadının aç açık olmamasına rağmen çalışması olamaz her hâlde. Müslümanların 'kadın doktor' ihtiyacını gerekçe olarak kullanıp fetva aldıktan sonra doktor olunca 'kadın doktor' olarak kalanların da baş açmaya yönelik aldıkları fetvalar, hem kendileri hem de onlara esnek fetvalar üretenleri mesuliyet altına koymaktadır. Bunu biz, hasta olmadığı halde rapor alan memur mantığından ayrıt etmekte zorlanırız.

Allah'a davet görevini icra eden ulema, mütefekkir ve yazarların kısa bir zaman öncesine kadar devletin düşünceyi beyan etmeye sınırlamalar getiren yasalarına dikkat ederek konuşmak zorunda kaldıklarını biliyoruz. Şimdi gelinen noktada ise artık devlet, bu tür tahditleri yapmamaktadır. Ama aynı davetçiler, yazarlar, konuşmacılar bu sefer televizyon ekranlarında 'insanların hoşlanmayabileceği' şeyleri konuşmama ilkesiyle kendilerini sınırlamışlardır. Belki de bu sınırlama şu anda kimileri için laik bir devletin getirdiği sınırlar koyduğu tahditlerin de ötesine geçmiş durumdadır. Artık tehdit laik devlet değil, Müslümanların kompleksleri olmuştur. Yirmi yıl önce devlet televizyonunda Cuma akşamları din saatinde konuşan diyanet görevlileri, âyetlerden hadislerden kimseye ilişmeyen konuları seçerek okumayı tercih ediyorlardı. Peygamber aleyhisselamı insan hakları yönüyle öne çıkarıyorlardı. Zira devletin Şeriat'ı olan bir Peygamber'in tanıtılmasına tahammül edemeyeceği açık bir gerçek olarak biliniyordu. Şimdilerde ise Şeriat'ı olan bir Peygamber, Müslümanlardan bile sakınılmaktadır. Kadınların üzülmesinden, erkeklerin, bankaya müdahale eden bir Peygamber'den rahatsız olmasından endişe edilmektedir. Her iki dönemin de ortak sonucu olarak önemli bir gerçeği öne çıkarmaya mecburuz: Bu endişeler, ne Peygamber aleyhisselamın Şeriat'ıyla, ahlâkıyla, insanlığın umudu olarak kökleşmesine engel olabilmiştir ne de önemsenen tepki sahiplerinin bakışlarında olumlu bir gelişme sağlanabilmiştir. Davetçiler, yazarçizerler sadece verdikleri tavizlerle baş başa kalmışlardır.

Yeni bir üslup iddiasıyla ortaya çıkıp gençlerin caiz olmayan ortamlarda, caiz olmayacak tavırlarla bulunmalarına sessiz kalınarak gelinebilecek bir seviye yoktur. Evet, açık bayanların, ağzında çiğnediği sakızla gençlerin 'Peygamberimiz çok güzelmiş!' tarzında beyanlarının televizyon ekranlarına taşınması sağlanmış olabilir. Sağlanmıştır da. Şeriat'tan ürkmesinler diye insanlara plastik güller dağıtılmıştır. Hayatın bütünü yerine yılın bir haftası Peygamber aleyhisselama tahsis edilmiştir. Merkezlere taşınan raporlarda da bu amaçlı faaliyetlerin büyük bir alaka gördüğü de rapor edilmiştir elbette. Fakat bundan İslam ne kazanmıştır? Sünnet ne kadar yayılmıştır? Münkerat ne kadar gerilemiştir? Bir spor salonunda yapılan 'Kutlu Doğum Haftası' etkinliğindeki salonun yoğunluğunu, hıncahınç dolu olduğunu görüp sevinenler, o salona bir hafta sonra konser vermek için gelen bir şarkıcının salonu doldurmak bir yana insanların izdihamdan salona giremediklerini de görerek İslam ülkesi olan ve halkı Müslümanlıkla iftihar eden bir ülkede neyi başardıklarını düşünmeleri gerekmez mi? Birinde şuradan buradan toplanan insanlarla oluşturulan bir kalabalık birinde de para verip bilet alınarak girildiği hâlde yer bulunamayan salon!  Neyi ne ile kıyas edeceğimizi tekrar düşünmemiz gerekmez mi?

Geri izlemetrackback
  • staticsBu yazı Aile Hayat bölümü’nde 21.04.2011 tarihinde yayınlandı
  • feedBu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için tıklayınız
  • tags Etiketler: nureddin yıldız, ayet, hadis,
Merhaba, yorum yazmak için oturum açınız

yorum yaz

Yorum yazmak için oturum açmanız gerekiyor.
Üye değilseniz, sadece bir dakikanızı ayırarak hemen üye olabilirsiniz.

Oturum açtıktan sonra bu sayfaya otomatik olarak yönlendirileceksiniz.

Yazar

Nureddin Yıldız

araştırmacı yazar

  • Özgeçmişyazarı tanımak ister misiniz?
  • Arşivyazarın diğer tüm makaleleri
  • Mesajyazarla iletişim kurmak için
  1. Bu yazarı benim yazarlarıma ekle
  2. Tüm yazarlar
  • Yazarın

    diğer yazı dizileri en çok yorumlananlar en çok tıklananlar en çok tavsiye edilenler
    1. Veda Hutbesi'nde aile
    2. İş arayanlara iş teklifi
    3. Not defterinden paragraflar
    4. Seçmeye mecburuz
    5. Kadın süslenir
    6. Evlilik hak değil görevdir
    7. Helale yürüyüş
    8. Bu da sabırdır
    9. Ahlâk ne olacak?
    10. Sıçramak hayaldir
    1. Günümüz için Mekke Medine tarihi
    2. Yahudilerin, zulüm ve nankörlük dolu tarihi
    3. Rüya âleminin gerçekleri
    4. Maaş yetmez bereket şart!
    5. Zinanın basamakları
    6. Kadın toplantıları
    7. Fitne zamanında…
    8. İnsanın tamiri mümkündür!
    9. Domatesle başlayabiliriz
    10. Mescid-i Aksa ‘cami’ değildir!
    1. Maaş yetmez bereket şart!
    2. İyi Müslümanlık ölçülerimiz (I)
    3. Onlar değil mi?
    4. Mescid-i Aksa ‘cami’ değildir!
    5. Din yalnızca İslam’dır!
    6. Bedenlerimiz de emanettir(I)
    7. İman testi
    8. Kadın müfti
    9. “En hayırlı gün”
    10. Modern dünyanın garipleri
    1. İstenen kriterde içerik bulunamadı !
  • Aile Hayat

    1. Kaybetmekten korkarız
    2. Erken düşen süt dişleri gelişim problemlerine yol açıyor
    3. Kardeşliğin zirvesi
    4. Vakit Nakittir
    5. İftira edenlerden Allah korusun
    6. Türkiye'de yılda 10 bin çocuk kalp rahatsızlığıyla doğuyor
    7. Çocuklarda okul fobisi
    8. MS hastaları için internette yanlış bilgilendirme tuzakları
    9. İsim koyarken nelere dikkat etmeliyiz?
    10. En ağır imtihanları onlar yaşadı
  • Diğer

    1. Vücuda Şifa Kaynağı(Çemenotu)
    2. '1961, 1982 değil 2023 anayasasını yapmak istiyoruz'
    3. 'El bombası attılar'
    4. 'Kürtaj yasaklanmalı'
    5. Yazıcıoğlu soruşturmasında 3 tahliye
    6. "Öğretmenine sahip çık"
    7. Başörtülü öğretmen haklarını istiyor
    8. 10 tane görevim var
    9. Kırmızı bülten isteme yetkimiz yok
    10. Birden fazla sınav dönemi
  • Çok Okunanlar

    1. Fetih namazı
    2. Bu olacak Ayasofya!
    3. Ya Allah!
    4. Fethimiz mübarek olsun!
    5. Şok Detay
    6. Yeni bir düzen kurmanın vakti geldi
    7. Fethin erleri hocasıyla buluştu
    8. İstanbul, İslam dünyasının liderlerine ev sahipliği yapacak
    9. Terör Dehşeti
    10. Kahraman polis can kaybını önledi
  • Çok Yorumlanan

    1. Yeterlilik derecesi en yüksek ürün kayısı
    2. Zile Kalesi restore ediliyor
    3. Hollande Afganistan'da 'farklı' şekilde kalacak!
    4. Savaşın acı dolu izleri bu müzede
    5. Tekkeler niye kapatıldı?
    6. Küresel ekonomide "Yunan" korkusu
    7. Fransa'yı topa tuttu
    8. Katılım Bankaları yüzde 20'yi hedefliyor
    9. Bol keseden laf var
    10. Avrupa'da resesyon Rusya'da siyasi krize dönüşür
Günün Haber İndeksi
Arşiv & Arama
shape
Gazete Aboneliği | Gündem | Ekonomi | Dünya | Haber | Kültür Sanat | Spor | Medya | Sayfa Başı
Kullanım Şartları | Seri İlan Kullanım Şartları | Seri İlan Hizmetin İade Şartları | Gizlilik İlkeleri | Kurumsal |Yazarlar | Multimedya | Arşiv | Reklam |Irtibat
Sponsor Bağlantılar : Kombi | Özgür Kocaeli Gazetesi

Firma Kayıt rss

Yardım ve Sık Sorulanlar FAQ

Copyright 2005 - 2008 Milli Gazete Basın Yayın A.Ş

prodestek