Yoğun propaganda ve baskılarla toplumların yönünü değiştirmek mümkündür ama bu değişimin kalıcı hale getirilmesi sanıldığı kadar kolay değildir. Bunun son örneğini KKTC'de gördük.Türkiye'de AKP'nin iktidara gelmesi ile KKTC'de de değişim rüzgarları esmeye başladı. Sanki Rauf Denktaş ve arkadaşları Kıbrıs'ta birleşmeyi engelleyen taraf olarak takdim edildi. Bununla da kalınmadı, Kıbrıs Türklerinin mücadelesine ömrünü vermiş Denktaş ve arkadaşları KKTC'de görevden uzaklaşacak olurlarsa Türk tarafının istekleri Rum tarafından kabul edilecek, Ada'da yeni bir dönem başlayacak ve hemen arkasından da KKTC de AB'ye alınacak, Ada Türklerine AB ülkelerinin kapısı açılacak; herkes zengin olacağı iddiaları üzerine bina edilmiş bir kampanya başlatıldı. Kısacası Denktaş ve arkadaşları aleyhine yürütülen kampanyada insaf ölçüleri aşılmış tam bir vefasızlık sergilenmişti.
Böyle bir ortamda Annan Planı ile ilgili referandum gündeme geldi. Türkiye ve Mehmet Ali Talat ekibi Annan Planı'na evet denilmesi gerektiğini, böylece Annan Planı kabul edildiği takdirde Kıbrıs Türklerine de AB'nin kapısının açılacağını ileri sürdüler. Böyle bir kampanya Kıbrıs Türkleri üzerinde etkili oldu ve Annan Planı'na evet denildi. Ne var ki Kıbrıs Rumları Annan Planı'na hayır diyerek Türkiye ile Talat ve arkadaşlarını hayal kırıklığına uğrattı. Ancak bu hayal kırıklığı bir takım iddia ve yorumlarla giderilmeye çalışıldı. Kıbrıs Türkleri aslı olmayan iddialarla oyalandı. Bu iddiaların başında da Kıbrıs Türkleri Annan Planını kabul etmiş ama Rumlar ret ettiği için uzlaşmaz tarafın Rumlar olduğunun görüleceğini ve uluslararası arenada Kıbrıs Türklerinin elinin güçleneceği iddiaları tekrarlanıp durdu. Aradan geçen zaman zarfında Annan Planını Rumların ret, Türklerin kabul etmiş olması Türkler lehine hiçbir gelişmeye vesile olmadı. Rauf Denktaş ve arkadaşlarının ve onlara destek verenlerin haklı olduğu görülmüş oldu.
2004 Nisan ayında Annan planı referandumu ile KKTC'de yeni bir dönemin başladığı görülüyordu. Bu hava içinde 20 Şubat 2005'te erken genel seçimler ile Mehmet Ali Talat'ın başında bulunduğu Cumhuriyetçi Türk Partisi, Ulusal Birlik Partisi'ni mağlup etti. Ve Mehmet Ali Talat yeni hükümeti kurdu. İki ay sonra da Cumhurbaşkanlığı seçimi yapıldı ve Mehmet Ali Talat KKTC'nin yeni Cumhurbaşkanı seçildi. CTP'de genel başkanlığa Ferdi Sabit Soyer geldi ve Mehmet Ali Talat'ın Cumhurbaşkanı seçilmesi ile yeni hükümeti de Soyer kurdu. Aradan geçen 5 yılda KKTC'de estirilen değişim rüzgarları giderek yavaşladı. Rumlarla anlaşma umutları suya düştü ve KKTC'nin AB'ye girmesi yönünde de ciddi bir gelişme sağlanamadı. Kısacası Talat ve ekibinin estirdiği olumlu hava ve topluma verilen sözlerin boş çıkması üzerine bu pazar yapılan seçimlerle KKTC'de yeni bir dönem başlamış, daha doğrusu eskiye dönülmüş oldu. KKTC Türk toplumu dolduruşa getirildiğini, aslı olmayan hayallerle kandırıldığını anlamış olacak ki Ulusal Birlik Partisi (UBP)'ni tek başına iktidar yapmış durumda.
Bu bakımdan geçmişte KKTC ve Türkiye'de Annan Planına ille de evet denilmesi, anlaşma için Denktaş ve arkadaşlarından kurtulunması gerektiğini, barışa ve AB'ye giden yolun bundan geçtiğini ısrarla ileri sürenler sanıyorum bugün geçmişi yeniden değerlendirmek durumundadırlar. KKTC'ye neler kaybettirdiklerinin hesabını yapmak zorundadırlar. Ve elbette Talat ve arkadaşlarının Türkiye'ye yönelik ülkemizin hiç hak etmediği bir takım hakarete varan eleştirilerini hatta ithamlarını da ister istemez hatırlamak gerekiyor. Özellikle de Denktaş ve arkadaşlarından özür dilemek durumunda değiller mi? KKTC halkı bu değerlendirmeyi ve muhasebeyi yapmış, kendisinin kandırıldığını anlamış ve eski çizgisine yeniden dönmüştür.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



