Baharla birlikte okullarda bir kültürel hareketlilik başlar; önce Mehmet Âkif, sonra Dünya Tiyatrolar Günü ve daha sonra da Necip Fazıl'la ilgili anma ve değerlendirme toplantıları çok ilgi görür. 12 Mart İstiklal Marşı'nın kabulü ve 18 Mart Çanakkale Zaferi'nin yıldönümü ile Nisan ayının başında Kütüphaneler Haftası gibi etkinliklerin yanında, öğrencilerin kültür ve tiyatro faaliyetleri gerçekten de ilgililerin hayatında unutulmaz izler bırakır. Bunları önemseyen okul müdürleri ile edebiyat öğretmenlerini kutlar ve davetlerine icabet ederim.
Bence asıl tahsil, lise tahsilidir ve gençler, hem bedenî, hem de ruhî ve zihnî kabiliyetlerini geliştirdikleri bu dönemde büluğ çağını da yaşarlar ve hayatta kendileri için önemli olan şeyleri de belirlemeye başlarlar. O yüzden bu dönemin sıkıntılarını ve heyecanlarını olabildiğince rahat atlatabilmeleri için aile, toplum, devlet kurum ve kuruluşları işbirliği yapmalıdır.
Bu meyanda şu hususlar da dikkate alınmalıdır: Devletin örgün öğrenimi yanında belediye ve benzeri kamu kuruluşları da gençlerimize sunduğu yaygın öğrenim imkânlarını alabildiğine geliştirmek zorundadır. Sosyal devlet, geçim sıkıntısı yaşayan işsizler kadar gençleri düşünmeli. Kendi kimliklerini arayan ve kişiliklerini geliştirmek isteyen gençlerin rol modellerini belirlemede yaygın örnekler sergileyen sinema ve tiyatro gibi sanatlara, edebiyat ve müzik gibi çeşitli etkinliklere destek vermesi, yarışmalar, armağanlar düzenlemesi gerekir.
Kütüphaneler Haftası ve sıradışı okurlar
Kütüphaneler Haftası münasebetiyle Bağcılar Belediyesi Kültür Merkezi'nde Kitap Okumak eksenli bir programda konuşurken, Peygamberimize gönderilen ilk ayetin "İkra=Oku!" diye başladığına dikkati çekmek istedim. Çünkü Peygamberimizin ilk gençlik dönemindeki Arap toplumunda okur-yazarlık gerekli ve itibarlı bir iş olmadığı için, Peygamberimiz okuma-yazma bilmiyordu ve Cebrail'e bunu ifade etti. O da, "Seni yaratan Rabbinin adıyla oku!" diye ayetin tamamını okudu. Arapça'da yazılmış ilk kitap da Kur'an olmuştur, bu yüzden de Kur'an'dan söz edilirken Furkan veya Kitap adları söylenir.
Bedir Savaşı'ndan sonra esir alınan müşriklerden hürriyet karşılığında istenen şeylerden biri, okuma-yazma bilenlerin bilmeyen Müslümanlara öğretmesi olduğu bilinir. İslâm'dan kısa bir süre sonra büyük bir ilim ve medeniyetin o coğrafyadan nasıl yayıldığını görmek şaşırtıcı. Elbette, "Yarabbi bana eşyanın hakikatini öğret" diye dua eden Peygamberimiz, "Lüzumsuz bilgiden Allah'a sığınırım!" diyerek, hayatı ve kitabı okurken, yani idrak ederek doğru değerlendirirken gereksiz olan zararlı okumalardan kendimizi korumamızı tavsiye ediyor.
Toplantının sonunda Belediye Başkanı Lokman Çağırıcı'nın katılımıyla kitap okumayı teşvik için düzenlenen yarışmalarda ödül alan her seviyeden öğrenci ve ev hanımlarına armağanları İlçe Milli Eğitim Müdürü ile Belediye Başkan Yardımcıları ve Kültür Müdürü'nün eli ile dağıtıldı. Doğrusu kitap okuyanlara ödül veren belediyelerimizin bu hizmetleri çok güzel...
Esasen Mahalle Konakları'nın bünyesindeki kütüphaneler yanında, yıllardan beri ilçedeki okullara kitap ve öteki eğitim hizmetleri için yardımcı olan Bağcılar Belediyesi Başkanı ile mensuplarını yürekten kutluyorum. Yaptıkları hizmet ülkeye örnek olacak niteliktedir.
Öte yandan, ben bu hizmeti ve aynı gün ilçedeki liselerde yaptığımız okuma eksenli sohbetleri yazı konusu yapacakken, televizyonda kitapla ilgili sevindirici haberler duydum ve sevindim. Bunu özellikle ifade etmek istiyorum, çünkü galiba böylesi ülkemizde ilk oluyor.
Kültür Bakanlığı'nın altı ilden altı kişinin hayatını "Sıradışı Okur" adıyla belgesel yaptığını öğrenince, gerçekten şaşırdım ve sevindim. Çünkü yazarlığı ve sanatçılığıyla haberlere konu olan, hayatı belgesel yapılan çok sayıda insanımız var, ama nedense okurluğu, kitap ve kültüre verdiği değerle önemli sayılıp hayat hikâyesi belgesellere konu olan çok az insan var.
Kütüphaneler Haftası münasebetiyle Kültür Bakanlığı'nın altı ilden seçtiği altı kişinin bir birinden ilginç hikâyeleri olduğu ifade edildikten sonra üçüne dikkati çekildi: Biri 84 yaşında olmasına rağmen hâlâ kitap okumayı hayatının en zevkli meşgalesi olarak benimsemiş bir amcadır ve okuma faaliyetini vazgeçilmez bir iş olarak sürdürüyor ve çevresine tavsiye ediyor. Diğeri bir fabrika işçisi hanım olduğu halde çok kitap okuyarak kültürüyle çevresinde en ilgi çekici kişilik olarak tanınıyor; öteki de göme engelli olduğu halde bitmez-tükenmez kitap merakıyla görme engelliler için az sayıda üretilen kitapların çoğaltılmasını istiyor...
Evet, ilk defa yaptıkları güzel bir işle örnek gösterilen bu sıra dışı okurlarımızı kütüphaneler haftasının kahramanları ve kültür hayatımızın vazgeçilmezleri olarak alkışlıyorum...
Liselerimizdeki "Altın nesil"
1 Nisan tarihinde Kütüphaneler Haftası münasebetiyle Bağcılar Belediyesi'nin düzenlediği sohbet programından önce, Halkalı'daki Sabahattin Zaim Lisesi ile Bağcılar'daki Naci Ekşi Anadolu Lisesi'nde iki sohbet toplantısına daha katıldım. İlkinde daha çok 12 Mart İstiklal Marşı'nın kabulü ve 18 Mart Çanakkale Zaferi'nin yıldönümü üzerinde durduk, ama Kütüphaneler Haftası münasebetiyle de kitap okumakla klasik tahsil yaparken okuma alışkanlığı kazanmanın önemi üzerinde de durduk ve dağınık görünen konuyu muhabbetle toparladık.
Özellikle Çanakkale ve İstiklal Savaşları'nın önemi ve bunların bize söyledikleri şeyleri doğru anlamak üzerinde dururken, Japonların Hiroşima ve Nagazaki şehirleri üzerine atılan atom bombalarını yeni nesillere nasıl okuttukları konusuna dikkatlerini çektim. Bizim de yakın tarihimizi böyle okuyup anlamamız ve yaşadıklarımızdan ders çıkarmamız gerekir.
Bu lisedeki öğrencilerin anlattıklarımı dikkatle dinledikleri gibi, bazılarının Çanakkale Savaşı'na gönüllü giden Darülfünun ve Lise talebelerinin heyecanını benimsemeleri gerçekten görülecek şeydi. Bu okulun öğrencilerinden oluşan bir tiyatro grubunun oynadıkları Moliere'e ait Cimri oyunuyla ilçede birinci olmaları tebrike değer. Ayrıca bu oyunda rol alan gençlerin kostümlü mizansen resimlerinin çekimini görmek, benim için de hoş bir sürpriz oldu. Çünkü oyunun havasına girmek için resim çekilirken ilgili sahnelerin repliklerini söylüyor, jest ve mimiklerini de canlandırıyorlardı. Ben bu liseli gençlerin kendilerini böyle alanlarda denemelerini her zaman önemli ve gerekli bulurum. Özellikle klasiklerde... Okul müdürü Ramazan Aşçı ile yardımcısı Yalçın Şahin'i ve öteki öğretmenlerle öğrencileri yürekten kutluyorum.
Bağcılar Naci Ekşi Anadolu Lisesi'nden gelip de beni bu heyecanı güzel öğrencilerden kopararak okullarına götüren aziz meslektaşlarım Hicabi ve Murat Beylere de teşekkür ediyorum. Gerçekten de yabancı dil ağırlıklı öğrenim gören lise öğrencilerine okuldaki ders saati dışında düzenledikleri bu sohbet programının benim için en güzel sürprizi, konuşmadan önce benim için kendi elleriyle hazırladıkları kitaplarımla ilgili sine-vizyon gösterisiydi. Bunu düşünüp gerçekleştirmeleri, doğrusu benim için unutulmaz bahtiyarlıklardan biri oldu.
Okul Müdürü Muharrem Dinleyici dostumuzun odasında iki sayısını gördüğüm Altın Nesil adlı okul yayınının güzelliği de ayrı bir heyecana yol açtı benim için. Daha çok okul yıllıklarına harcanan ve bu çalışmaya katılmak istemeyen hoca ve talebelerin geciktirdiği yayın faaliyetlerine karşılık, bu dergi şeklindeki yıllık yayın organının 9. ve 10. sayıları daha ilk bakışta insanın gözünü dolduruyordu. Genç hocalarıyla öğrencilerin tanınmış kültür ve sanat adamlarıyla yaptıkları röportajların ağırlık taşıdığı dergilerde, gençler için rol modeli olabilecek pek çok şahsiyetle yapılan konuşmaların soruları, güzel sözlerden seçilmiş spotları ve resimleri ilgi çekiyor. Doğrusu 50 yıla yakın bir zamandır talebe, hoca ve konferansçı olarak pek çok liseye gittim, konuştum ve konuk oldum, ama bu kadar güzellerini pek az gördüm...
Okul müdürleri ile öğretmenlerinin bile birer entelektüel olduğu bu iki lisenin öğrencilerinin çok şanslı olduklarını ve bu okullarda yaşadıklarının değerini, önemini her zaman akılda tutmalarını ve katılabilecekleri her kültür faaliyetini güzel bir fırsat olarak değerlendirmelerini tavsiye ederim. Çünkü okul ve asker arkadaşlıklarının en unutulmazları, böyle güzel faaliyetlerde geçen zamanlar ve yaşanan güzel hatıralardır. Eğer imkân varken böyle güzel fırsatları göz göre göre kaçırıyorsanız, bilin ki hayatta da hep fırsatları kaçırır, imkânları kaybedersiniz.
Altın Nesil'in 9. sayının önsözünde, "Her insan tarihe düşülen bir nottur" diyen Okul Müdürü Muharrem Dinleyici'nin gençlere verdiği kendini gerçekleştirme fırsatını iyi değerlendirin!..


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



