Kitapla ilgili etkinlikleri mümkün mertebe takip etmeye çalışıyorum. Ne oluyor, nasıl oluyor; doğrusu böyle şeyleri hem merak ediyor, hem de önemsiyorum.
Bu yıl yirmi sekizincisi düzenlenen TÜYAP Kitap Fuarı da yakından takip ettiğim etkinliklerden biri.
Bu fuar, eskiden Tarlabaşı'ndaydı. İçerisi biraz sıkışık ve karışık olsa da, oraya gitmek hem kolay hem de keyifliydi.
Fakat Beylikdüzü öyle değil. Bir kere, özel arabanızla da gitseniz, toplu ulaşım araçlarıyla da, yolculuğunuz oldukça meşakkatli geçiyor. Bu uzaklığa ve sıkıntıya rağmen, ziyaretçi sayısının üç yüz bini geçmesi, oldukça sevindirici bir durum.
Bir diğer sıkıntı da, fuar merkezinde doğru dürüst istirahat edecek, çay içip yemek yiyecek bir yerin olmaması. Tamam, birkaç kafeterya var; lakin hepsi içki servisi de yapıyor. Fuar çevresinde de neredeyse sadece simitçiler var. Fakat bu simitler temizlik konusunda insanı cesaretlendirmiyor. Uzun sözün kısası; bir mahrumiyet bölgesiyle karşı karşıyayız. Kitabın bu kadar uzaklara sürülmesi, adeta şehir dışına atılması, bana manidar geliyor. Tek tesellim ise "İlim Çin'de de olsa, gidip öğreniniz" nasihati...
Fuarın bu yılki onur konuğu, Cumhuriyet Gazetesi yazarı, şair, mütercim Cevat Çapan idi. Ama Sayın Çapan'a ve eserlerine gözle görülür bir ilgi olmadı.
"Onur Konuğu" bahsi, öteden beri tartışmaları da beraberinde getiriyor. Mesela İskender Pala, haklı olarak, "Onur konuğu niye hep solculardan seçiliyor" diye sorarak yeni bir tartışmanın kapılarını açmış oldu. Fuar tertip komitesinden bir görevli de, kendince veya kendilerince, cevap vermeye çalıştı. İkna olmadık tabii.
Bazı yazarların imza günleri ve birkaç oturum, beni fazlasıyla ilgilendiriyordu. Mesela Ülkü Tamer ve Haydar Ergülen, vefatının ardından Kemal Özer şiirini konuşacaklardı. Fakat Sayın Tamer, sağlık sorunları nedeniyle toplantıya katılamadı. Neyse ki Haydar Ergülen oradaydı.
Yine, 1925 yılında doğan ve ilk şiirini 1939 yılında yayınlayan Arif Damar'ın imza günü vardı. O da sağlık sorunları nedeniyle imza gününe gelemedi.
Ataol Behramoğlu Tekin ve Evrensel stantlarında, Hilmi Yavuz ve Nazan Bekiroğlu Timaş Yayınları'nda imza günü düzenlediler. Pek kıymetli Nazan Hanım, beş saati aşkın bir süre, hiç durmadan kitap imzaladı. Yine, Zaman Gazetesi ve Yayınları standında alışık olmadığımız ve gerçekten de iyi organize edilmiş etkinlikler vardı. Kendilerini tebrik etmek gerekiyor. O kadar düzenli çalışıyorlar ki, imrenmemek elde değil.
Benim için bir diğer yenilik de, Süleyman Çobanoğlu'nun on yıl aradan sonra kitaplarını imzalamasıydı. Son imza günü, 1999 yılında, Fırat Kültür Merkezi'nde olmuştu.
Şair, yazar ve hekim Hüsrev Hatemi Hocamızın da Dergâh Yayınları'nda imza günü vardı. Dört saat süren imza, oldukça bereketli geçti. Dışişleri Bakanımız Sayın Ahmet Davutoğlu da, Hüsrev Bey'in imza gününe gelen isimler arasındaydı. Kitapları aldı, imzalattı ve bütün ısrarlara rağmen bedelini ödedi.
Fuardan kalan bir diğer hatıra da, Halkın Dostları dergisinin önde gelen isimlerinden bazılarıyla karşılaşmam, konuşmam oldu: Ataol Behramoğlu, Egemen Berköz ve Özkan Mert...
Bana kalırsa, fuardaki en büyük eksiklik, İsmet Özel Bey'in imza günü düzenlememesi oldu.
Kuşkusuz, bu yazı vesilesiyle anmam gereken birçok isim ve yayınevi var. Mesela Oğlak Yayınları'nda bulduğumuz hazine, kapanan Adam Yayınları'nın son kez fuarda yer alması, Sel Yayınları ve Küçük İskender, Yapı Kredi Yayınları ve Füruzan, Cezmi Ersöz'ün inceliği...
Evet, bir fuar daha geride kaldı.
Son olarak, altını çizmemiz gereken iki şey var. Birincisi; fuarın uzaklığı... Hükümet, Sütlüce'ye devasa bir kültür merkezi inşa etti. Daha doğrusu, eski hayvan borsası ve mezbahayı restore edip genişlettiler. TÜYAP Kitap Fuarı, pekala burada yapılabilir.
İkincisi de şu: Kitap dünyasının talebelerin cep harçlıklarıyla döndüğü, ayakta durduğu, konuyla ilgilenen herkesin malumu... Yayınevleri fuar vesilesiyle daha cazip indirimlere gidebilir. Böylece, kısıtlı bir bütçeyle fuara gelen talebeler, birkaç kitapla geri dönmek zorunda kalmazlar.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




