Yazının ve sözün ağırlıkta olmadığı ama her şeyi görüntünün belirlediği bir kültür dünyasında, elbette her şey anlamını yitirecektir. Her şey, görüntüye indirgenecek, muhteva ihmal edilerek önemsizleştirilecek ve insanları ilgilendirmeyecektir. Bu süreç, topluma, yeni iktisadi ilişkilerle gelişen yeni bir kültürün hakim olmasıyla gerçekleştirilmektedir. Bu iş, bu kadar kolay mı? Araçlarınız bu kolaylığı sağlıyorsa o kadar kolay!
Kitle iletişim araçları sayesinde istediğiniz kültürel yapıyı topluma enjekte edebilir, bir süre sonra bunun sonuçlarını görebilirsiniz. Bu bir süreç meselesidir. Türkiye'de neredeyse bir asra yaklaşan bir enjekte süreç yaşanıyor. Toplumda gayri ahlâkî ilişkilerin ve boşanmaların yasal hale gelmesini isteyenler, bir dizi yaptılar ve o dizinin içinde her şeyi yasallaştırdılar. Para için her şey olmalı diye gösterdiler. Dizi ve yarışma programlarında sergilenen çirkinliklerin zaman içerisinde toplum tarafından kanıksanmasıyla eskiden sadece küçük topluluklar içinde kalan tüm çarpıklıklar meydanlara indi!
Televizyonun, ilk geldiği yıllardan bu yana, getirdiği yanlışlarının doğrulardan çok fazla olduğunun altını çizmek gerekiyor. En kötüsü ise televizyonun, iyi yaşama arzusu denen şeyi aile yapamadığı için çocuklara iyi yaşamı sunmayı ve emeğiyle yükselen bir yaşamı anlamsız kılmayı başarmasıdır. Biz de yangına körükle gittik ve "aman bizim çektiklerimizi çekmesinler" diyerek sanal bir dünyada her şeyi çocuklarımızın önlerine koyduk. Gördük ki; "her şeyleri var ama hiçbir şeyin sahibi değiller." Bu hataya herkes düştü ve savaşı kaybetti.
Yayıncı Tayfun Talipoğlu'nun tespitiyle; "biz bir kuşağı kaybettik. Kuşağı kaybedince sonucunu gördük ve telâşlandık. Hepimizde ne yapacağız, yarın ne olacak telâşı oluştu. Bir kısmımız teslim olduk, diğer bir kısmımız ise mücadeleye devam ediyor". Geldiğimiz nokta; "toplumsal değerler birlikte ancak korunur ve bu değerleri birimizin koruyup diğerinin korunmaması hiçbir anlam ifade etmez." Bu noktadan geri dönüş ise; insanları neye özendirdiğimize, nasıl örnekler verdiğimize dikkat etmekle başlayacaktır.
Kültürel açıdan dibe vurduğumuzda insanlar; 'biz dağıldık, gidiyoruz, neler oluyor" diyecek, olayları ve yaşananları sorgulamaya başlayacak. İşte o zaman toplum yeniden yapılanmaya girecektir. Çünkü, insanların ellerinde değer kalmadı. Bunun hızlı olması için de; okuması, üretmesi gereken kesimin dejenerasyona maruz kalması engellenmelidir. Adeta bir mağara oluşturulmalıdır. Gemisini kurtaran kaptan edebiyatıyla, bireyselleşme sağlanarak her şey istenilen şekle sokulması da ancak bu sayede durdurulabilir.
Geriye sadece, dibe vurarak değişim kalsın istemiyorsak, herkesi ve her şeyi, en önemlisi ise vicdanları rahatlıkla satın alacağını düşünenlerin dilinden düşürmediği "fiyatın varsa, hayat yolunda" şarkısına son vermek gerekiyor.
Üstelik, elli yaşına gelmeden kişiliği oluşturan unsurların yaşadıklarımız ve çektiklerimiz olduğu gerçeğine vararak. Vardık, vardık! Yoksa, yok olacağız.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



