Bir fincan kahvenin kırk yıllık hatırı doldu. İkinci kırk yılın başında kahveyi tazelemeliyiz. Yapacağımız tek şey var: kırk yıldır yaptığımızı yapmak, kahve ikram etmek. Çünkü bizden kahveden başka bir şey beklenmiyor, sadece hatırı olan bir şey bekleniyor: o da; kahve. Biz ise, kahve yerine başka bir şey ikram etmeye kalkışıyoruz. Hiç kahvenin yerini başka bir şey alabilir mi?
Muhabbetimizin bir göstergesi olarak kırk yıldır yaptığımız kahve ikramını tazelemeliyiz. Bu tazeleme, hatırımızın da tazelenmesi demektir. Hatırın tazelenmesi, muhabbetin tazelenmesidir. Muhabbetin tazelenmesi, mücadelenin tazelenmesidir. Mücadelenin tazelenmesi, bildiğin yolda emin adımların sayısını arttırmaktır. Kırk yıl önce bu adımları atanlar yola çıktığında yol yoktu. Onlar hem adım attılar, hem yol açtılar. Şimdi ise, yol var ve üstelik açık. Sadece ve sadece adımlamak kalıyor geriye. Adımlamak ve adımlarken yol arkadaşınla bir kahve yudumlamak. Muhabbeti ve mücadeleyi tazelemek...
Bu işler, "hatır" ve "gönül" işidir. İnsanımız bunu biliyor. Biz buna milletin arifliği diyoruz. Bu arifliği görmek için bir kahve ikram etmek yeter. Her kahve ikramından sonra insanımızın bu irfanını sulandırılmak isteyenler su ikramında bulunsa da kahvenin yerini tutmaz. Bilakis kahvenin tadının içimizde dağılmasını hızlandırır. Ama biz kahve ikramını bırakırsak, sulanma başlayabilir. Muhabbetimizdeki düşüş, mücadelemizi düşürebilir. Mücadelemizdeki düşüş ise, hatırımızı düşürebilir. Bu ise, milletçe seviyemizi düşürebilir. Bir çivinin bir milleti düşürmesi gibidir bu. Kahveyi tazelediğimiz müddetçe, düşmeyeceğiz ve düşürmeyeceğiz. Allah da bizim değerimizi düşürmeyecek inşallah.
İnsanı kazanmak, insanımızı kazanmakla olacak. Önce biz, biz olacağız. Bize bakan, bizde insanlığını görecek, insanımız olacak. İnsanımız bizimle olacak, insan kazandıracak. Biz, insanımıza kazandıracak bir modele sahibiz. İnsanımız da bize sahip olunca elbette kazanacak. Bütün insanlık kazanacak. Çünkü bu gönül işi, önce gönlü zengin kılmak gerekiyor. İşte geçen bu kırk yıl, gönül zenginliğimizin kaynağıdır. Bu kaynaktan bir kahve ikram edeceğiz ve hatırı sayılır kırk yıl daha kazanacağız. Üstelik geçen kırk yılda kazandığımızı gelecek kırk yılda kazandıracağız.
Bizim felsefemiz farklı: bizde "kazandır-kazan" anlayışı geçerlidir. Önce kazanmayı değil, kazandırmayı hedefleriz. Bu sayede önce insan kazanırız, sonra her şeyi. Onlar ise, her şeyi kazanmadan insana yönelmez. Daha doğrusu, her şeyi kazanmak için yönelir insana. Bu ise insanı kullanmaktır. Biz, insanı kullanmayız, değerlendiririz. Kahve bu değerin bir işareti, hatır ise, bu değerlendirmenin bir karşılığıdır. Bizde karşılıklar bile bir değerdir. Onlar da ise değerin karşılığı yoktur. Bu yüzden değerle karşılaşmaktan korkarlar ve kaçarlar. Yüzyılın uykusuna yatırılmak istenen insanımıza değerimizi gösterelim ve elimizde kahve ile seslenelim: Uyan Türkiye, kahven geldi.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



