Bu gün "Umrenin ardından 4" diye yeni bir başlık düşmek ve oruçla birleşen tavafın bende uyandırdığı duyguları sizlerle paylaşmayı ne kadar isterdim. Geçen hafta yayınlanan umreye ilişkin üçüncü yazımı ise bir önceki hafta kaleme almıştım. Yani bugün ilk kez oturuyorum sizlerle buluşmak için bilgisayarımın başına. Midemin üzerinde henüz sessiz bekleyen o büyük ağırlığın gözyaşlarına dönüşmesinden korktuğumdan mıdır bilmem, yavaş yavaş dokunuyorum tuşlara. Oysa pek çok yazısını yazarken bir yandan elleriyle gözlerini silmiş biriyim ben. Ama nedense şimdi tutuyorum kendimi. Tutuyorum ve ancak böyle yazabiliyorum. Çünkü kırk yaşında yetim kalmış bir çocuğum ben. Yetim denince küçük ve mahzun yüzler gelmesin sadece aklınıza. İnsan kırkında da yetim kalırmış.
Kadir Gece'si, ebedi alemin kapıları açıldıktan itibaren onun da ilk gecesi olan sevgili babacığımın vefatının ardından hayatımda ilk defa yaptığım şeylerden birini daha yapıyorum şimdi: Babasını ahirete uğurlamış bir evlat olarak yazıyorum yazımı. Tıpkı "başınız sağ olsun" "Allah sabır versin" diyenlere mukabele etmek, namazlarımın ardında o dakikada Rabbimin ikramlarına mazhar olması dualarıyla babacığımı anmak, kabrinin kıyısında Kur'an-ı Kerim tilavet etmek, her fırsatta onun için dua istemek gibi.
Son on yıldır dünyamıza giren Parkinson hastalığı ve hastalığın genel seyri neticesinde ortaya çıkan başka rahatsızlıkların ardından 63 yaşında ebedî âleme intikal etti sevgili babacığım. Son anına değin bir kurtuluş vesilesi olması ümidiyle yaklaştığı hastalığı sabreden, sabrını diri tutmaya gayret eden babacığım....
Rabbimin izni ile ümit ediyorum ki, evimize rahmet melekleri girmiştir geçen zaman içinde. Veya O'nun tarafından muhtelif görevlerle vazifelendirilmiş melekler. Ama faraza bugüne değin hiçbir melek uğramamış olsa bile, şimdi gayet eminim ki, pek mübarek bir melek tarafından ziyaret edildi evim: Yaz boyunca çoğunlukla hastanede, Ramazan ayında ise evimizde olan, bayramı birlikte geçirmeyi umduğumuz babacığımı alıp götürmeye gelen Azrail (as). Şimdi onun ruhunu teslim ettiği oda bambaşka manalarla yüklü benim için. Ve Rabbim bana merhamet etti de son döneminde onunla aynı evi paylaşmayı nasip etti. Şimdi her yer onun hatıralarıyla dolu. Canı her çektiğinde yaptığım elmalı keki, ilaçlarını içmek istemediğinde bir ödül gibi sunduğumuz güllacı, taze hurmayı ve sanki bunları gerçekten doyasıya yiyebilecekmiş gibi takındığı o memnuniyet ifadesini nasıl unuturum? O, en küçük iyilik karşısında bile memnun olan ve bunu da belli eden biriydi. Anneciğim bir minik bebek gibi ona bakarken, mamalarla besleyip, evde kim müsaitse onunla sağa sola çevirmeye çalışırken, şüphesiz sevildiğinin farkında idi. Şükür ki, defalarca yüzüne bunu söyleme nimetini Rabbim bana bahşetti. Ve anneannemin beni öpmek istediğinde her söylediği gibi, "öpüvürüyün" diyerek babacığımın bağrına yaklaşıp, O'nu da tebessüm ettirir bir halde öpücükler kondurabildim boynuna boğazına.
Babacığım.... Ah babacığım... Bunalmış bir halde "Allah, Allah" diye bağırdığın gecelerin ardından, sonunda Rabbine kavuştun. Ölümü ve ahireti hesap ederek yaşadın. Genç kızlığımda, gece, uykumun arasında gözlerimi açtığımda, seni sobanın dibinde üzerinde kendine cüppe yaptığın beyaz doktor önlüğü, başında takken namaz kılar görürdüm. Zaman zaman bana "kızım ben Kur'an okumayı çok seviyorum" derdin ve o sevdiğin Kur'an'ı gerçekten çok ta güzel okurdun. Hele Nebe Suresi'ni okuyuşuna ayetten ayete geçişine hayran olurdum. Şimdi seni emanet edilecek en emin yere, Merhametlilerin en Merhametlisi Rabbime emanet ediyorum. Şehitler, sıddıklar ve nebiler refikin olsun. Rabbim bize gayb olan ve fakat senden perdenin kalktığı o alemde seni rahmetiyle, af ve mağfiretiyle kuşatsın. Amin, amin, amin...


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



