Türkiye'yi cumhuriyet tarihinin en büyük krizine sokan 10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ile Başbakan Bülent Ecevit arasında yaşayan Anayasa Kitapçığı fırlatma polemiği bu ülkenin en az 50 yılına malolmuştu. Doların füze gibi fırladığı, gecelik faizlerin yüzde 7 bin 500'lere uçtuğu, çeklerin senetlerin ve paranın pul olduğu bu dönem, maalesef toplumsal hafızamızdan uçup gitti. Hafıza-i insan nisyan ile maluldür derler....Bu çerçevede Türk insanının toplumsal hafızasının gerçekten çok zayıf olduğunu, geçmişe yönelik acı hatıraların çok kısa bir zaman aşımında buhar olup uçtuğunu görmekteyiz. Ekonomik tarihimize 2001 krizi olarak geçen bu ekonomik krizin kırılma noktası, Başbakan Bülent Ecevit'in ayaklarının önüne Başbakanlık binasında bir esnaf tarafından yazar kasa fırlatılması olayıydı. Artık iş yapamayan, döviz karşısında eriyen, çekleri senetleri ödenmeyen, müşterinin en değerli varlık haline geldiği bu dönemde, bu esnafın yaptığı protesto kısa zamanda çığ gibi yayıldı. Cumhurbaşkanıyla Başbakan arasında yaşanan bu "pireyi deve" yapan muhabbet, Türkiye Cumhuriyeti ekonomisin en kara dönemi olan "Kemal Derviş" sürecinin başlamasına neden oldu. IMF'nin borçlarını tahsil etmek ve ülkemizin tüm üretim kaynaklarını bitirmek üzere gönderilen Kemal Derviş, kısa zamanda ekonomiyi "IMF'nin duyargalarına" göre ayaklayarak, gerçek esnafımızın, üretimden gelen gücünü kullanarak ayakta durmaya çalışan işadamlarımızın tüm hayat damarlarını kesti, kopardı.
Bu karanlık sürecin sonrasında yapılan seçimlerde işbaşına gelen AK Parti iktidarı, Kemal Derviş ekolünün aynen devam etmesi yönünde ilke kararı alarak, nasıl bir ekonomi politikası izleyeceğinin sinyallerini verdi. O tarihten beri uygulanan ekonomi politikaları Türkiye'yi, insanımızı, esnafımızı, işadamımızı nereye getirdi?
Şu anda yaşanan kesinlikle "sıkboğaz ekonomidir"... Tüm parametrelerin daraltıldığı, dış borcun ve iç borcun her sene sürekli tırmandırıldığı, ithalat rejimiyle üretime dayanan sanal bir ekonomi tablosudur. Bu ekonomi tablosunun oluşturduğu cari açık 50 milyar doları aşmıştır. Ve bu sistemle, bu karanlık ekonomi rejimiyle "işsizliğin düşürülmesinin", milyonlarca iş ve aş bekleyen insanın derdine mehlem olunmasının çaresi yoktur.
İşsizlik noktasında açıklanan rakamların aslı esamesi yoktur. Çünkü, şu anda gizlisiyle, mevsimliğiyle işsizlerin gerçek oranı yüzde 25'i bulmaktadır. Üretim ekonomisinin olmadığı, varolanın bile korunmadığı bu sistemde işsizliğin düşürülmesine imkan ve ihtimal yoktur. Bizi en çok güldüren önceki gün Başbakan Tayyip Erdoğan'ın seçim beyannamesinde kişi başına düşen milli gelirin 2023 yılında ulaşacağı rakamı 25 bin dolar olarak açıklamasıydı.
Sivri dilli ekonomist Prof. Dr. Osman Altuğ, bir gecede kalem oynatılarak milli gelirin önce 10 bin dolara, ardından 13 bin dolara çıkarılmasıyla ilgili olarak şöyle demişti: "Ben bu hesaplara sadece gülüp geçiyorum. 4 kişilik bir aile düşünün. Dört kişilik bu ailenin milli gelirinin 52 bin dolar olması lazım. Bu aile, dört kişi için bile 13 bin doları alamıyor. Bu hesabı yapanlara gidip "Verin bizim 52 bin dolarımızı" diye hesap sorsalar, kim çıkacak böyle bir garip hesabın içinden" demişti.
Her şey güllük gülistanlık.... Ekonomi tıkırında.... TOKİ, sağa sola bina yapıyor.... Söyledikleri tek şey bu. Peki reel ekonominin durumu nedir? Anadolu'da durum nedir? Türkiye, bu zihinsel savrulmalarla seçime doğru koşar adım gidiyor. Bu zihinsel savrulmaların nasıl bir tercih savrulmasına dönüşeceğini de elbette merak ediyoruz.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



