Efendimiz (S.A.V.) Mekke'den Medine'ye hicret ettikten ve devletini kurup güçlendikten sonra Bizans Devlet Başkanı Heraklius'a, İran devlet başkanına, Mısır devlet başkanına, Yemen devlet başkanına ve Bahreyn devlet başkanına, Habeşistan devlet başkanına mektup yazarak onları ve halkını İslam'a davet etmişti.
Mektupları papazlara yazmıyordu. Devlet başkanlarına yazıyordu. Sevgili peygamberimizin mektebinde yetişen Hz. Osman, "Allah Kur'anla yapmadığını sultanla (devlet eliyle) yapar" buyurmuş.
Batılı gazetecilerin veya stratejistlerin yazdıklarını Türk halkına aktararak gazetecilik yapan bir kısım insanların etkisinde kalan Müslümanlarımız, dünyanın çeşitli yerlerinde dinini, vatanını, namusunu korumaya çalışan Müslümanların eline bulaşan sömürgeci kanını gördüklerinde "Bu kan Müslüman'a yakışmaz" diyerek Müslüman'ı ayıplama tarafına gidiveriyor.
Hani Nasreddin hocanın evini hırsız soyduğunda "Hoca, kapıyı kilitleyecektin, pencereyi niye kapatmadın? Paranın hepsi bir yere konur mu?" gibi ayıplamaları dinledikten sonra hoca "Hırsızın hiç suçu yok mu?" diye sorar ya işte bu da öyle bir şey.
Dinini, vatanını, namusunu korumak için bu tür hareketleri yapan Müslümanları batılı siyasiler, askerler ve gerçek aydınlar anlarlar. Ama anlamazlıktan gelebilirler.
Bizim içimizdeki ayıplama ekibi güya dinimizi koruma kaydıyla bunları yazarlar ve çizerler ama dosta da düşmana da yaranamazlar.
Son günlerde en kötü şekilde tanıtılan Taliban'ın eline 11 Eylül 2001den sonra esir düşen, Sunday Express gazetesinin muhabiri Yvonne Ridley isimli bayan muhabir 10 Ekim 2001 tarihinde serbest bırakılır, İngiltere'ye dönünce Medeni Amerikan, İngiliz ve Avrupa gazetelerinde çıkan haberleri okuyunca beyninden vurulmuş gibi olur.
Haberlere göre Taliban askerlerinin hepsi gazeteciye tecavüz etmişler. Masa başında haber yazanlar aslında öyle bir durumda kendisinin neler yapabileceğini düşünüp, başkaları da yapmıştır diye yazarlar. Kadın bunları okuyunca asıl Taliban'ın batıda olduğunu görür ve İslâm dinine girerek bütün batıyı şoka sokar.
1974 Kıbrıs barış harekatı yapıldığında ben Fransa'da işçi olarak çalışıyordum. Her sabah işyerine geldiğimizde Fransız işçilerin yüzü asık olurdu. Sebebini sorduğumuzda Türk askerlerinin Rum çocuklarını öldürüp kebap yapıp yediklerini öğrendiklerini onun için bize asık surat olduklarını söylerlerdi. Bizim basını takip edecek dilimiz olmadığı için haberleri onlardan dinlerdik ama işte böyle dinlerdik. Moskova'daki tiyatro baskınında şimdilik ölen iki yüz kişinin tamamı Rus kurtarma timinin zehirli gazıyla ölmüş olduğunu Putin televizyondan özür dileyerek ilan etti.
Rus askerleri, Çeçenistan'ın başkenti Grozni'de bütün bir halkı rehin alıp her gün başı dik yürüyenleri öldürürken onları kınamayanlar, şimdi her tarafı kınamaya başladılar.
Müslüman'a yardım edemiyorsak bari kınayarak günah kazanmayalım.
Batıda insaflı insanlar onları anlar. Kökten dinci bir Yahudi, Müslüman Filistinlilere karşı savaşmak için Amerika'dan kalkıp Filistin'e geliyor ama Filistin'de durumu görünce Müslüman oluyor. Yani o taş atan insanların haleti ruhiyeleri onu etkiliyor. Biz ise ayıplamaya devam ediyoruz.
Sudan'da yönetim batı yanlılarının elinde iken dünyanın en sefil hayatını yaşayanların Sudan'da olduğunu fotoğraflardan görürdük. Müslüman kimliği öne çıkan insanlar yönetimi ele geçirdikten sonra o en sefil hayatı yaşayanların durumunun Sudan şartlarına göre düzeldiğini gören siyasiler ve stratejistler "Bu işi Müslüman kimlikli insanlar daha iyi başarıyorlar" kanaatına varıyorlar.
Batılı siyasiler ve askerler, Taliban'ın esir ettiği kadın gazeteciye davranışı ile Amerika'nın esir ettiği Talibanlara davranışını kıyaslayarak bir kanata varıyor ama kanaatını açıklamaya cesaret edemiyor. İçteki kanatlar bir gün kanatlanır ve dışa çıkar. Olgunlaşmış kanaatleri engellemeye kimsenin gücü yetmez.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



