Dünyayı bir tiyatro sahnesi olarak düşününüz; insanı da burada kendine verilen rolü yapmaya çalışan bir oyuncu... Bu sahnede her bireyin rolü doğumla başlar. Her dönemin, her yaşın kişiye yüklediği roller vardır. İnsan, hayat çizgisini sürdürürken bazı dönemlerde çok aktiftir, bazılarında da sanki geri hizmetlerdedir, hatta bazan "konu mankeni" olur. Fakat insanlar hayatın ritmine kendilerini öylesine kaptırırlar ki, çoğu zaman bu dönemsel rolleri birbirine karıştırırlar. Elbette herkes aynı düzeyde oyuncu değildir diyeceğim fakat beceriksizlik de yine bir rol gereğidir.
Yine rol gereği, bazıları açık gözlülük yapıp, hayatın sürüp giden "oyun"una müdahale ederek "çakma" senaristlik yapmaya kalkışırlar. Birileri, birilerine "kendi oyunları"na destek çıkması için roller vermeye kalkışırlar. Hiç kuşkusuz bu roller masum değildir, hak ve hukuku kendi menfaatleri istikametine çevirmeye yeltendikleri için başkalarına zulmetmektedirler.
Söz ombudsmanlık meselesine getirmek istiyorum. Açık söylemek gerekirse resmîleştirilmek istenen şu ombudsmanlık (güya toplum önderliği!) işini hiç mi hiç sevmedim. Kuşkusuz her "güç" kendi ombudsmanın kendisi oluşturacaktır. Zoraki demokrasi dayatmak gibi bir şey bu...
Oysa âkil kişi toplumun doğal bir süreçte değer verdiği kişidir. Toplum önderi herhangi bir kurum, kuruluş ya da çıkar grupları adına hareket etmez. Eğriye eğri, doğruya doğru der. Gelenin keyfi için şahsiyetini eğip bükmez. Toplum nazarında elde ettiği "itibarı"nı birilerinin keyfi için, birtakım imkânlara ve iyi şartlarda yaşamaya tahvil etmez.
Âkil kişi, elde ettiği birikimini ve konumunu her ne olursa olsun; canı, malı ve haysiyeti pahasına sürdüren kişidir. İşte buna toplum önderi denir.
Görebildiğim kadarıyla bazı insanlar, hayatlarının belli döneminde elde ettikleri birikimlerini, bir yaştan sonra "gelir/menfaat"e dönüştürmek istiyorlar. Artık çalışmayı, çabalamayı bırakıp, daha önceleri kazandığı birikimleriyle aynı şartlarda yaşamak ve itibar görmek istiyor. Söz gelimi birçok insanın menfaatini ilgilendiren önemli bir mevkide iken gördüğü itibarı, daha sonraki hayatında da devam etmesini istiyor.
Özellikle üst ve özellikle de bünyesinde "güç" barındıran makam ve rütbeler, daha sonraki hayatlarında insanların başlarının belâsı olmaktadır. Sıradan bir insan gibi davranamadıkları için, sıradan insan muamelesine tâbi olmak istemiyorlar. Çalışma hayatında verilen rolün etkisine kendilerini fena halde kaptırdıkları için, film bittiği halde, tabii olarak rolünün devam ettiğini vehmediyorlar. Oyunculuğu hazmedemeyen beceriksiz artistler gibi rol kesmeye devam ediyorlar, durmasını bilmiyorlar.
Bu arada özellikle belirtmek gerekir ki, hayat boyu devam edecek en muteber meslek ilimle uğraşmaktır. Bu sebeple âlim ölünceye kadar hatta öldükten sonra da muteberdir. Tabii ki gerçek âlimden söz ediyorum, günümüzün konjonktürel havasına uyup da birilerinin pohpohlamasıyla kendini âlim sananlardan değil...
Birileri tarafından verilen rütbelerle ilim de olmaz, âlim de olunmaz. Bunların işi ve itibarı muvazzafken devam eder, mütekait olunca sona erer. Zaten bu gibi kişileri halk çok güzel tartmakta ve değerlendirmektedir. "Kazanılan rütbe" başka, "verilen rütbe" başkadır. Verilen rütbe, onu verenlerin gücüyle ve alanıyla sınırlıdır, kazanılan rütbe ise milletin onu âlimlik rütbesine lâyık görmesiyle... Ombudsmanlık verilen bir rütbedir ve verenlerin istekleriyle sınırlıdır. Verilen rütbe, kazanılan rütbe gibi işlem görmesi istenirse, bu bir dayatma olur. Bu, âkil kişi olma halinin istismar edilmesidir.
Nefsî menfaatler müthiş bir sınav aracıdır. İnsanları tökezleten bütün tuzaklar, menfaatin kisvesinde mûnisleşmekte ve şeytanî bir hüviyet kazanmaktadır.
İyi rol yapan birçok insan, ilim rütbesini kıskanmaktadır. Akıllı kişiler ise âlimlere imrenirler. Âlimi, saygı değer konuma getiren ilmin yanı sıra, kişinin ilme kattığı şahsî karakteri yani ahlâkıdır. Âlim ahlâklı kişidir. Menfaatler karşısında eğilip bükülmez. Hak etmediği ya da hakkı olmayan hiçbir şeyin arkasından gitmez. Oysa günümüzdeki ombudsman kılıklı kişiler, birilerinin menfaatlerinin savunucusu durumundadırlar.
Toplum önderleri kamulaştırılamaz. Onlar sosyal atraksiyonlarını serbestçe icra ettikleri için toplum önderidirler. Devletten maaş alan biri toplum önderi olamaz. Fâni bir kişi için "toplum önderi" rütbesi yeter de artar bile... Ayrıca onu kamulaştırmaya gerek yoktur. Zaten gerçek bir toplum önderi böyle şeylere asla tenezzül etmez, ederse o toplum önderi değil bir göz boyayıcıdır.
Böylesine göz boyayıcı kişiler, kamulaştırılan tazıya benzerler. Hikâye bu ya, bir orman köyünde oldukça başarılı bir tazı varmış, sahibinin her istediğini yaparmış... Gel zaman git zaman, orman memurları bu tazıya müşteri olmuşlar. Sahibinden oldukça iyi bir ücretle satın almışlar. Orman müdürlüğünün kadrosuna geçen tazı, eskisi gibi, iş yapmaz olmuş... Orman memurları gidip durumu sahibine anlatmışlar. Tazının eski sahibi kendinden emin bir vaziyette, "Eee, o artık devlet memuru oldu!" demiş...
Hiç kuşkusuz tayinle, siparişle, şişirmeyle toplum önderi olunmaz. Toplum, önderini kendi belirler. Elbette toplum önderinde hayata, hakkı hâkim kılma gayreti içinde olma gibi bir özellik aranır. İletişim araçlarının ombudsman olarak belirlediği kişiler, menfaat önderleridirler. Milletin mâşerî vicdanında onların esamesi bile okunmaz, saman alevi gibi kaybolup giderler.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



