Bazıları için normal gibi görünse de bana çok ters gelen, ülkeye zarar veren asker ile sivil yargı ve bürokratları arasında bir güvensizlik olduğu gözleniyor. Bu güvensizlik eskiden beri vardı da ortaya mı çıkmamıştı, yoksa son yılların ortaya çıkardığı bir güvensizlik mi söz konusu bilemiyorum. Aslında var olduğu halde ortaya çıkartılamaması gerçekten sistemdeki bir yanlışı gösterir. Her ne ise konumuza gelelim.
Ergenekon savcılarına bir ihbar mektubu ile birlikte önce fotokopisi, daha sonra da aslı gönderilen bir darbe belgesinin gündeme gelmesi ile asker ve sivil yargı arasında bir çelişki; bir farklı davranış ortaya çıktı. Elbette kurumların belli bir konuda farklı görüşlere sahip olmaları doğal kabul edilebilir. Ancak, mesele yargı olunca, yargıda iki başlı bir görüntünün ortaya çıkması ister istemez toplumu sıkıntıya sokar. Şimdiye kadar soktu da. Bu arada olay sadece askeri ve sivil yargı arasında kalmayıp devletin tepesine de yansır, devletin tepesinde bulunanların birbirlerini tekzip eden açıklamaları gündeme gelirse sanıyorum bu işin üzerine ciddiyetle gidilmesi ve bir çözüme kavuşturulması gerekir.
Öncelikli olarak sivil ve askeri yargı arasında darbe belgesi konusunda bir tartışma gündeme geldi. Askeri Savcı Ergenekon savcılarından darbe belgesinin kendilerine gönderilmesini istiyor. Ancak, görünen o ki sivil savcılar ellerindeki belgeyi askeri savcıya göndermek istemiyorlar. Sanıyorum sivil savcıların bu tavırları darbe belgesi ile ilgili yargılama "Bizim yetki alanımıza giriyor" anlamına geliyor. Buna karşılık askeri savcılar ise belgenin kendilerine gönderilmesini istemekle yargılama yetkisinin kendilerinde olduğunu düşünüyorlar. Belge konusunda bu 'istedik vermediler' tartışması sadece yetki ile ilgili ise ortada fazlaca yadırganacak bir şey olmadığı düşünülebilir. Ancak, sivil savcılar ellerindeki belgeyi güvensizlik sebebiyle göndermiyorlarsa ortada mutlaka acilen çözümü gereken bir problem var demektir. Çünkü bazı köşe yazarları özellikle güvensizlik üzerinde duruyorlar. Bu takdirde buna son verecek olan organ yasamadır. Acilen yeni bir yasal düzenlemeye ihtiyaç vardır.
Bu arada gündeme gelen sivil ve askeri bürokrasiyi karşı karşıya getiren bir diğer konu ise "İnternet andıcı" ya da "İrticayla mücadele için internet sitesi kurulması" hadisesidir. Olay ilk gündeme geldiğinde Genelkurmay'ın yaptığı açıklamada bu sitelerin Başbakanlığın talimatı ile kurulduğu belirtildi. Ancak, Başbakanlığın böyle bir direktifin ne zaman ve kim tarafından verildiği sorusuna ise bu defa Genelkurmay'dan "2000 yılında verildi" cevabı geldi. Başbakanlık bu cevaba karşılık kendi arşivinde yaptığı araştırmada böyle bir bilgiye ulaşamadığını duyurdu. Bu arada 2000 yılının Başbakanlık müsteşarı Ahmet Sağar, Başbakan yardımcıları Mesut Yılmaz ve Hüsamettin Özkan da böyle bir talimatı hatırlamadıklarını söylediler. Kısacası, Genelkurmay'a internet siteleri kurulması yönünde bir talimat verildiğine dair bir belgeye ne rastlandı ne de hatırlayan oldu.
Kısacası toplumu tedirgin eden bir belirsizlik daha ortaya çıktı. Zamanın Başbakan Yardımcısı Mesut Yılmaz'ın "Böyle bir konuda emir olmaz tavsiye olabilir" sözleri ise işi iyice belirsizliğe itiyor. Gerçekten bir tavsiye söz konusu ise bunun sahibi zamanın Başbakan'ı Bülent Ecevit olabilir. O da vefat ettiğine göre böylesine önemli bir konu unutulmaya terk edilecek demektir.
Elbette hiçbir kurumu şu ya da bu bahane edilerek suçlamak doğru olmaz. Bu bizim görevimiz de değildir. Ancak, yargının da eli kolu bağlı ise ya da bağlanıyorsa toplum bu belirsizliğin cevabını nereden ve kimden öğrenecek? Toplumun böyle bir hakkı yok mu?
Devlet kurumları arasındaki güvensizliğin faturasının toplum ve ülke için çok ağır olduğunu ve olacağını sanıyorum söylemeye bile yok. Başlıkta belirttiğim kimin kime güveneceği belli değilse o ülkede demokratik hak ve özgürlüklerin teminat altına alınması mümkün olabilir mi?
Gerçekten egemenlik millete ait ise milletin seçtiklerine güvenmesi gerekir. Ancak, seçtiklerinin de bir takım sınırlandırmalar içine hapsedilmesi söz konusu ise o zaman işin içinden çıkmak mümkün olabilir mi?


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



