Model olarak konuşuluyoruz İslam dünyası için...
Despot, zalim idarelerden usanmış müslüman toplumlarda son zamanlarda yaşanan siyasal hareketlilik, hak ve özgürlük talepleri sonrasında, örneklik ve öncülük rolünü bize kimler, hangi gerekçelerle yüklüyor?
Tarihsel birikimlerimizle yeniden buluşmamız ve nihayet temsil kudretimizdeki artış mı gerçekten?
Yüksek fikirleri ve yol göstericilikleri dolayısıyla alimlerimizin, mütefekkirlerimizin çoğalması ve etkin tarihsel rollerinin yeniden dirilmesi mi bizi gündeme taşıyor?
Dünyanın zulüm çarklarına çomak sokabilme adına dişe dokunur siyasi-iktisadi hamlelerimiz mi bize bu imtiyazı sağlıyor acaba?
Ya da İslam dünyasının dertlerine deva işler başarıyor oluşumuzdan mı bu alaka?
İçeride zaman zaman bir takım olumlu gelişmelerin yaşanıyor olması, artık bundan böyle İslam dünyası için bir öncü rolün gerektirdiği liyakat ve yeterliliği kazandığımıza işaret midir cidden?
Biz, Suriye üzerinden İran'la gerilime zorlanırken zorunlu müttefik ABD'nin ve nöbetçi jandarması İsrail'in destekçisi olmaya devam eden Almanya ve Fransa hükumetleri, pek muhabbet duydukları (!) Ermeni ve Kürt unsurlara bölgemizde uygun arsa bakıyor gibiler...
Geçenlerde işi icabı Lübnan'a giden bir dostum, bu "abi" rolümüze dair hiç de iyi izlenimler aktarmadı... Birileri bu rolümüzün İslam dünyasındaki yansımaları konusunda epeyce duygusal değerlendirmeler içinde galiba. Hem müslüman, hem demokratik ve aynı anda laik modelimize, Ortadoğu'da çokça izlenen TV dizilerimize bakınca insan ne tür bir model olduğumuz sorusu üzerinde tekrar düşünmeden edemiyor.
Garip işler dönüyor azizim!
Gündemden
Büyük bir katliam yaşandı Uludere'de. Kaçakçıymışlar dendi, hata dendi, istihbarat fiyaskosu dendi... Sadece insansız hava araçları mı "insansız" sizce?!
Fatura kime, nasıl kesildi? Haberi olan varsa beri gelsin.
Öte yandan Dink cinayeti davasında karar ...
Cinayeti iyice deşifre etmek ve adaletin izini sürmek gerekiyor elbet...
Tabii "hepimizin Ermeni" olması gerekmiyor!..
Hak ve adalet ararken habire milliyet mi değiştireceğiz yani...
Siyaset ve iktidar uğruna dilini, dimağını değiştir...
Üniversite okuyacağım diye kılık kıyafet değiştir...
Ticaret yapacağım diye hoca değiştir...
Sanat yapacağım diye muhit değiştir...
Bir kendimiz olamadık birader!!...
Biribiriyle ilgisiz görünen birkaç not
Kılıçdaroğlu bile ne demiş baksanıza:
''Türkiye'de hukuk garabetleri artık bütün dünyanın ilgisi çekmeye başladı. Bunu bütün dünyada seslendiren biziz, CHP. Çünkü biz, adalet istiyoruz, özgürlük istiyoruz, insan haklarına saygı istiyoruz..."
Garip değil mi!...
Küresel kapitalizmin yıldız firmalarından biri olan Coca-Cola'nın dünya başkanı Muhtar Kent, Davos'ta düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu'nda, "Türkiye'nin bu yıl dünyanın parlayan yıldızı olacağı"nı söylemiş (Aynı cümlede iki "yıldız"dikkatinizi çekmiştir sanırım. Bu arada hakkını yemeyelim, bu adamın babası Necdet Kent, Türk Oskar Schindler'i olarak tanınıyormuş. Sebebi ise 2. Dünya Savaşı sırasında, Fransa konsolosu iken kurtardığı yetmiş-seksen yahudiymiş. Minnettarlık böyle bir şey işte).
Çok seviyor bazıları bu ülkeyi... Hepimizden çok.
Bizim Mavi Marmara Aşdod limanına çekilince, gemiye binen sözde sivil tercümanlar, istedikleri evrakları imzalatmaya ikna için gemi yolcularına iyi niyet mesajı vererek Türkiye'yi ne kadar çok sevdiklerini, hatta tatillerini burada geçirdiklerini söylemişlerdi.
Garip işler azizim, çok garip!
Önce kim söyledi
Sözümona küreselleşen dünyanın değerleri(?)ni sahiplendikçe, servet ve iktidardan pay sahibi olma yolunda yoruldukça neleri arkada bırakıyoruz acaba?
Bize vaat edilen imkanlar ve özgürlükler ne pahasına?
Kaliteli ya da niteliksiz, üretilen her bir şeyin piyasası olan ve piyasa kutsalı etrafında şekil alan bu dünya düzenine bırakın muhalefet etmeyi, muhalefeti düşünmek bile analiz dışına itildi. Bizi farklı ve zengin kılan değerlerimizi fark etmek yerine, her çeşitliliğin zenginlik olduğu hikayesiyle bu farkları eriten, her tür rezilliği hoş görmeye davet ederek değerlerimizi değersizliklere kurban eden anlayış müslümanlara ezberletildi.
Halbuki bu çarpık düzeni modern kültür içinde ve en iyi, en hızlı becerdiğini söylemek bir müslümana utanç olarak yeter de artar.
Sürecek olan bu dünya düzeninin istikrarı ise şayet, istikrardan yana olmak ne anlama gelir?. Servet ve iktidarı bundan böyle devralmak suretiyle mevcut dünya düzeni ve işleyişine katkı sunmak, onunla benzeşerek aynılaşmak, müslüman olmanın dönüştürücü dünya algısı ve gücünü en hafif ifadesiyle unutmak anlamı taşımaz mı?
Oysa zulme direniş imkan dahilindedir.
Ve direniş mukaddestir.
Sahi bizim iyi bir model olduğumuzu ilk önce kim söyledi?


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



