Seyahat etmek bir zevk, seyahat edebilmek ise büyük bir nimet... Seyahat etmek, bakma ile görmeyi de birbirinden ayırt ettiriyor. Kilometrelerce yol katedeceksiniz de görmeyeceksiniz, olacak şey değil... Fakat onlarca insan görmeden dolaşıyor, gezdiği yerlerde geçmişte olup bitenleri fehmetmiyor / fehmedemiyor.
İnsan öncelikle bulunduğu yeri öğrenmeli ve tanımalı... Bu yüzden ülkemizi tanımanın, ülkemizin maddî ve mânevî kimliği hakkında bilgi sahibi olmanın çok önemli olduğuna inanıyorum. "Ben nerede, nasıl bir ülkede yaşıyorum, ülkemin kültürel varlıkları nelerdir? Buralardan kimler gelmiş kimler geçmiş; geçenler niçin göçmüş, gelenler hangi niyetle ve nasıl gelmişler?" Bunları öğrenebilmek için okumanın yanı sıra gezmek ve görmek gerekir.
Gezerken geçmişte bu coğrafyaya atılan imzaları görüyorsunuz. İnsanların ne büyük zorluklar içinde yaşadıklarını, birbirinden korunmak için neler yaptıklarını hayretle ve ibretle izliyorsunuz. Bugün girip-çıkmakta zorlandığımız mağaralarda geçmişte insanların hayat sürdüklerine tanık oluyoruz.
Bu arada, turizm adına Hıristiyanlık dönemine ait eserlerin diriltilişini görüyorsunuz. Elbette bunlara diyecek bir şeyimiz yok, bunlar dünya mirasını yaşatma adına yapılırken bazan farklı amaçlar taşıdığını da biliyoruz artık... Meselâ birçok yerde olduğu gibi Avanos, Ürgüp civarında yabancıların mülk edinme iştahlarının iyice kabardığı anlatılıyor. İşin ilginç yanı oralardaki mülkler yabancılar için çok cazip fiyatlarda satılıyor.
Halk ihtiyaçtan ya da gafletten parayı verene düşünmeden evlerini, arazilerini satıyor. Satanlar için şimdilik bir sorun görünmezken, alanlar geleceğe yatırım yapıyorlar. Elli yıl, yüz yıl sonrasının hesapları vardır bu gibi girişimleri altında... Çünkü bir Batılı'nın bugünkü şartlar altında oralarda yaşaması mümkün değildir.
Nevşehir bölgesinde tarihî eser diye nereye gitseniz kilise çıkıyor karşınıza... İrili ufaklı çeşitli ebatlarda Ürgüp, Avanos, Zelve, Uçhisar, Ortahisar, Derinkuyu hatta Ihlara vadisi bile kiliselerle dolu... Kilise dediysem de gidip görenler bilir, çeşitli mağara oyuklarında Hz. İsa, Hz. Meryem ve hıristiyan din adamlarına ait figürlerin tavana ve duvarlara işlenmesiyle oluşturulmuş oda şeklindeki yerler...
Erişilmesi güç ve korunaklı yerlerin yanı sıra metrelerce yerin altına inilen yer altı mağaralarında da durum aynı... Bütün bunların sonunda kilise görmekten bıkıyorsunuz, zaten Nevşehir bölgesini gezenlerden, "Kilise görmekten gınâ geldi" cümlesini sıkça duyduğumu da belirtmek isterim.
Seyahatimiz sırasında görebildiğimiz kadarıyla epeyce yabancı akını vardı buralara... Yabancıların gerçekleştirdiği anlamda yerli turizm pek oluşmamış... Ne yazık ki değişik yerleri gezip görme isteği de, ironik anlamda "turist" dediğimiz insanlar sayesinde hayatımızda yer buldu. Bize gezmeyi, görmeyi onlar öğretti desem garipsenmez herhalde...
Gezdiğimiz yerleşim birimlerinde halkın buralara gelenlere hâlâ yadırgayarak baktığını da söylemek isterim. "Bu kadar zahmete katlanarak bir taş oyuğuna girmeye, taşları görmeye geliyorlar!" Turistleri uzaydan gelmiş mahlûklar gibi seyredenler de var. Her şeye rağmen bizim insanımızda da gezip görme isteği "kültür turları"nı doğurdu. Aslında ülkemizi tanımak, insanın kendisini tanıması gibi bir şeydir. Bireysel kimliğin birleşenlerin birisi de çevre ve tarih faktörüdür. Bu hal kendi tarihimize ait eserlerin bilinmesinin ve muhafaza edilmesinin ne kadar önemli olduğunun da bir göstergesidir. Ben olup bitenleri görmeye ve anlamaya çalıştım.
Yollar
Bu arada bazı iller kasaba görüntüsü verirken, il ve ilçeler arasındaki yollar merkezî yönetimler tarafından gidişli ve gelişli bir şekilde yapılmış, bunları gerçekleştirenleri rahmetle anarken şükran duyuyorsunuz. Gurur verici bir hal yaşıyorsunuz.
Bir yerden bir yere güvenli bir şekilde seyahat edebilmeniz için iyi yollara ihtiyacınız var. Geçmişte yollar kan gölü haline gelmekteydi, bugün de kazalar oluyor fakat bugünkü kazaların büyük çoğunluğu sürücü hatası yüzünden olmaktadır, yani yol faktörünün oranı düşük...
Yol güvenliği olmadığı zaman, mecbur kalmadıkça bulunduğunuz yerden başka bir yere gitmeye korkuyorsunuz. Gidişli ve gelişli yolların bazı canavarlarla paylaşılması insana ecel terleri döktürüyor. Karşınızdan gelen her vasıtayı üzerinize gelen gözlerini pörtletmiş bir canavar sanıyorsunuz. Yanınızdan geçen vasıtalardan kurtuldukça şükrediyorsunuz. Bu korkuyla seyahat mi olur?
Yolculuğumuz süresince Aksaray-Konya arası hariç böyle bir korkuyu yaşamadığımızı söyleyebilirim. Ülkemizin neresine giderseniz gidiniz ayrı bir güzellik barındırıyor, Allah her türlü nimeti vermiş, yeter ki kıymet bilinsin. Fakat her yolculuğun en güzel tarafının da İstanbul'a dönüşü olduğunu söylemeliyim.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



