Bir hafta kadar önce, Kıbrıs’ta okuyan Türk öğrencilerin davetiyle “yavru vatan”a Çanakkale Şehitlerini anlatmak için yola çıktık. Kıbrıs Türk Hava Yolları uçağı Yeşilköy’den hareket ederken, biz de oğlum Emre ile birlikte gezeceğimiz yerlerle ilgili dergiye göz atmaya başlamıştık. Gazimağosa ile Girne ve Lefkoşe’de bulunan tarihi yerleri, Lefke’nin tabii güzelliklerini anlatan derginin sayfaları arasında dolaşırken, uçağımız bulutların üstündeydi.
Cuma günü Gazimağosa’da, Cumartesi Girne ve Lefkoşe’de, Pazar günü de Lefke’de birer konferans verecektik. Bu arada, üniversite öğrencileriyle tanışıp sohbet edecek, onların meselelerini konuşacak, Çanakkale Savaşı’nın bizim için ifade ettiği anlam ile bu savaşın kültür ve edebiyatımızdaki yerini ve önemini birlikte mütalaa edecektik. Böylece, bugün gençlerin üzerinde durması gereken vatan ve tarih şuuru, bağımsızlık ülküsü ve her bakımdan üstümüze gelen Batı kültürüne karşı milli değerlerimizi nasıl savunacağımız konusu üzerinde duracaktık. O bakımdan, üç günlük seyahat bizim için de önemli bir şuur yenilenmesiydi.
Ercan Havaalanı’na inerken, Kıbrıs’ın ne kadar yeşil olduğu dikkatimizi çekti. Bunun bu aylara mahsus olduğunu, adanın en güzel günlerinde geldiğimizi söyleyen bir Kıbrıslı okul müdürü, daha havaalanından çıkmadan, yaz aylarında 50 dereceye ulaşan Kıbrıs’ın havasını bize hissettirdi. Gerçekten de öğle saatlerinde hava birden ısındı ve biz Cuma namazını açık havada, üniversiteliler arasında kılarken, bir ağacın gölgesi altına sığınmak zorunda kaldık.
Bizi orada misafir eden Evrensel Sevgi ve Kardeşlik Derneği mensupları olan sevgili Ahmet Remzi, Hıfzullah, Hüseyin ve Enes Beylerle Lefkeli Türk gençlerine gönül dolusu selam ve başarı dileklerimizi bir kere daha ifade edelim. Harçlıklarından topladıkları gelirle, öğretim yılı boyunca her hafta bir misafiri davet edip konferans düzenledikleri için tebrikler…
Gazi Magosa’da Çanakkale Şehitliği
Üç gün içinde, pırıl pırıl gençlerle pek çok güzel ve ilgi çekici şeyler yaşadık, Kıbrıs’ın tarihi ve turistik yerlerini gezdik. Bunlar arasında unutulmaz bulduğumuz şeylerin başında, özellikle gençlerin heyecanı, Türkiye özlemiyle kendilerini yetiştirmeleri, tarih şuurları gelir...
Kıbrıs’ın tarihi üzerinde durmayacağım, çünkü bunu herhangi bir ansiklopediden öğrenebilirsiniz. Fakat Kıbrıs harekâtıyla ilgili tek romanın, Güzel Ölüm’ün yazarı olarak pek çok Türk insanı gibi ben de oraya gitmeden Kıbrıs muhabbeti yapmıştım. Cumhuriyet dönemindeki tek askeri harekâtın romanını yazarken, doğrudan Kıbrıs’ı değil de Kıbrıs’ın Türkiye için ifade ettiği anlamı öne çıkarmaya çalışmış ve o yüzden de şehâdetin ve Batı karşısındaki direnişin anlamı üzerinde daha çok durmuştum. Bu da bir bakıma Çanakkale Savaşı’na katılanların taşıdığı ruha benzer bir duyguyu yansıtıyordu.
O yüzden gençlerin Çanakkale Şehitleri’ni anmak için beni davet etmelerine gerçekten çok sevindim. Çünkü bizim olanı savunmak azmi ve heyecanı benim için her zaman önemli...
Bu adada belki de dünyanın en zengin dinî ve tarihi kültürel mirası var. Bunun üzerinde bugüne kadar yeterince durulmadığını biliyoruz. Sadece Gazimağosa’nın sınırları içinde yüzlerce mabet olduğunu ifade edersem, demek istediğim daha iyi anlaşılır. Bugün nüfus cüzdanında din hanesi boş kalan nadir ülkelerden biri olan bu adanın insanları, katliamdan zor kurtarılmasına rağmen dinî eğitimin yokluğu yüzünden milli duygularını da kaybetmiş gibidir.
İkinci Selim’den İkinci Abdülhamid’e kadar, 1570-1878 yılları arasında, tam 308 yıl Osmanlı egemenliğinde kalmış olan bu adanın tarihinde hiçbir zaman Yunan yönetimi olmamıştır. Buna rağmen, 1974’te Kıbrıslı Rumlarla cuntacı Yunan subaylar işbirliği yapar ve Sampson adlı EOKA’cı bir çete elemanı tarafından Papaz Makarios’a darbe yapılarak yönetime el konur. Amaç Kıbrıslı Türklere katliam uygulayarak ada bütünüyle Rumlara bırakılmak istenir. Böylece hadise çıkararak Kıbrıs da Girit gibi Yunanistan’a bağlanacaktı...
Kıbrıs Harekâtı, yalnız adadaki Türk varlığını korumakla kalmamış, Yunanlı cuntacılara ve Kıbrıs’taki işbirlikçi Rumlara da hadlerini bildirmiştir. Bu harekâttan sonra, adadaki Türk mezarlığına bitişik ve fakat biraz ayrı gibi duran Çanakkale Şehitliği de onarılıp ziyarete açılmış, her 18 Mart’ta askerlerle sivillerin katıldığı bir tören düzenlenmeye başlanmıştır. Gazimağosa’da ilk önce bu şehitliği ziyarete gittik. 17 Mart olduğu için, bizden hemen sonra askeri bir jip geldi ve şehitliğin durumunu gözden geçiren komutan, ziyaretimizden memnuniyetle böyle anma faaliyetlerine üniversiteli gençleri törene beklediklerini ifade etti.
İngilizler, Çanakkale Savaşı’nda esir aldıkları Türk askerlerini sömürgesi olan bütün ülkelere götürerek, Osmanlı karşısında yenilmediklerini isbata gayret ettikleri biliniyor. Bu şehitlerin kabirlerinin Kıbrıs’ta bulunuşu bu esaret dönemine rastlamaktadır…
Barnabas Hazretleri ve Kıbrıslı Nâzım Efendi
Gazimağosa’da, içindeki tarihi yapılar ve evleriyle ilgi çekici bir görüntü veren Mağosa Kalesi ile pek çok dinî yapı insanı hayretler içinde bırakıyor. Lala Mustafa Paşa Camii’ne dönüştürülen Saint Nicolas Katedrali, Namık Kemal Müzesi, Othello Kalesi ve benzeri, Lüzinyanlarla Venediklere ait pek çok yapının olduğu, kralların burada taç giydiği biliniyor.
Bu bölgeye yakın, şehir dışında Salamis Harabeleri ile ilgili en önemli bilginin, Hz. İsa’nın havarilerinden olan Aziz Barnabas’ın da bu şehirden olduğudur. Hıristiyanlığı yaymak için tekrar geldiği ana yurdunda öldürülür ve burada gömülür. Daha sonra cesedi çıkarılarak imparator Zenon’a götürülür ve İstanbul’da Kıbrıs Kilisesi’ne bağımsızlık verir. Daha sonra da onun adına, imparatorun tahsis bağışladığı para ile öldürüldüğü bölgeye bir kilise yaptırılır.
Barnabas hazretlerinin İncil göğsünde olarak gömülmesine rağmen, onun derlediği İncil’in hâlâ Hıristiyan dünyası tarafından tanınmaması ayrı bir tuhaflık… Kilise yakın zamana kadar hizmet verirken, bugün müzeye dönüşmüş, içine de ikona resimleri konmuştur. Mağosa’daki Kutup Osman Tekkesi ile oturuma açılmayan Maraş Bölgesi de ayrıca dikkate değer yerlerdir. Özellikle altın kum sahilleri adı verilen insansız bölgenin 32 yıldan beri pazarlık payı olarak boş bırakılması ve buradaki beş-altı yıldız otel ve pansiyonların hiç kullanılmaması akıl alır bir tuhaflık değil... Hâlbuki burası geçici olarak da olsa kullanılabilir.
Kutup Osman hazretleri gibi Kıbrıslılara hizmet veren Şeyh Nâzım Efendi ise, Lefke’de bulunan tekke, mescit ve buna yakın evinde oturmaktadır. Dünyaca tanınmış bu şeyhefendiyi Lefke’deki konferansımızdan sonra, ikindi namazında camide ziyaret etmek istedik. Bizi çok iyi karşıladı, sohbet etti ve gençleri gülmekten geçiren nükteler-espriler yaptı ve onların dilinden konuştu. Sohbetlerinden oluşan bir kitabını aldım. Şeyh sohbetinde şöyle söyledi: “Efendim, kimse bu gençleri bu hâle getiremezdi, Allah onlara hidayet verdi, bize de geliyorlar. Kalpleri döndüren Allah’a hamdolsun…”
Kıbrıs’ın Emeviler zamanındaki fethi sırasında görev alan ve Larnaka’da medfun olan Hala Sultan gibi Girne’de de sahabeden pek çok kişinin kabri bulunuyor. Bunlardan biri olan, Hz. Ömer diye anılan, meşhur Hz. Ömer’den başka bir şahsiyetin kabrini de ziyaret ettik. Sahilde bulunan koruganların biri yanında olan bu türbe ve yakınındaki mescit hizmet veriyor. Lefkoşe’de Selimiye Camii adıyla bilinen, eski adıyla Saint Sophia Katedrali veya Sophia Camii’nin eski mihrabının bulunduğu yer, İkinci Mahmud’un adaya gittiği dönemde kapıya dönüştürülmüş, ama Saint Nicolas Katedrali gibi bu da aslına uygun korunmuştur.
Allah için yapılan mabetleri mabet olarak muhafaza etmekle Osmanlı güzel bir gelenek oluşturmuştur. Halbuki Batı Avrupa ülkelerinde pek çok cami ve tekke yıkılmış, yakılmıştır. Türkiye’de politik tartışmalara malzemesi yapılan, ama özellikleri hakkında yeteri kadar bilgi sahibi olamadığımız adayı bize gezdiren genç dostlarıma bir kere daha teşekkür ederim.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için



