"Kıbrıs Barış Operasyonu, Türk tarihine şanlı bir zafer olarak geçen bir müdahaledir. Yunan ve Rum'un ihanet ve gaddarlığını durduran, mutlak bir soykırımını önleyen bu şanlı müdahale 1974 yılında gerçekleşmiştir. 37 yıl sonra bile Kıbrıs olayları ve operasyonu, pek çok hadiseye ve bilhassa günümüzde Ortadoğu'da gelişen olaylara ve Batı'nın genel siyasi tavrına ışık tutmaktadır.
Hileli politikalar
Hukukun üstünlüğünden ve insan haklarından sürekli bahseden ve II. Dünya Savaşı'ndan sonra yeni bir dünya düzeni kurduklarını ve bu evrensel prensipleri her yerde uygulamaya kararlı olduklarını tekrarlayan Batılı devletler, verdikleri her sözde geri adım atmış ve ileri sürdükleri her prensibi çiğnemiştir.
*Kıbrıs'ta kurulan Cumhuriyeti, Rum cuntacılar yıkmış ama darbe ile yıkılan Cumhuriyeti veya onun mağdur tarafları, Birleşmiş Milletler'den (BM) veya NATO'dan hiç bir fiili koruma görmemişlerdir.
*Kıbrıs'ta Rum tarafı (açık-sır olan) Yunan yardım ve desteği ile gizlice silahlanıp, Türk köylerini basarak katliamlara başladıkları zaman, hiç bir Avrupa ülkesi duruma müdahale edip, mani olmaya çalışmamıştır.
*Uluslararası garantörlük belgesi imzalanmış ve bunlar BM'ce kabul edilmiş olmasına rağmen Yunanistan ve İngiltere de "garantör devlet" olduğu halde, bu katliamları durdurmak ve sivilleri ölümden kurtarmak için müdahale etmeye yanaşmamışlardır. Bu görevi yapan bir tek Türkiye olmuştur, hem de zamanında ve fevkalade etkili olarak. (1974 harekatı)
*Yardım etmedikleri bir yana, diğer devletler Türkiye'ye karşı cephe almış ve ambargo koymuşlardır. Hukuken haklı olduğu, şavaşı ve katliamı durdurduğu halde Türkiye'ye yaptırım uygulanmıştır.
*Büyük mütefikimiz ABD, Kıbrıs harekatı sırasında, "NATO silah ve mühimmatının kullanılmış olması" ve "iki NATO üyesinin birbiri ile savaşması" sebepleri ile Türkiye'ye ağır bir yaptırım ve ambargo uygulamıştır.
*Ambargo sadece Türkiye'ye değil, bugüne kadar devam ettirererek KKTC'ye de uygulamaktadır.
*Kısaca ABD ve AB devletleri, Türkiye'nin güçlükler karşısında yılmamasını, Kıbrıs harekatındaki askeri başarısını hazmedememişlerdir. Aynen eski Haçlı kafasında olduğu gibi.
*2004 yılında Annan Planı Referandumu olarak bilinen BM girişiminde, Türk tarafı tüm şartlara uyup, hatta Batı'nın istediği gibi Annan planına "Evet" oyu verdiği halde Batı, KKTC'ye uygulanmakta olan ambargoyu kaldırmamıştır.
*Annan Planı'nı okuyanlar iyi bilirler ki, bu plan şayet kabul olunup, uygulanmaya konmuş olsa idi hem Türkiye, hem de KKTC tarafının kaybı çok büyük olacaktı. Buna rağmen, AKP hükümeti ve bazı KKTC yetkilileri halkı "Evet" oyu vermeye teşvik etmişlerdir. Bu garip ve anlaşılmaz tutumun sonuçları, Rumların hatası sayesinde Türkiye'ye zarar vermemiştir.
*Buna karşılık her şeye itiraz edip, alabileceği ile yetinmeyip, daha çoğunu Isteyen Rum kesimine hiç bir ambargo konulmadığı gibi, sırtı sıvanmış ve AB ile ilişkileri aynen devam etmiştir.
*Kıbrıs harekatı sırasında, Türkiye'ye benzin ve silah ambargosu uygulayan Amerika ve Avrupa devletlerinin tutumuna karşın, pilotları ile birlikte savaş uçaklarını bize Pakistan devleti yollamıştır... Libya da geri kalmamış, savaş sona erene kadar petrol kaynaklarını bize açmış ve elindeki silahları paylaşmıştır. Kaddafi'nin bizzat omuzunda uçağa silah yüklerken çekilen resimleri hâlâ hafızalardadır. Şimdi:
Sormak lazım: Avrupa ve Amerika, Türkiye'ye karşı neyin ambargosunu koymakla meşgullerdi?
Kimi ve ne için cezalandırmaya çalışıyorlardı, hangi saik ile?
Sormak lazım: Her yerde ayrılmayı teşvik eden ve hemen ayrılanları tanıyan Batı devletleri, neden Kıbrıs'ta bunu yapmayıp, mutlaka onu "birleştirmeye çalışmaktadırlar"?
Yeni Sömürgecilik Yöntemi
Bütün dünyada, çeşitli ülkelere çeşitli sebeplerle müdahale eden ABD ve Avrupa ülkeleri genelde, baş kaldıran grupları kolaylıkla tanıyarak yeni ve minik "devletçiklerin" oluşmasını teşvik etmektedirler. Zira her doğan yeni devlet onlara yani büyük devletlere muhtaç olarak doğmaktadır. Teknik alanda, eğitim konusunda, yatırım ve işletme konularında hep onlardan yararlanmak zorundadırlar. Yani, ortada mükemmel bir Neo-Koloni (Yeni Sömürgecilik) durumu mevcuttur.
Bu yeni metodla Batılılar, asker bulundurmadan, masraf yapmadan bu ülkelerin kendi talepleri üzerine, oralara gitmekte ve tüm kilit noktalarda görev alarak bu ülkeleri sömürge gibi kullanmaktadırlar. Bunun en güzel örneği Somali'de ve sonra da Sudan'da verilmiştir, hâlâ da devam etmektedir.
Batı devletleri, bazen daha da ileri giderek, herhangi bir ülkede küçük bir azınlığın ayrılması için destek vermektedirler. Mesela, Müslüman Endonezya devletine ait Timor adalarının bir ucunda yaşayan Hristiyan topluluk, Batı'nın yardımı ile bağımsızlığını ilan edip, egemen bir devlet olmuştur. Ama Kıbrıs'taki Türk toplumuna aynı davranış gösterilmemektedir.
Günümüzün en kanlı ve hayasızca oynan sömürgecilik oyunu ise Libya'da uygulanmaktadır. CIA ve Ingiliz-Fransız istihbaratlarının yardımları ile isyan bayrağını kaldıran Doğu Libyalı bazı gruplar derhal Fransızlar ve İngilizler tarafından tanınmıştır. Daha dünya onların kim olduğunu bile tanıyamadan bu devletler ve ilaveten Hollanda ve Italya da tanıyanlar listesine katılmıştır. Buna ABD de katılmıştır. Dikkat edilecek olursa bunların her biri eski Avrupalı sömürgecilerdir. II.Dünya Savaşı'ndan sonra bu kaynaklarını kaybetmişlerdir. Şimdi tekrar zengin İslam topraklarını sömürmek yollarını aramaktadırlar?
* Bu Avrupa devletlerine, neden birden bire Bingazi'deki isyancıları destekledikleri sorulmalıdır, ne zamandan beri bunu yapmaya karar vermişlerdir?
* Bir prensiple hareket ediliyorsa, o zaman Avrupa'nın ortasında bulunan Bosna-Hersek'te, Sırplar ve Hırvartlar toprakları paylaşıp, Boşnakları öldürürken neden harekete geçmek için iki sene beklemişlerdir? Insan hakları, hukukun üstünlüğü ve diğer hukuk uygulamaları neden akla gelmemişti?
Sormak lazım: Acaba şu anda AB ülkelerinin içine düştüğü mali ve ekonomik krizin bu değişen tutumlarıyla bir ilişkisi var mıdır? Avrupa devlet ve toplumları yine başka milletleri sömürerek, onların zenginliklerini kaçırarak kendilerini kurtarmaya mı çalışmaktadırlar?
Günümüzdeki gelişmeler
Kıbrıs olaylarından bu yana ve özellikle de günümüzde gelişen olaylar yeni metodlarla gerçekleştirilen sömürgecilik girişimleridir. Yanısıra, sinsice işleyen bir İslamafobya ve onun ifadesi olan "Haçlı zihniyeti" ile Doğu Akdeniz ve Ortadoğu'da uygulanmaktadır. Batı yeniden çeşitli yollardan Doğu Akdeniz havzasında üstünlük sağlamak veya hiç değilse olayların tam içinde olmak ve kontrol edebilmek için çalışmalar yapmaktadır.
Bu durum karşısında acaba Türkiye neler yapmaktadır ve ne gibi tedbirler almaktadır?
Hem Türkiye ve hem de Ortadoğu devletleri buna karşı çok uyanık ve tedbirli olmak zorundadırlar. Herşeyden önce mevcut tehlikeyi fark etmek ve anlamak gerekmektedir.
İngilizler hâlâ Kıbrıs'ta iki askeri üs'te oturmaktadırlar. Avrupa'da değişmekte olan siyasi hava ve tutum ile bütün İslam coğrafyası tehdit altındadır. Kıbrıs 1974'te kalan bir hadise değildir. Hâlâ, dün kadar canlı, bugün kadar yakındır. Bu durumu hem Türkiye'nin ve hem de Kıbrıslı Türklerin kavraması şarttır. Kıbrıs, Batı sömürgeciliğinin adeta bir "iddia noktası"dır.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



