milli gazete

YayınlarVideoFotoğraf


  1. ARSIV
  2. VIDEO
  3. Sarı Sayfalar

  • ANASAYFA
  • YAZARLAR
  • GÜNDEM
  • SAĞLIK
  • EKONOMİ
  • DÜNYA
  • HABER
  • SPOR
  • AİLE HAYAT
  • KÜLTÜR

29 MAY 2012 SAL
  • HABER INDEKSI
  • ANKET
  • BENİM SAYFAM

GERİ İLERİ
  • DALGA ASKERİ AŞAMADI
  • SİYONİST KATİLLER TUTUKLANABİLİR
  • ÜMMET, İSLAM BİRLİĞİ'Nİ BEKLİYOR
  • KADIN GARSON ZORUNLULUĞU
  • DEVLET DE ÖZAL'IN ÖLÜMÜNÜ ŞÜPHELİ BULDU
  • VÜCUDA ŞİFA KAYNAĞI(ÇEMENOTU)
  • YA ALLAH!
  • YENİ BİR DÜZEN KURMANIN VAKTİ GELDİ
  • MÜSLÜMAN GENÇLER İSTANBUL'DA BULUŞTU
  • FETİH NAMAZI

Kıblegâh evler, şen haneler

21 EYLÜL 2010
SAL 02:20

[-] Normal [+]
  • Gündem
  • Tavsiye Et
  • Yazdır
  • Yorum Yaz

Evinin kıymetini en çok kaplumbağalar biliyor. İşte ispatı: Onlardan başka evini sırtında taşıyan var mı? Yavaş yürümekle anılmaktan gocunmuyorlar. Evlerinin ağırlığı onları yavaşlatıyor çünkü. Bundan güzel bir ağırlık mı var? (Varsa, 'omuzda bir arkadaşın eli' olabilir.) Şimdi çıkıp ağırlık olarak kira, fatura, yıllık bakım falan denmesin lütfen! Kaplumbağa sırtındaki yükü atsa yaşayabilir mi, o hesap.

Konut değil, evden bahsedeceğiz, hatta haneden. Üç artı bir veya şu kadar metrekare demekle iş bitmiyor. Nasıl ki namaz kılmak taşa yönelmekten öte manalar barındırıyorsa eve 'kıblegâh' diyen bir kitap da beton elemanlarından bahsedecek değil elbette. Nureddin Yıldız Hocaefendi' nin Kıblegâh Evler kitabı... Herkesin, özellikle evlenecek gençlerin tabiri caizse yalayıp yutması (notlar alması, güzel ve gerekli cümlelerin altını çizmesi) gereken bir başucu eseri. Hocaefendi' nin diğer kitapları gibi meselelere değinmedeki üslûp ve konuyla ilgili diğer kitaplardan farklı olarak sayfa düzeni yönünden de yormayan, bir solukta okunup sonra tekrar edilecek bir kitap.

Öncelikle bir hususta yapılan bir yanlışı hatırlatmakta fayda var. 'İslâm'da Cinsel Hayat/ Evlilik ve Mahremiyetleri' veya 'Aile Saadeti' vb konulu kitapları düğün günü evli çiftlere vermenin manası nedir? Sürekli kitap okuyan veya göz atanlar -zaruretten dolayı- zaten konuyla alakalı dikkat edilecek hususları bilirler. Ama ömründe bir kitabı baştan sona okumayı becerememiş, kitap deyince tüyleri diken diken olan bir insan düğün günü hediye edilen o kitabı ne yapacak? Gelin hanım kap kacak, damat bey para pul ile meşgulken kim bakar kitabın yüzüne!? Eminim ki bir göz atma imkânı bile bulamayacaktır o yoğunlukta. Belki öyle bir hediyeden haberi bile olmaz! Daha sonra kendisi için herhangi bir anlam ifade etmeyen sığ, kısıtlı ve sunta kapaklı bir dolapta rutubete mahkûm edilecek canım kitaplar! Tabi muhtevadan habersiz olarak bir nesil yetiştirmek de ayrı bir facia!

Nureddin Yıldız Hocaefendi meselelere hep farklı ve nevi şahsına münhasır açıklamalar getirerek ilgisiz bir insanın bile en azından kulak kabartmasını sağlıyor. Kafası kumda yaşayan insanın dikkatini biraz da olsa çekerek görevini fazlasıyla yapıyor. (Sohbetlerini dinleyenler bilir, konuşmaları net ve anlaşılırdır. Ayrıca yazıya dökülürken pek tashihe ihtiyaç duyulmaz.) Sadece bir örnek olarak; 'insan ve ev'i handiyse aynı manada kullanarak evin zaten yüce olan değerini somutlaştırmış, ona insan mevkiinde bir abonman bilet tahsis etmiştir. Kavramların içini boşaltmada ve anlamını saptırmada hayli mahir olan, tezat kavramlarla zoraki tamlamalar (tesettür defilesi/ mayosu, Hızır gibi kredi, pratik namaz) türetip milletin aklını bulandıran, kendi adı bile tezat kavramlardan oluşan 'popüler kültür' müsveddesine karşı böyle benzetmeleri aramızda yaygınlaştırarak dilimize kazandırmamız da büyük hizmet olur.

Sağlıksız ortamlar...

Konusu ev olan bir kitabın ilk üç kelimesi anne, baba ve kardeş olunca ilerleyen sayfalarda 'ev'in aslında birebir 'hane' olduğunu anlıyoruz. (Tam karşılamasa bile; İngilizce'deki 'house' ve 'home' gibi...) İlk kitabı olmamasına rağmen, ev ve aile ile ilgili olunca Hocaefendi bu kitabını muhterem babası Hilmi Yıldız ve muhtereme annesi Ayşe Yıldız'a ithaf ederek Prof. Dr. Ünal Emiroğlu'nun da dediği gibi; 'bir evladın anne ve babasına verebileceği en güzel ve en hayırlı hediyeyi vermiş'.

Hocaefendi daha girişte, birçok insanın 'o kadar da olur mu' diyebileceği, fakat hafız, hoca ve hatiplere beşik olan 'merdiven maksadıyla kullanılan tahta bir sandalyenin dışında hiçbir mobilyanın bulunmadığı, günde bir çeşit yemeğin zor pişirilebildiği, camiyi andıran yarı bodrum bir evden bahsediyor ki maddî şartların ne kadar önemli(!) olduğunu anlayalım. Çünkü maddî varlığa fazlaca önem verilen, fakat manevî yönden iyi bir aile ortamında yetişmeyen insan, hemen her konunun bağnazı, yobazı olabiliyor. Ya Doğan Cüceloğlu'nun İçimizdeki Çocuk' ta değindiği gibi: 'Sağlıksız ortamlarda yetişen kişiler, kendileri yetişkin olunca, çocukları adına sağlıksız bir ortam yaratmak için ellerinden gelen her şeyi yapıyor. Çocuklarının da kendileri gibi sağlıksız yetişmeleri onlar için önemlidir; ancak bu şekilde kendi sağlıksız durumları onlara 'normal' gözüküyor.' Ya da 'ben görmedim, bari çocuğum görsün' saflığıyla yine çocuklarına zulmediyorlar. Biri ifrat, biri tefrit, orta yolu bulan nadir!

Modern insan tutulduğu tüketim çılgınlığında evini eşya ile doldurdukça gönlünün ne kadar boşaldığının farkına varmalı. Aldıkça alıyor. Nereye kadar? Ev taştığı zaman ise eşyaları küçültmek ve fakat yine almak var, asla vazgeçmek yok! Büyük ebatlı yeni dışarı, küçük ebatlı yeni içeri... Eskimesine gerek yok... Tam da Ali Ural'ın Yangın Merdiveni kitabında dediği olay zuhur ediyor: 'Mağazaya girince; kazağımın eskidiğini fark ediyorum. Pantolonumun rengi birden atıyor, ayakkabılarım su çekmeye başlıyor.' 'Bu fanteziye, bu israfa ne para dayanır, ne can!' diye her gün feryat eden dedem, gömleğinin yakasını ters yüz edebilecek biri olmadığı için yeni gömlek alırken üzülüyor/ çekiniyor. Tamir görmemiş, yamasız elbiseler ve yıllanmamış eşyalar bizi bitirecek! Nitekim eve giren her eşyanın 'bir parça huzur'u götürdüğü açık... Önce fazlalıklarımızdan kurtulmalıyız, sonra kaybettiğimiz huzuru Kalamış'ta değil, acilen ve ihtiyaçtan, Kâbe'de -kıblegâh evlerimizde- aramak zorundayız. Mutluluk ve huzur, etrafta aradığımız ve fakat burnumuzun üstünde duran gözlüğün iki camı gibi... Ama ne kadar aciz ve nisyan ile malul olduğumuzu bile bilmiyoruz!

Kâbe'yi görmek...

Namaz kılarken Kâbe'yi görebilenlere ne mutlu... Ama evini İslâm ölçüsünde tanzim ve tertip edenler de Kâbe ile aralarındaki mesafelerin kalktığını göreceklerdir. En azından, inşaat ustalarının evler sağlam olsun diye gösterdikleri itinayı, haneleri sağlam olsun diye göstermeyen eşler, mutluluğu çarşı pazarda ve kahvehanede arayadursun. Franz Kafka, Değişim'de şöyle diyor: 'Yılın hemen bütününü mağaza dışında geçiren bir pazarlamacı dedikodulara, rastlantılara ve nedensiz şikâyetlere kolayca kurban gidebilir.' Buna benzer olarak, vaktini 'orada burada' geçiren bir aile reisinin(!) evi üzerindeki etkisi ne derece ve o evin hali nice olur, siz düşünün. 'Kadınların, limanların gemileri beklemesi gibi erkeklerini beklemeleri'ni istiyorsak ayağımızı ona göre denk alalım!

Hane deyince, ailenin yaşadığı yer anlaşılır. Başına kahve, hasta, çile, ders gibi mesela aile (hane) kelimesini getirmeye gerek duymayız. Hal böyleyken bir aile mensubunun ilk işinin hanesi olmaması düşünülemez. Hanemiz her işimizin bahanesi, her babaya her yol hanesi olmalıdır. Her anne de, hanesinde geçirdiği her anı kâr hanesine yazabilir. 'Keramet değil, istikamet' isteyen büyüklerimiz ne kadar isabetli bir duada bulunmuşlardır. Fazladan mal mülk değil, evimizin istikametidir muradımız. Yani 'evime dönmeliyim, kıbleye döner gibi'. Evimize dönerken namazda olması gereken huşuyu yakalayabiliyorsak ne mutlu bize.

Fikir ve zikrin ünsiyeti gibi... Fikrinde ev olan birinin ayakları başka yere gidecek değil ya. Tabii ki kıbleye -evine- yönelecek. Kıble her şeye lazım... Bitkinin -özelde ayçiçeğinin- kıblesi güneş, duanın kıblesi gökler, kulun kıblesi Kâbe, aile ferdinin kıblesi de evidir. Güneş görmeyen ağacın meyveden mahrum kalması gibi, kıblesiz bir kulun da ibadetleri boştur. Bütün camiler Beytullah'ın birer şubesi ise, bütün evler de Hane-i Saadet' in şubesidir. Evimize bu niyetle yönelmeliyiz.

Evlerimizin kıblegâh olmasından bir maksat da içinde ümmet adına icra edilen faaliyetlerdir. Tavsiye edilen geniş ve ferah bir eve emanetçi olan kişi, evinin bir odasını kütüphaneye ve ibadete/ uzlete ayırmalı ve burada hane halkının yetişmesini sağlamalıdır. Evin diğer kısımları da o odayı merkez aldıktan sonra gökyüzünden bakıldığında parıl parıl parlayan bir ev görülecektir. Tabi böyle bir evin ümmetin yetişmesi için de bir adres olması kuvvetle muhtemeldir. Sadece hane halkına değil, diğer müminlere de kıblegâh bir ev olacaktır. Ümmet arasında ünsiyet ve bilinç artırıcı en önemli faaliyetlerden biri olarak o dönemde hayli yoğun bir şekilde icra edilen ev ziyaretleri/ sohbetlerinin -mesela- Refah- Yol' a ulaşılması ve o dönemki bereketin nasip olmasındaki rolünü kim küçümseyebilir.

Evin kıblegâh olabilmesi için elbette kendinin de kıbleye riayet etmesi gerekir. Bunun mesulü de ev emanetçisidir. Evimiz kıbleye göre değil de caddeye göreyse, yatağımızın ayak tarafı kıbleye bakıyorsa ve daha kötüsü anten yönüne dikkat ettiğimiz kadar evimizin kıbleyle olan münasebetine dikkat etmiyorsak, görüntü bozulduğunda çatıya bile çıktığımız halde sabah namazında sıcak uykumuza kıyıp yönümüzü kıbleye çeviremiyorsak vay halimize. Kâğıt Mısır'dan geliyor diye o tarafa ayak uzatmayan ve İslam uğrunda zindanlarda şehit olan bir mübarek İmam'a tâbi iken arkamızın geçici rahatlığı için münasebetsizce kıbleye ayak uzatmak, bu şekilde davranarak en basit ifadeyle edepsizlik yapmak evimizin kıblegâh ev olmasının önündeki temsili engellerden en mühimidir.

Kıbleye göre yapılan evler

İstanbul'dayken dört sene boyunca evin köşesine doğru namaz kıldık. Pusulalarla, kıble tayin aletleriyle, caminin yönünü evimize uyarlayarak aramızda tatlı tartışmalar eşliğinde kıbleyi netleştirmeye çalışıyorduk. Bir gün taşrada bir arkadaşımızı ziyaret ettiğimizde namaz için kıbleyi sorup gayriihtiyarî evin bir köşesine yönelmiş beklerken, arkadaşımızın sesiyle uyandık: 'Burada evler kıbleye göre yapılır azizim.' Elbette din, evin yönüne bile müdahale eder. Müslüman evlerinin olduğu/ olması gerektiği gibi o ev de ayete (Yunus Suresi/ 87) göre yapılmıştı. 'Bazı müfessirler ise 'kıble' kelimesinin sözlük anlamından yola çıkarak bu ayette, karşılıklı evler yapıp dayanışma içinde bulunmalarının kastedildiği kana-atini taşımaktadırlar.' Ev sohbetlerinin dayanağı da bu ayetin bu yorumu olabilir.

Toplumun sürekliliği ve selameti için barınma, yeme- içme ve neslin devamı; temelde dikkat edilmesi elzem hususlardır. Kısa bir süreliğine bile bunların sokakta gerçekleştiğini düşünmek -Allah muhafaza- insanın içini ürpertiyor. İşte evimiz, tüm bunları çatısı altında toplayarak üzerine düşen vazifeyi hakkıyla ifa etmiş oluyor. Evlerimizden yana bizim üzerimize düşen vazife de; onları, temelde örnek almaları ve birer şubesi olmakla iftihar etmeleri gereken Kâbe- i Muazzama' ya, Hane- i Saadet' e yakın kılmaktır.

Kıblegâh Evler'de sadece ev değil, eşler arası ilişki, çocuk yetiştirme (bakımı değil), annelik, babalık, çocukluk vazifeleri gibi birçok konudan bahsediliyor. Ve evlerimizin kıblegâh olabilmesi için bir dolu ipucu... Bu münasebetle internette gördüğüm şu metin de ev(lilik)in manasına dair güncel bir yorum olarak kulağımızda dursun. "Sormuşlar 'evlilik nedir' diye. Eskiden demiş, kız tarafının ve oğlan tarafının ailesi bir araya gelir, yeni çiftin kuracağı yuva için beraber hazırlık yapılır, beraberce yeni ev düzülürdü. Tabi o zamanlar evler genelde bahçe içinde müstakil evlerdi. O yüzden buna 'evlenmek' denirdi. Şimdi ise yeni evliler apartman dairelerinde yani katlarda oturuyorlar, bu yüzden artık evlilik 'katlanmaktır' demiş."

Kıblegâh Evler, Tahlil Yayınları

Geri izlemetrackback
  • staticsBu yazı Gündem bölümü’nde 21.09.2010 tarihinde yayınlandı
  • feedBu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için tıklayınız
  • tags Etiketler: nureddin yıldız, evlilik, müslüman,
Merhaba, yorum yazmak için oturum açınız

yorum yaz

Yorum yazmak için oturum açmanız gerekiyor.
Üye değilseniz, sadece bir dakikanızı ayırarak hemen üye olabilirsiniz.

Oturum açtıktan sonra bu sayfaya otomatik olarak yönlendirileceksiniz.

Yazar

yazar resmi yok

Mustafa Zahid Ergün

araştırmacı yazar

  • Özgeçmişyazarı tanımak ister misiniz?
  • Arşivyazarın diğer tüm makaleleri
  • Mesajyazarla iletişim kurmak için
  1. Bu yazarı benim yazarlarıma ekle
  2. Tüm yazarlar
  • Yazarın

    diğer yazı dizileri en çok yorumlananlar en çok tıklananlar en çok tavsiye edilenler
    1. Kıblegâh evler, şen haneler
    2. Islak yazı
    3. Geceye övgü
    4. Konuşmalar’dan seçmeler
    5. Gün, namus günüdür!
    6. Birkaç kaset de ben buldum
    7. Türk gözünden ısınır
    8. Şiddete meyyaliz, herhalde etten*
    9. 23 Nisan, 23 insan
    10. Profilini göster, kim olduğunu bilsinler
    1. Kıblegâh evler, şen haneler
    2. Çok muhabbet tez ayrılık getirir
    3. Yusuf Özkan Özburun’u dinlerken…
    4. Çocuklarınıza öf bile demeyin!
    5. Kurtlanmış kurtlar!
    6. Üç harfliler, dört harfliler
    7. Muhafazakârlığın İki Yüzü
    8. Arada kalma, ortada durma!
    9. Profilini göster, kim olduğunu bilsinler
    10. Geriye gitmekte çok ileri gitmek...
    1. Geriye gitmekte çok ileri gitmek...
    2. Arada kalma, ortada durma!
    3. Kurtlanmış kurtlar!
    4. Üç harfliler, dört harfliler
    5. Terlemek, yalanmaktan efdaldir
    6. Profilini göster, kim olduğunu bilsinler
    7. Çıkarın kâğıtları, yazılı var!
    8. İflasın eşiğinde...
    9. Aç ki, kimse görmesin!
    10. Maddenin ardındaki sır
    1. İstenen kriterde içerik bulunamadı !
  • Gündem

    1. '1961, 1982 değil 2023 anayasasını yapmak istiyoruz'
    2. 'El bombası attılar'
    3. 'Kürtaj yasaklanmalı'
    4. Yazıcıoğlu soruşturmasında 3 tahliye
    5. "Öğretmenine sahip çık"
    6. Dalga askeri aşamadı
    7. Siyonist katiller tutuklanabilir
    8. Ümmet, İslam Birliği'ni bekliyor
    9. Kadın garson zorunluluğu
    10. Devlet de Özal'ın ölümünü şüpheli buldu
  • Diğer

    1. Hatib: "İsrail sahte mezarlar aracılığıyla tarihi çarpıtıyor"
    2. Pakistan'dan füze denemesi
    3. Filistin'de milli mutabakat hükümeti görüşmeleri Kahire'de başladı
    4. Fatih Sultan Mehmet'in türbesini ziyaretle başladı
    5. PKK Iğdır'da 10 kişiyi kaçırdı
    6. Pakistan'da enerji krizi elektrik açığı 7200 megavata çıktı
    7. Amasya'da otomobil kamyona çarptı: 4 ölü, 1 yaralı
    8. Ayasofya önünde namazlı eylem
    9. Semih El Hamavi: "Annan Planı muhaliflere ölüm getiriyor"
    10. Gül: İstanbul, insanlığın ortak hafızasını taşıyan eşsiz bir şehir
  • Çok Okunanlar

    1. Fetih namazı
    2. Bu olacak Ayasofya!
    3. Ya Allah!
    4. Fethimiz mübarek olsun!
    5. Şok Detay
    6. Yeni bir düzen kurmanın vakti geldi
    7. Kadın garson zorunluluğu
    8. Fethin erleri hocasıyla buluştu
    9. Dalga askeri aşamadı
    10. Memura maaş farkı ve gecikme zammı
  • Çok Yorumlanan

    1. Yeterlilik derecesi en yüksek ürün kayısı
    2. Zile Kalesi restore ediliyor
    3. Hollande Afganistan'da 'farklı' şekilde kalacak!
    4. Savaşın acı dolu izleri bu müzede
    5. Tekkeler niye kapatıldı?
    6. Küresel ekonomide "Yunan" korkusu
    7. Fransa'yı topa tuttu
    8. Katılım Bankaları yüzde 20'yi hedefliyor
    9. Bol keseden laf var
    10. Avrupa'da resesyon Rusya'da siyasi krize dönüşür
Günün Haber İndeksi
Arşiv & Arama
shape
Gazete Aboneliği | Gündem | Ekonomi | Dünya | Haber | Kültür Sanat | Spor | Medya | Sayfa Başı
Kullanım Şartları | Seri İlan Kullanım Şartları | Seri İlan Hizmetin İade Şartları | Gizlilik İlkeleri | Kurumsal |Yazarlar | Multimedya | Arşiv | Reklam |Irtibat
Sponsor Bağlantılar : Kombi | Özgür Kocaeli Gazetesi

Firma Kayıt rss

Yardım ve Sık Sorulanlar FAQ

Copyright 2005 - 2008 Milli Gazete Basın Yayın A.Ş

prodestek