Bugün dünya politika arenasında kronik hale gelmiş bazı probleme bölgeler bulunmaktadır. Bunların çoğu da ikinci Dünya Savaşından kalmış (veye bırakıllmış) kritik çözümsüzlüklerdir. Bunların en bilineni ve sürekli gerginlik yaşatanları: Kıbrıs, Filiştin ve Keşmir konularıdır. Her üçü de 19. Yüzyılın sömürgeci devleti İngiltere'nin geride bıraktığı olaylardır. Bunlar, dünyanın problemli ama bir o kadar da stratejik açıdan önemli olan yöreleridir. Bu çalışmada Keşmir bölgesi ele alınacaktır.
5 Şubat Keşmir Günü olarak bilinir. Bunca yıldır işgal altında yaşamaya zorlanan Keşmirli Müslümanları anma günü olarak Pakistan elçiliklerinde ve Pakistanda 6/2/2012'de anma törenleri yapılarak tarihi olaylar ve haksızlıklar hatırlatılacaktır. Keşmir anlamak ve doğru değerlendirmek için olayı siyasi, askeri ve tarihi açılardan incelemek gerekmektedir.
A- Siyasi ve Tarihi Açıdan:
1- Mülkiyet ve aidiyetin başlangıcı:
İslam, 13'üncü yüzyıldan itibaren, Hint yarımadasının en yaygın ve kabul gören dini
haline gelmiştir. Hindistan'ın en Kuzey ucunda bulunan Keşmir eyaleti, o zamandan itibaren İslamla tanışmış ve Keşmir, 1586'da büyük Moğol imparatoru Ekber (Akbar Khan) zamanında Moğol imparatorluğunun bir parçası haline gelmiştir.
2- Problemlerin başlangıç zemini:
Merkez güçlerin zayıflamaya başladığı dönemlerde, çevre bölgelerdeki disiplin, kontol azalır ve otorite
boşlukları oluşmaya başlar. Böyle zayıf dönemlerde başka güçlerin, o ülkenin iç işlerine müdahaleleri başlar veya dış güçler bizzat işgal girişimlerinde bulunurlar.
Moğol imparatorluğunda merkez güçlerin zayıflaması sonucunda Keşmir, 1780 yılında İngiliz idaresi altında girmiştir. Dönemin sömürgeci gücü İngilizler, 167 yıl sonra 1947'de II. Dünya Savaşı'nın arkasından buralardan çekilmiştir. İngilizler, Hindistan'ın tümünün kontrolünü ele geçirdikleri yıllada bile, bu Kuzey (Keşmir bölgesinde) başarılı olamamış ve savaşları kaybetmişlerdir. Buna rağmen Hindistan'ın tümüne sahip olduklarından orası üstünde de hakları olduğunu iddia ederek, bu bölgeyi yani Keşmir'i 1846 yılında tümü ile bir Sih ailesi olan Bagra ailesine 6 milyon rupiye satmışlardır. İngilizler bilhassa da yenemedikleri Keşmir'i, adeta babalarından miras kalmış toprak gibi dağıyla, nehriyle, ovasıyla, hayvanları, ürünleri ve insanları ile satmışlardır. Parayı İngiltere'ye götürmüşlerdir.
3- Problemlerin kangrenleştirilmesi:
Keşmir, nüfusunun % 77'si Müslüman olmasına, tam ve bütünü ile İngiliz kontrolu altına düşmemiş olmasına rağmen, İngilizler, tarafından bir Sih'e satılmışlardır. Bu yeni bey, dini farklı Sih beyi (Shih'ler Hinduizm ile İslam'ı karıştırarak ortaya karma bir inanç çıkarmışlardır. Bu dine inanmaktadırlar. Çoğunlukla Müslümanlara karşı çok haşin ve gaddar davranmışlardır.)
İşte bu yeni mihrace (Sih beyi) kendi isteği ve şahsi çıkarları doğrultusunda, İkinci Dünya savaşı sonrasında, İngilizler bu bölgeden çekilince, Alt-Kıta'da ortaya çıkan iki bağımsız devletten biri olan Hindistan'a bağlanmayı tercih etmiştir. Keşmir Halkı ise Müslüman Pakistan'ı tercih etmişlerdir. Ama sonuçta bey orayı Hindistan'a bırakıp, gitmiştir. Sonuçta, halk bu haksız durumdan sadece ızdırap çekmiş ve mağdur vaziyette kalmıştır. Onu alıp, satanlar ise gidip, Avrupada keyf içinde yaşamışlardır.
B- Askeri ve operasyonal açıdan:
İşgal sonucu genişleme olaylarında, Askeri güçle alınılan yerlerin geri alınmasının son derece zor ve karmaşık olduğu görülür. Bu Keşmir için de geçerli olan bir durumdur. Hindistan askerini yollayarak işgal ettiği bu durumda (haksız da olsa) çekilmeye yanaşmamaktadır. Keşmir özellikle iç Asya açısından stratejik önem taşıyan bir bölgedir. Durum Birleşmiş Milletler'e (BM) intikal etmiştir. BM Keşmir'de bir plebisit yapılarak, halkın isteği doğrultusunda bir karar ve uygulama yapılmasını öngörmüş ve karara bağlamıştır ama Hindistan bunun yapılmasına izin ve imkan vermemektedir.
Çatışma bölgelerinde askeri dengeleri bozan, oyun kuran, taraflara destek veren ve perde arkasından hâlâ politikayı idare etmeye çalışanlar, mahalli güçlerden ziyade dünyanın büyük siyasi güçleridir. Ortada büyük bir haksızlık olmasına ve dünyada bu durumları düzeltmek gayesi ile kurulmuş bulunan bir Birleşmiş Milletler'in doğru kararları bulunmasına rağmen, Keşmir sorununa hâlâ bir çare bulunamamaktadır.
Büyük güçler olayları, krizleri ve problem yörelerini sadece kendi çıkarları doğrultusunda ele almakta ve kendi politik güç ve etkilerini arttırmak, tuttukları tarafın gelecekte kendilerine sağlayacağı faydaları hesap ederek işe karışmaktadırlar. Çoğu zaman işi halletmek değil, tam aksine tam bir çözüme kavuşmadan uzayıp gitmesini sağlamak için gayret sarfetmektedirler. Nitekim çoğu zaman İngiltere tam bunu yapmıştır ve yapmaya devam etmektedir. Taraflar da güçlü olduklarını hissetikleri sürece, haksız bile olsalar, hiç bir anlaşmaya veya Birleşmiş Milletler kararlarını uygulamaya yananşmamaktadırlar (Hindistan'ın yaptığı gibi).
Keşmir, konusunda, Pakistan ve Hindistan birbiri ile defalarca savaşa gitmiş veya sayısız defa savaşa çok yaklaşmış bulunmaktadırlar. Bu durumun, bir süre daha bu şekilde devam edeceği tahmin edilebilir.
C-Uluslararası diplomasi ve getirdikleri:
Uzun yıllardır bu olaya tatminkar bir çözüm getirilememiştir. Bu gelişmelerdeki etken faktörler şunlardır:
· Dünyada uluslararası dengelerdeki 1991, 2001 ve 2011 değişimleri,
· ABD, Rusya ve Çin gibi süper güçlerin çıkar faktörlerindeki değişiklikler,
· Uluslararası sistemin kendi bünyesindeki geçirdiği değişiklikler. Bugün, Küreselleşme adı altında yeni bir sömürgeci sistemin uygulamaya konmuş olması ve politik oyunların bu yeni duruma göre şekil almaya başlaması,
· Dünyada adı açıkça tellafuz edilmeyen ama fiilen yaşanan bir Dinler Savaşı'nın mevcudiyeti ve bunun alttan alta bir çok siyasi problemi etkilemesi. Çoğu yerde hedefte olan İslam'dır.
· Keşmir halkın bir kısmı artık farklı düşünmeye ve hissetmeye başlamıştır. Tam bağımsızlık istek ve kararları gündeme girmiş bulunmaktadır.
· Dış güçlerin yardımı ile olayları çözüm ve hal yolunu beklemek hatadır. Olaylar, bölge güçlerinin kendi imkanları ve kendi mahalli şartlarına uygun olarak çözülmelidir.
· Keşmir, başkalarını yardımı ile değil, yine Pakistan'ın güçlü merkez idaresi ve Hindistan'a karşı yürüttüğü doğru politikalarla çözülebilir.
· Sonuçta, istenilen başarı için mücadele etmeyi göze alan ve bu mücadeleyi kazanacak güçte olan, istediğini yaptıracak ve kabul ettirecektir.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



