Türkiye'nin en önemli yayın gruplarından birisine kesilen ceza, gündemin en önemli maddelerinden birisi.
Aslında uzmanı olmayanların kolay kolay anlayamayacağı bir durumla karşı karşıyayız.
Grubun borsaya açık bir şirketinden yabancı bir şirkete hisse devri ve bu devirden sonraki süreçle alakalı bazı usülsüzlükler olduğu yönünde iddialar var anladığımız kadarıyla ve bunun neticesi olarak da, astronomik denilebilecek bir ceza talebi sözkonusu.
Matbuat, basın ya da günümüzdeki adıyla medya, yasama, yürütme ve yargı erklerinin ardından geldiği varsayımıyla, kendisine izafe edilen 'dördüncü kuvvet' olmaktan daha öte bir güç aslında.
Çünkü olayların akışına baktığımızda, bilhassa son yıllarda, medyanın 'birinci kuvvet' olmaya doğru meylettiğini müşahede ettik hep beraber.
Bizde basının başlangıcı ve devamı, kendine has özellikler ihtiva eder ve bugünkü hali de aşağı-yukarı öyledir.
Bizdeki basın, şimdiki Resmi Gazete'nin atası diyebileceğimiz, Takvim-i Vekayi'nin devlet tarafından yayını ile başlar. Yani ilk gazeteyi devet çıkarır.
İlk özel gazete olan Ceride-i Havadis'i yayınlayan William Churchill'dir. Ve bu adam isminden de anlaşılacağı gibi, bir İngilizdir.
Ceride-i Havadis'in yayın izninin nasıl alındığı konusu başlıbaşına ilginç bir konudur ama asıl ilginçlik, yayın izniyle beraber, çıkarılacak gazetenin sübvanse edilmesi yani desteklenmesi kararının da alınmış olmasıdır.
Bir av sırasında, zamanın Dahiliye Nazırı tarafından kazaen yaralanan William Churchill, meseleyi unutmak için gazete çıkarma müsaadesi ve bu gazetenin devlet kesesinden desteklenme sözü alır ve Osmanlı Mülkü'ndeki ilk özel gazete böylelikle yayın hayatına kazandırılır.
İnginç, değil mi?..
Sübvanse meselesi basın sektörümüzün en önemli meselelerinden birisidir ve devlet gücünü elinde bulunduranlar, hoşlarına giden yayını destekleyip, hoşlarına gitmeyeni kösteklemek için bu mekanizmayı sürekli olarak kullanmışlardır.
60'lı ve 70'li yıllarda, gazetelere kağıt fiyatlarında yüksek oranda indirim uygulanması şeklinde bir sübvanse-destek uygulaması yapıldığı ve bazı gazete sahiplerinin, gazeteleri için aldıkları kağıdın büyük bölümünü kesekağıdı yapıp satarak Cağaloğlu'nda han-hamam sahibi oldukları, bir şehir efsanesi olmayıp, açık bir gerçektir.
1980 sonrası kağıt fiyatları standart hale getirildikten sonra, sübvanse uygulaması şekil değiştirir ve uygun görülen gazetelere uzun vadeli, düşük faizli krediler verme ve yatırımlarda geri ödemesiz teşvikler sağlama dönemi başlar.
Bu dönemde alınan düşük faizli ve uzun vadeli kredilerin çoğunun geri dönmediği ve bunları gazetelerden geri alma derdine düşen bazı yetkililerin, bazen koltuklarını kaybettiklerini anlatmaya gerek yok.
Vaktiyle gazete basmak için ucuz fiyata aldıkları kağıtları kesekagıdı yapıp satarak han-hamam alanlar yerine, 80'lerden sonra, güya gazetelerinde kullanmak için kredi ve teşvik alanların, bu paralarla başka yatırımlar yaptıkları ve bu arada mesela banka filan sahibi oldukları da, cümlenin malumu.
2000'lerin başında tasfiye edilen bir grubun ardından, şimdi de başka bir grubun ya da grupların tasfiye sürecinde olup olmadığı, tartışılıyor.
Ama asıl tartışılması gereken şey, medyanın kendi içinde rantabl bir sektör haline gelip gelemeyeceği, bizce... Ya da başka bir şekilde soracak olursak: Medya sahasında taşların yerine oturup oturmayacağı...
İşte, en önemli meselelerden birisi bu...


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



