Dün gazete başlıklarına bakıyorum. Hemen hemen bütün başlıklar kerpiç üzerine kurulmuş. Kimse deprem öldürdü demiyor genel kanı insanlarımızı 'Kerpiç evlerin' öldürdüğü yönünde. Şili'de 8 şiddetinde deprem oluyor bu kadar şiddetli bir depremde ölü sayısı 700, Elazığ Karakoçan'da yaşanan 6'lık depremde ise 51 insanımız hayatını kaybediyor. Bu ne acı ne yürek yakan bir durum?
Kerpiç, insanlığın kadim dostudur. Tıpkı toprak gibi. En ucuz malzeme ve her yerde var. Toprak ve samanı karıştırıp içine biraz da insan emeği kattıktan sonra kerpiç elde ediyorsunuz. Yüzyıllarca insanoğlu bu malzeme ile evlerini kurmuş, içinde yaşamış. Kim bilir bu evlerde insanlığa dair ne hikâyeler yazıldı?
Ama her şeyin değiştiği gibi zaman da değişiyor. İnsanın gelişmesindeki en önemli değerlerden biri de hiç şüphesiz 'hafıza'dır. Yani hayattan ders alma... Peki, dayanaksız malzeme olmasına rağmen neden hala ders almıyoruz?
Teknolojinin bu kadar gelişmesine, inşaat malzemelerinin çeşitlenmesine rağmen insanımız neden hala kerpiçten ev yapar ve kerpiçten yapılmış evde oturur... Dilimiz söylemeye varmasa da maalesef gerçek şu: Fakirlik, yoksulluk, kimsesizlik, sahipsizlik.
Bin yıllardır insanlığa hizmet eden dünyanın en güçlü medeniyetlerine beşiklik eden Anadolu insanı maalesef, aç kaldı, açıkta kaldı.
Bir zamanlar siyasete soyunan Türkiye'nin önemli işadamlarından birinin söylediği şu söz oldukça anlamlıdır. 'Dünyanın en pahalı gayrimenkulünde oturuyoruz. Fakat kıymetini bilmiyoruz'.
Ülkemizden söz ederken, hemen 'stratejik konum'dan hemen dünyanın 'en bereketli' topraklarının bizde olduğundan söz ederiz ve bununla övünürüz.
O zaman 'bu ne perhiz bu ne lahana turşusu'. İstanbul'un göbeğine dünyanın gökdelenleri ile yarışan birbirinden sağlam ve gösterişli kulelerini dikiyorsunuz. Fakat Anadolu insanı 6 şiddetinde yaşanan depremin ardından kerpiçten ölüyor.
Yoksulluk, 2010 Türkiye'sinde insanlara hâlâ dünyanın en eski bina malzemesi, kerpiçten ev yaptırıyor. Adaletsizlik, gelir dağılımındaki eşitsizlik, işsizlik insanımızı vurmuş durumda. Önüne 2023 yılında dünyanın en büyük 10 ekonomisi arasına girme hedefini koyan Türkiye'nin Elazığ'da yaşadığı bu manzarayı insanımıza ve dünyaya nasıl açıklayacağız?
Gerçek şu ki, zenginler her geçen gün daha da zenginleşiyor. Fakir fukaranın çok zor şartlarda ürettiği bir avuç gelir de, maalesef faiz yoluyla rantiyeye aktarılıyor. Uzun vadeli bir kalkınma ve gelişme planından yoksun her 5 yılda bir kriz yaşayan bir ülke konumundayız. Kendi kendimizi pohpohlayarak gidebileceğimiz bir yol yok.
Türkiye, acilen kendine dönmek zorundadır. Mevcut durumda devam edersek bırakın 2023 yılını 3023 yılında bile 6 şiddetinde depremden yıkılmış kerpiç ev manzaralarını yaşamaya devam ederiz.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




