Bugün Kerbela kana doydu gördün mü?
Hüseynin güzel başı yere düştü gördün mü?
Ciğerparem parelendi gördün mü?
Yetmiş iki civan birer birer şehit oldu gördün mü?
Muharrem ayının onuncu gününde olan savaş gibi başka savaş gördün mü?
Başka ölüm, başka zulüm, başka günah gördün mü?
Muharrem ayında, cuma gününde, namaz vaktinde böyle ölüm gördün mü?
Ey taş, ey toprak, ey kurumuş ot. Uçan kuş, incelikler ustası karıncalar. Dağdaki Pars, su içmeye koşan Ceylan. Nedir bu kargış bu bela bu zulüm. Bu karşı karşıya gelinen ihanet... Gözlerini aç da bak etrafına. Etrafında toplanan ihanetin encamını gör de bir haykırış haykır bakalım semayı alâya. Bir nida sal ki yeryüzüne kıyamete kadar çınlasın dursun. Dursun ki dünya âlem bu sınavın karşılığını aramaya çıksın. Toprağa dökülen bu övülmüş kanın izi silinmesin ki kıyamete kadar kırmızı bir gül olarak açılsın orada. Gönüllere bir ateş parçası olarak düşsün de yaksın, kavursun, kıyamete kadar sürecek bir aşka dönüşsün... Ve aşk olsun. Ve aşk olsun ki dünyanın hüznü çoğalsın, kıyamın vakti gelsin, canlar canını bulsun... Hainler kahrolsun, korkaklar kıyamete kadar korkak olarak anılsın, zalimler lanetlensin...
Ey susuzluktan kavrulmuş yürek. Ey nefesi veren Rabbim... Bu kızılca kıyametin müsebbibi kara bahtlı zalim nasıl da tafra satıyor böyle. Nasıl da dağa taşa caka satıyor. Nasıl da böbürleniyor ihanetin kara bakışları arasında. Bu ne kadar Yezit... Bu ne kadar zalim ki evladı Rasulun soyuna kast ediyor... Cinayetin cinayetini işliyor da bundan zevk alıyor... Bu ne vicdan, bu ne insaf, bu insanlık mıdır ey Kerbela şahidi olan gözler...
Ey toprak, ey kara toprak Hüseynin kanı ne kadar değerli ki sen de bunu anlıyorsun ve alıyorsun koynuna. Seviniyor musun, üzülüyor musun acaba? Yoksa bedbaht bir zamanın, hüzünlü bir günün şahidi oldun diye ağlıyor musun? Kerbela olunca Hüseynin gül yüzüne âşık mı oldun da gel gel diye el ediyorsun, kucak açıyorsun, hasretle koynuna alıyorsun... Hüseyin ki er sözün adamı. Hüseyin ki hakkın sözü yere düşmesin diye çağrıya icabet eden zatı şahane. Hüseyin ki evladı Rasul. Nebinin sevgili torunu... Çiçeği, gül danesi, yüreğinin serinliği Hüseyin. Hüseyin işte var mı ötesi...
Ey su çok mu uzaklara gitmiştin de ulaşamamıştın Hüseynin yangın yeri olana yüreğini soğutmaya. Bir yol mu yoktu yanında, yörende. Kevser misali bir hamle olamaz mıydı acaba cevherinden bir yudumluk fışkıracak? Acaba ey su, ey aziz olan su, yoksa sen de mi hüzünlere gark oldun da toparlanıp koşamadın imdadına Hüseynin? Hüseynin yüreği susuzluktan kavrulurken nasıl dayanabildin bu acıya ey su? Günahkârların vurduğu her kılıç darbesinde biraz daha susadığını görmedin mi ey su?
Ey feryatlara figanlara seyirci kalan zaman...
İhaneti gördün de karalar mı bağladın?
Kan kırmızı örtülere büründün de dünya âlem şahit olsun mu istedin?
Çocukların ve kadınların gözyaşları şahit olarak yeter mi dedin?
Kılıçlarını kinle, öfkeyle sallayıp Hüseynin kanını dökenlere hesap günü yeter mi dedin.
Ey Kerbela sevgilim elbette mazluma Allah yeter.
Mazluma Allah yeter...


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



