Doğruların bir huyu vardır. İçinde bulunulan şartlara, durumlara, popüler tabiriyle "konjonktüre" göre değişmezler. Makbul olanı, hesapsız kitapsız ve dolambaçsız olarak gerçeğin, doğru olanın haykırılmasıdır. Aksi takdirde, işin ucunun "dilsiz şeytanlığa" kadar gidebileceğini hatırlatmak gerek.
Doğruları haykırmak zordur ve bu zorluklardan birisi mikro ölçekte eş, dost, yakın, makro ölçekte ise güç, otorite ve bunlardan sağlanması hesaplanan menfaatler gibi unsurların işin içine girmesidir. Elbette, "lisan-ı münasip" diye bir şey vardır. Ancak, bu bile doğruların söylenmesinde hesaplı kitaplı olmayı, nabza göre şerbet vermeyi ve konjonktüre göre hareket etmeyi haklı kılmaz.
Bugünkü sıkıntılardan birisi, işte bu doğruları haykırmanın şartlara, durumlara ve kendi küçük hesaplarımıza göre şekillenmesi, işimize geldiği gibi eğilip bükülmesi hadisesidir. İslami kesimin bir bölümü, güçle, otoriteyle, parayla, şatafatla, gösterişle karşılaşınca, bütün bunların cazibesine kapıldı ve adeta bütün doğru bildiklerini unuttu.
Unutmasa bile duruma göre hatırlar oldu. Bu noktada, hesaplı kitaplı olmak, konjonktürel davranmak, her doğruyu her yerde ve her zaman söylememek gibi pragmatik tavırlar devreye girdi, ki pragmatizm samimiyeti ve dosdoğru olmayı da öldürdü.
Mesela, haklıdan (dolayısıyla "hak"tan) yana olma tavrını, güçlüden yana olmakla değiştirdi bazı aydınlar ve bunu da kendi zihinlerinde bir şekilde meşrulaştırdılar. Bu, önemli bir kırılmadır.
Hak uğruna, yeri geldiğinde her türlü güce, güçlüye eyvallah etmeyen, her şartta ve durumda hakkı haykırmayı emreden bir anlayış, pragmatizmin hesaplı kitaplı olma tavrına diz çöktürüldü. Burada, dik duran ve küçük menfaatler yerine ideal olanı savunabilenlerin hakkını iade etmek gerekiyor. Bu gazete de bunlardan birisi.
Gücün, otoritenin her şeyi meşru kılacağı yanlış yargısı, eleştirisini veya çekincesini korkusuzca ifade etmesi gereken münevver sınıfını da, otorite önünde hazır kıta olmaya zorladı. Öyle bir hal ki bu, otoritenin sıradan önermelerinin bile içini doldurmaya çalışan bir "katiplik" halini alıyor münevverlik.
Otoritenin emir eri zihniyetine kapılmış, her söyleneni onay makamına dönmüş bir aydın sınıfı, ne soru sorabilir, ne koşulları sorgulayabilir, ne de gerçeği korkusuzca, hesapsızca haykırabilir. Gerçeğin yeri ve zamanını, ayarlı olduğu güce, otoriteye göre belirler sadece.
İslami kesimin bazı alimleri, bilim adamları, aydınları, kendilerine miras olan en temel erdemlerden birini, gerçeğin ve hakkın yanında olmayı birtakım küçük hesaplara ve konjonktüre kurban ediyorlar. Bu açıkça kendi kendini inkar etmektir.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



