Müslüman Osmanlı'nın son cengâveri Fahrettin Paşa'yı en güzel kim anlattı derseniz, hiç tereddüt etmeden Nihat Genç diyebilirim. Bir bakarsınız Şam'dan bahseder, bir bakarsınız Beyrut sokaklarından, bir bakarsınız Halep, Kahire, Yemen der bize. Türk edebiyatında Bosna'yı en güzel anlatanların başında gelmez mi Nihat Genç? Nihat Genç'in kitaplarında hem bilgi yüklenmiştir hem bir heyecan fırtınası sizi alır götürür. Zaman zaman dili sertleşirse de bu işin de tuzu biberi budur diyebiliriz. Anadolu'da yatılı bölge okullarından bahsederken bizim gibi Anadolu çocukları hep kendini bulur onun kitaplarında. Çok seviliyor ve okunuyor olmasının bir diğer sebebi bana göre bize çok benzemesidir. Bizim gibi bizden birinin siyasi duruşu ne olursa olsun ortaya atlayıp bizim içimizde düğümlenip de söyleyemediğimiz şeyleri söylüyor olması acayip hoşumuza gidiyor.
Nihat Genç'in fırtınalı haşin ve isyankâr duruşu bir düşünce adamında olmazsa olmaz bir özellik... Yazarlık hayatına deplasmanda başlayan bu Anadolu çocuğu, istikrarı ve disiplini elden bırakmayarak, kendine anlamlı bir yer açmayı başarıyor ve yoluna devam ediyor. Galiba kuzeyin çocuklarının kaderi de bu yalnız kalış...
İletişimin bir sanat, sanatın bir iletişim biçimi olduğu bir zaman ve zemin üzerinde kendi başına bir şeyler yapmak öyle sanıldığı kadar kolay bir şey olmasa gerek... Kültür sanat aşiretleşmelerine karşı kendi gibi kalmayı başaran eğilmeden, bükülmeden bir mücadele vermenin zorluğu da ortadayken kenarda köşede kalmaları memleketimizin kültür ve irfan hayatı açısından büyük bir kayıp anlamına geleceği de muhakkaktır.
Doğru yerde doğru mesajları verecek doğru adamlarınız yoksa, eksik bıraktığınız bir yaşamınız var demektir. Benim içimden geçip de diyemediğim, cümlesini kuramadığım şeyleri bir yazarın söylemiş olmasından çok büyük bir keyif aldığımı ifade etmek istiyorum.
Kitlenin dili olması bakımından yazarlar varlığı pek hissedilmese de yoklukları önemeli derecede kendini hissettiriyor. Hani bir şiir vardı. Ben sevdim mi adam gibi severim. Bir dönem çok tutulmuştu. 'Ben yazdım mı adam gibi yazarım' diyebilen ender yazarlardan biri hiç şüphesiz Nihat Genç'tir. Bu dev yazarı, bizim Trabzon derinliğinin bir ürünü olması hasebiyle dikkate değer buluyorum. Trabzon derinliğinin kendi gerçek edebiyatımıza gerçek anlamıyla kazandırılması bu yazarımızı sahiplenmekle mümkün olacaktır.
İnandığı değerlerin arkasında kaya gibi durabilen her adam bizim için saygı duyulmayı hak ediyor. Onlar kaya gibi durdukça biz de Trabzon'a yaslanmış dağ gibi arkalarında durmayı bilmeliyiz. Haksız mıyım? Ben şahsen Nihat Genç'i takip ettikçe, çok meşhur kabul ettiğimiz bir sürü yazarın ne kadar da sığ ve derinliksiz olduğunu görüyor ve hissediyorum.
Trabzon dediğimizde benim zihnime düşen izdüşüm bu büyük fikir ve sanat adamlarımız, şairlerimiz ve sanatçılarımızdır. Bana göre büyük adamların övgüye, alkışa, cafcaflı laflara ihtiyacı yoktur. Ve fakat bir şekilde mücadelelerinin yankı bulmasını istemeleri de normal değil mi? Lafın tamamının özürlüye dendiği bir toplumda söylenmesi gereken her lafı açık açık söylemenin zorluğunu da kabul etmek durumundayız.
Fırtınalı zamanlarda zemine ayak uyduran, normal zamanlarda ortaya çıkan omurgasızlara inat adam gibi adamları ayakta alkışlamak gerektiğine inanıyorum. Bir şekilde tatlı su kolaycılığı yapanları afişe etmek ve lafı dolandırmadan tam orta yerinden anlatmak gerekiyorsa biz kendi gönlümüzde kendi yazarlarımıza Nobel ödülleri vermeliyiz. Kendi içimizden ayağa kalkıp alkışlamalıyız kendi gerçek yazarlarımızı...
Kitabın orta yerinden konuşmak gerekirse elini, yüreğini, kendini taşın altına koyan, kaçak güreşmeyen, belden aşağı vurmayan, arkadan hançerlemeyen her büyük adamı gönlümüzün başköşesine oturtmamız herhalde bir insanlık borcumuzdur.
Düşünce hayatımızda yerli ve yabancı ayrımını koymak durumunda kalıyoruz ister istemez ve ben her zaman sorunlarımızın çözümünde yerli referansların doğru tercih olacağına inanmışımdır. Kendi içimizden çıkmış insanları daha bir sıcakkanlılıkla bağrımıza basmalıyız değil mi? Hani bir tabir vardı gömlek yakın olsa da atlet daha yakındır.
Satır aralarına iliştirilmiş gizli laflarla doğru meram anlatma şansımız yoktur açık açık konuşalım ki biz kendi adamlarımıza adam gibi sahip çıkmalıyız. Konuştukça, yazdıkça bu ülkenin gelecek inşasına tuğla taşıyan her büyük yazarı saygı ve minnettarlıkla bağrımıza basmak durumundayız. Sözleriyle birilerinin ayaklarının altındaki yeri sallıyorlarsa bu sadece saygı duyulmayı hak ediyor demektir.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



