Kelimeler anlam dünyamızı inşa ettiğimiz tuğlalar gibidir. Onlarla dünyayı anlar, onlarla kendimizi ifade ederiz. Kelimeler olmasaydı, görüyor, duyuyor, düşünüyor, hissediyor olmamızın bir anlamı kalır mıydı?
Anlamak ve anlaşmak için muhtacız kelimelere. Birbirimize yaklaşmak da ancak onlarla mümkündür, uzaklaşmak da... Kelimelerle sever, kelimelerle savaşırız bazen. Kâh barış güvercini olurlar dilimizde, kâh tank olup geçerler yüreklerimizden.
Ne ki bizim için vazgeçilmez olmalarına karşın, göz önünde bulundurulması gereken küçücük bir kusurları vardır: Asla sır tutmasını bilmezler! Duygularınız, düşünceleriniz ve başkalarıyla ilgili değerlendirmeleriniz, içinizde biriktirdikleriniz, gün yüzü görmemiş sırlarınız ve tabiî ki karakter ve kişiliğinize ait yaratılış kodlarınız, genetik şifreleriniz onlar marifetiyle ortalığa saçılır bir gün. Biraz gevezedirler, onun için pek de iyi dost sayılmazlar. Her zaman için mesafeyi korumak lazımdır.
Mütemadiyen bizi ele verirler. Öyle ki, sanki içimize tutulmuş aynalar gibidirler.
Sözcükler üzerinden karakter tahlili yapmak mümkündür ve bu, sadece psikologlara özgü Allah vergisi bir yetenek de değildir.
Bana kalırsa, sözcüklere bakarak, üç tür insan olduğu söylenebilir. 'Amacılar', 'Rağmenciler' ve 'Keşkeciler'...
'Amacılar' olarak adlandırabileceğimiz insan tipleri, mazeret üretmeye bayılırlar. Ellerinden başka türlüsünün gelmediği söylenebilir. Hayatta kolay kolay ciddi başarılarına rastlanmaz onların. Bütün başarısızlıklarının faturasını, kendilerinin dışındakilere yüklerler. "Olmadı ama...", "Yapamadım ama...", "Ama işin aslı öyle değil..."
Fatura başkasına kesildiğinde, sanki başarısızlık ortadan kalkmaktadır. Böylelikle kendilerini kurtarabileceklerini düşünmelerine rağmen, bunun mümkünatı yoktur; ancak belli ki, kendilerini bu yolla rahatlatmaktadırlar.
Sürekli mazeret üretmek, 'ama'nın ardına saklanmak, elbette çözüm değildir. Bu sözcük, ne yazık ki, başarısız, çaresiz ve aslında zavallıların dillerine yakışmaktadır. Siz ne derseniz deyin, 'ama' sözcüğü ile başlayan bir mazeretleri muhakkak vardır onların. Zavallı oldukları kadar biraz da yalancıdırlar.
'Rağmenciler' ise 'amacıların' tam tersi kişiliğe sahiptirler. Biri güney kutbuysa, diğeri kuzey kutbu... 'Ama' ile söze başlayanların dillerinden nasıl acziyet dökülmekteyse, 'rağmen' sözcüğünü dillerinden düşürmeyenler de o kadar böbürlenme meraklısı, enaniyet sahibi, ekâbir tiplerdir. Küçücük bir başarıyı bile allar pullar, habbeyi kubbe yapar, meydan muharebesi kazanmış gibi anlatmaya bayılırlar. Hatta kendilerine ait olmayan başarıları ve zaferleri bile sahiplenmekte bir sakınca görmezler.
Dünya onların karşısındadır adeta... Herkes onların başarılarını engellemek için seferber olmuştur. Ancak şu azim ve kararlılığa bakar mısınız, bütün olumsuzluklar yenilmiştir. Hatta makûs talih bile... Yenilen zorluklar ne denli büyük olursa, elde ettikleri zaferler de o denli büyük olacaktır onlara göre.
Aslında 'amacılar' ne kadar zavallıysa, 'rağmenciler' de bir o kadar zavallıdırlar. Fakat insan zaman zaman 'amacılara' acıma duygusu ile yaklaşabilmekteyse de, bir türlü 'rağmencilere' karşı aynı duyguyu besleyememektedir. Rağmencilerin asaletten yoksun sahte kibirleri, acınacak durumlarda bile, onlara karşı acıma duygusu beslemenizi engelleyen bir iticiliğe sahiptir.
Amacılar acziyetlerini, acziyet olarak göstermekten korkmayacak kadar cesur ve kendileri olmaktan çekinmeyecek kadar dürüsttürler en azından. Belki de onlara beslenilen sempatinin nedeni budur. Rağmencilerin asaletten yoksun sahte kibirleri ilk bakışta müthiş bir özgüven gibi görünürse de, aldanmamak gerekir; zira bu nasıl bir özgüvendir ki, kendileri olmak cesaretinden ve dürüstlüğünden mahrumdurlar.
Bir de 'keşkeciler' vardır etrafımızda. Keşke diye pişmanlık biriktirirler geçmişlerinde. "Keşke öyle yapmasaydım...", "Keşke öyle olmasaydı...", "Keşke o fırsatı kaçırmasaydım, o şansı iyi değerlendirseydim..."
'Keşke' demek, kaçan fırsatları geri getirmeye yeter mi? Keşke, 'keşke' demek yapılan hataları telafi etmeye, onları yaşanmamış kılmaya yetseydi... Keşke zaman, film şeridi gibi geri sarılabilseydi. Ne mümkün! 'Keşkeciler' şunu fark edebilselerdi keşke; 'keşke' demek hiçbir şeye çare değil; üstelik yarardan çok zarar getirir. 'Keşke' dedikçe, yüreği biraz daha acır insanın. Kabuk bağlamış, unutulmaya terk edilmiş yaraları deşmeye ne gerek var Allah aşkına?
Yalnız, 'keşkeciler'de biraz tövbekâr adam tavrının olduğu göz ardı edilmemelidir. 'Amacılar' üstlerinde suç ve kir tutmazken, 'rağmenciler' megalomaniye varan hastalıklı ruhlarıyla caka satarken, 'keşkeciler' bütün pişmanlık oklarını kendi nefislerine gönderirler. Keşke diye diye dünyayı kendileri için nasıl da yaşanmaz bir cehenneme çevirirler!
Baktığınızda, 'keşkeciler' geçmişlerinden ders alır sanırsınız. Ah, keşke alabilselerdi! Geçmişteki pişmanlıklarının gölgesini, bugünlerine düşürürler miydi? Doğrusunu söylemek gerekirse, 'ama' demenin, 'rağmen' demenin insan psikolojisini rehabilite eden bir yanı vardır belki, fakat keşkelerin, 'keşkecilere' bu kadarcık dahi bir yararı yoktur.
Mümkün olabilseydi, 'ama', 'rağmen', 'keşke' sözcüklerini lügatten çıkarırdım. Bir faydası olur muydu dersiniz? Keşke mümkün olsaydı, denemeye değer(miy)di.
Benimki de laf yani! Aynalara hiç kızılır mı?


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



