Dil konusunda kalem oynatan kişilerin sayısı gittikçe azalıyor mu ne? Özellikle gençlerin hep çekinceli ve ürkek yaklaştığı bir saha olmuştur dil sahası her nedense. Bizim ülkemizde dil konusunda yüksek sesle konuşmak istiyorsan sıranı beklemelisin. Altmışlı yetmişli yaşları devirmelisin en azından.
Bir Hakkı Devrim bir Nermi Uygur olamasan da kaideyi bozmayan bir istisna cihetinden Nemciye Alpay falan olmalısın.
Hele hele otuzlu yaşların altında seyrediyorsan dil mevzuuna hiç gireyim deme.
Ortalıkta dolaşan dil jandarmalarından adım atamazsın.
Bir de muhafazakâr dil inzibatlarına yakalanırsan durum daha da vahim bir hal alır.
Uygun adım yürür gibi uygun adım konuşmak zorunda kalırsın.
Sevgili Osman Toprak'ın "Dil ve İmkân" isimli kitabı raflardaki yerini bekleyedursun -nasıl olsa dil konusunda konuşma yaşı noktasında- ortalamayı da tutturmuş durumdayım. Oldu olacak bodoslama dalayım bu lisan bahsinin orta yerine.
Madem ki her âdemoğlu gibi ben de kendisine isim öğretilenler grubunda yer alıyorum o halde kelama kelimeden dalış yapmak en doğal hakkım olmalı.
Düşünceyi cümleye bağlayan ana unsur olarak kelime her şeyden evvel fikrin ve temanın giriş kapısıdır.
Sürü ya da yığın olmadıkları için boş buldukları yere değil kendilerine ait olan yere kimsenin işaret etmesine ihtiyaç hissetmeden otururlar.
Kelime oturmalı ki cümle ayakta durabilsin.
İyi oturmamışsa kelime cümle kendi içine doğru devrilebilir.
Cümle kurulu bir düzenek olmadığı için ancak kelimeyle tesis olunabilir.
Yüce yaratıcı daha bidayette henüz cümle yokken kelimeleri yarattı.
Görünürler dünyasında her bir şeye ad olsun için insanı her kelimeye sahip kıldı.
Ve insan mevcudatı kelimelerden oluşan isimleriyle çağırdı. Her isim bir kelimeydi. O gün bugündür kelimelerle çağrılır oldu adımız.
Her insan ismi ile müsemma bir kelimedir aslında. Bütün uğraşı doğru bir cümlede yerini alabilmektir.
Hızla anlam kaybı yaşadığımız bir dünyada siklete gelmeyen fikirlerin taşıyıcılığını üstlenmiştir kelime. Ne hayali iplere un diye serilmeye kalkılmıştır.
Böylesine tahammül edilmez bir boşluğu taşıyamayacağını anlayınca -ki kelimeler sadece anlatan değil anlayandır da- yerini "sözcük"e devretmiştir.
Pamuk ipliğiyle bağlanmış mantık örgüsünü taşımaya dünden razıdır sözcük.
Sözün ihtişamını taşıyamayacak kadar küçültmüştür kendini.
Ne sırtı ne de omuzları vardır kelamın sikletini taşımaya. Anlam denizinde kolayca batabilecek bir kâğıttan gemidir sözcük. Doğru bir ağızda ancak evinin yolunu bulup kelimeye rucu edebilir her sözcük. Tekrarlandıkça kendine gelir. Toy ve nevzuhurdur. Kelimenin karşısında dizleri titrer. Kendini istisgar ederek var olma hamakatına düşer.
Kelime mananın gözümüzü alan ışığı karşısında bir perdedir.
Çıplak gözle anlama temas edecek nazarlardan mahrum olduğumuz içindir ki kelimeler filtre görevi görürler.
Eşyanın hakikatine dolaysız ve dolayımsız ulaşmak çok büyük bir marifet olsa gerektir. Kelime fanusunu kırmadan aydınlatıcı hakikat alevine elimizi sürmek mümkün değil.
Necip Fazıl'ın kelimelerle tutuştuğu kavganın bir sebebi de budur: "İman. İhlâs, vecd ve aşk, bunlar birer kelime... Kelimeyi boğardım verselerdi elime."
Mütercim Âsım Efendi Kamus tercümesinde "Elkelmü kaf'ın fethi lam'ın sükûnu ile yaraya denir. Ve "kelm" mastar olur yaralamak manasına." yazmıştır. Kelime yaralamak demektir.
Kalbe işleyen, gönlü yaralayandır. Ve anaçtır aynı zamanda kelime. Kendinden yeni kelimeler türetir.
Kelime kelimesinin sonundaki tau te'nis (dişilik ta'sı) doğurganlığına işarettir. Allah kendi adına dair en büyük özellikleri Hz. İsa'da göstermiştir. Bu yüzden Kur'an'da İsa(a.s)'dan Allah'ın kelimesi olarak bahsedilir. ("Melekler demişlerdi ki: Ey Meryem! Allah sana kendisinden bir Kelime'yi müjdeliyor. Adı Meryem oğlu
İsa'dır." (Al-i İmran: 3/45))
İnsan yaratıcısı tarafından kendisine bahşedilen kelam sıfatının künhüne ermek için ait olduğu cümledeki yerini muhafaza etmesi gerekiyor.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



