Reel-politik, reel olarak kritik edildiğinde "tüccar siyaset"in bittiği görülür. "Kazan-kazan" felsefesi bitmekte, "kazandır-kazan" anlayışı öne çıkmaktadır. Çünkü seçmen sadece seçmek değil, inanmak da istemektedir. Seçimini de, inancı doğrultusunda yapmak istemektedir. Hayatın her döneminde verdiğimiz kararlara topluca baktığımızda, inanarak aldığımız kararla inanmadan aldığımız kararlar arasındaki fark net ortadır. Görüyoruz ki artık, kazanmak ve kaybetmek arasında bir seçim yapmak zorunda değiliz. Sadece inanmak zorundayız.
İnanıyorum ki; kaybetmek de bir kazançtır. Sadece ve sadece, kaybeden ben iken, kazanan bir başkasıdır aslında. Kazandırarak kazandıklarımızı, kaybettiklerimiz üzerinden değerlendirmediğimizde ancak keşfedebiliriz. Hayatımızın, şerefle bitirilmesi gereken bir görev olduğunu keşifle, kazanmak yerine kazandırmak önceliğine sahip oluruz. Ne kazanacağını hesaplamadan sadece ne kazandıracağını düşünen görev adamlarına ihtiyaç duyuyor insanlık. Bir şeyin fiyatından önce değerini bilen, "ben"i "biz"e feda eden bir anlayış kurtarabilir ancak bu durumdan bu alemi çünkü...
Her zorluktan sonra bir kolaylık, her kolaylıktan sonra bir zorluk varsa, bu kaybettiğimizi zannettiğimiz ama aslında kazandırdıklarımızla olmaktadır. Kitlelerin siyasi bilinç ve katılım arzularını bu noktada geliştirme açısından geleceğin şekillendirilmesi ve yönlendirmesi önem arz etmektedir. Kazandırmayı düşünmek ve düşündürmek. İşte asıl mesele bu. Çünkü, niyet ne ise akibet odur.
Milletimiz, sorun çözme yeteneklerini kaybetmiştir. Çünkü, irfanı sulandırılmıştır. Bu durumda neye talip olmalıyız? Elbette ona irfanını kazandırmaya... Ve böylece kazanmaya... Milletimize kazandıracağımız en önemli şey, kazandırarak kazanacağını bilme irfanı olmalıdır. Millete bunu kazandırmak bizim de en büyük kazancımız olacaktır. Bu irfan milletimizde var ancak sulandırıldı. Yeniden öz haline getirilmesi gerekiyor. Bilinmelidir ki; 40 yıllık siyasetimiz bunun üzerine kurulmuştur. Milletimizin özüne dönmesi, tarihini bilmesi için sadece hatırlatmak üzerine...
Milletimiz, kazandır-kazan siyasetiyle 40 yıldır ne kazandığına baktığında, ne kazanacağını da görecektir. Erbakan Hoca, kaybeden görüntüsünde de olsa, kazandıran sorumluluğu taşıyan bir portre olarak önümüzde duruyor. Bize neler kazandırmadı ki... Bu uğurda hâlâ neler kaybediyor gözükse de bu sayede milletimize neler kazandırmıyor ki! Peki, onun kazandır-kazan siyasetinin şuurunda olarak neden biz ona kazandırmayalım ki... Ona kazandırmak, milletin kazanması iken daha ne duruyoruz ki! İyi insan olmak ancak herkesin iyiliğini ve saadetini istemekle mümkündür. Bundan dolayı bizler insanların saadeti için tüm gayretimizle çalışmayı, bir insanlık görevi olarak görüyoruz.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



