Yüzyıllar ötesinden bizleri seyreden cansız bedenlerin arasından geçerek, Fatihalar eşliğinde mezarlığın diğer kapısından çıkıyoruz. Karşımıza ilginç figürleriyle bir kümbet çıkıyor. XIV. yüzyıl Selçuklu Dönemi'ne ait olan Döner Kümbet, tam 12 köşeli. Her yüzü değişik motiflerle bezeli olan kümbet; Hayat Ağacı, Çift Başlı Kartal ve Aslan motifleriyle bizleri kendisine hayran bırakıyor.
XIII. yüzyılda Selçuklular tarafından "Han" olarak yaptırılan, 19. yüzyılda ise ibadethaneye çevrilen Han Camii, dışarının sıcaklığına inat merdivenlerinden indikçe serinlik üflüyor insanın bedenine. Caminin yanındaki Han Kümbeti'nde ise, iki yakınıyla birlikte Emir Cemaleddin Tanrıvermiş Bin Davud istirahat ediyor.
Kayseri Kalesi bedesten olmuş
Caddeden biraz daha ilerleyip, alt geçitten çıkar çıkmaz bu seferde Kayseri Kalesi'nin surları İstanbul'u gözlerimizin önüne getiriyor. Devasa taşların, insanları insanlardan korumak için devleştiği bir başka mekân Kayseri Kalesi. Kale, Roma İmparatoru III. Gordionus döneminde (238-244) kale ve surlar şeklinde inşa edilmiş. Bizans İmparatoru Justinianus döneminde (527-565) bazı değişikliklere uğratılarak iç kale oluşturulmuş. Kayseri Kalesi bugünkü şeklini Selçuklu Sultanı I. Alaaddin Keykubat döneminde (1220-1237) almış.
Tarihî Kapalı Çarşı'dan çıkıp, Kayseri Kalesi'ni esnafların "buyurun"ları arasında ziyaret etmek, tarihî mekânla irtibatlanmamızı engelliyor. Fakat bütün sıkıntılara rağmen güleryüzlü insanlarla karşılaşmak güzel.
Özal ve Gül'den "bebeler"e sürpriz
Kayseri'nin modern alışveriş merkezlerine kafa tutmaya devam eden çarşıların arasından geçerek biraz da yakın tarihle ilgilenmek istiyoruz.
Ziyaret edeceğimiz mekãn, Selçuklu eserlerinden çok farklı. Osmanlı döneminin en son eserlerinden. Osmanlı Sultanı II. Abdulhamid tarafından 1904 yılında yaptırılan, o dönemde rüştiye, idadi ve sultani olarak hizmet vermiş olan Kayseri Lisesi.
1921'de Sakarya Savaşı'nda öğrencileri şehit düştüğü için mezun veremeyen tarihî lisenin önündeyiz. Görevliye rica ediyoruz, bomboş koridorlu okulu gezebilmek için. Ricamız kırılmayınca, ihtişamlı basamakları birer birer çıkmaya başlıyoruz.
Her adımımızda, bu okulun sıralarında kazandıklarını dünyanın değişik bölgelerinde insanlığın hizmetine sunmak üzere yola çıkan sayısız idealist öğrencinin meftunluğu dökülüyor tavan ve duvarlardan. İkinci kattaki okul müzesinin kapısından içeriye girergirmez ise, rahmetli Turgut Özal ile Abdullah Gül karşılıyor bizleri. Bizlerle birlikte "bebeleri" buyur ediyorlar sıralarına. Hem başbakanlık hem de cumhurbaşkanlığı yapan şahsiyetlerin masasına davet edilmek mutlu ediyor onları. Kimbilir, belki "idealsizlik sendromu yaşayan bebeler"e onların ideallerinden bir şeyler bulaşır. Masanın üzerindeki Kayseri Lisesi Mezunları defterine onların da kaydı düşülür.
Bir çırpıda gezip, hemen çıkmayı düşündüğümüz Kayseri Lisesi'nin minik müzesi, bizleri dakikalarca oyalıyor. Unuttuklarımızı hatırlatmak için, geçmişin izlerinden örnekler veriyor.
Kayseri, açık hava müzesi gibi
Okul ziyaretinden sonra rehberimiz Aytekin bey, "Hunat Camii'ni mutlaka görmelisiniz" diyor. Tepemizi kavuran sıcağa rağmen ilk hedefimiz Hunat Camii. Minaresinin gölgesine vardığımızda bizi adeta büyülüyor, bu şaheser niteliğindeki Selçuklu eseri.
Alaaddin Keykubad'ın hanımı Mahperi Huand Hatun tarafından 1238 yılında yaptırılan Hunat Camii, külliyesi ile birlikte, yıllara meydan okuyarak hâlâ göz kamaştırıyor. Batı ve doğu kapısının üzerinde yer alan kitabe ise, efsunlu bir şifre gibi her ziyaretçi tarafından çözülmeye çalışılıyor.
Şehirdeki Selçuklu dönemine ait hangi eseri görseniz "muhteşem" demekten kendinizi alamıyorsunuz. Ulu Camii (Cami-i Kebir) öyle, Gevher Nesibe Tıp Müzesi'ndeki eserler öyle...
Deyim yerindeyse Kayseri adeta bir açık hava müzesi görünümünde. Sanayisinden sonra, tarihî zenginlikleriyle, ovalarıyla, tepeleriyle, dağlarıyla Kayseri'nin uyuyan devi; "turizm". Kayserililerin ise bu bâkir ve bacasız sanayiyi bir yerlere not ettiği aşikâr.
Namazımız caiz mi hocam?!..
Gün yavaş yavaş ölürken, medeniyetlerin kolgezdiği beldenin asıl sahipleri, misafirlerini ağırlamak, onlara geçmişi hatırlatmak için kızılca yorganlarını üzerlerine çekiyorlar.
Biz ise, zirveler şehri Kayseri'yi tepeden izlemek üzere Talas Belediyesi'nin Piknik ve Dinlenme Tesisleri'ne hareket ediyoruz. Ali Dağı bizleri serin serin esen rüzgârlarıyla karşılıyor. Ömre ömür katan havasıyla, insanları öbek öbek eteğine diziyor. Biraz önce sesini dinlediği koca şehrin sessizliğine, kucağında topladığı insanlarla hayretler içerisinde bakıyor. "Birilerinin ölümü, birilerinin doğumudur" düsturunu akıllara getiriyor, önümüzdeki sonsuz tablo.
Akşam ezanıyla birlikte şükrümüzü edâ için mescid kılınan yeryüzünün bir köşesinde seccade arıyoruz. Merdivenlerden inerek, nûr yüzlü dedelerden sorarak, buluyoruz aradığımızı. "Allah-û Ekber"le birlikte bütün dünyayla bağlantıyı kesmişken, Serdar Ortaç'ın kulakları ve gönülleri sağır eden sesi yükseliyor "mescid yanı gazino"dan. Ortaç'ın şarkıları Fatihalarımıza karışıyor.
"Namazımız caiz mi?" diye öğrenmek için Necmettin Nursaçan Hocaefendi'ye telefonla ulaşmaya çalışıyoruz, fakat nafile. Ve arkasından problemi kökünden çözmek için Talas Belediyesi'ne soruyoruz: "Mescidin yanında Kayseri'ye volümü yüksek müzikle hizmet(!) etmeye çalışan gazinonun hizmeti normal mi sayın başkan!?.."
5 Tepeler'in gizemi
Kendimizi ve başkalarını incitmeden yöneliyoruz Kayseri'nin bir başka tepesine. Kayseri'nin en zengin muhitlerden olan Hisarcık'ın villalarının arasından geçerek, caddenin altındaki Kıranardı'nın mahzun evlerinin arasından Kayseri Büyükşehir Belediyesi Kent Orman Parkı'na ulaşıyoruz. Erciyes'in zirvesinden eteklerine akarak, şelaleye dönüşen serin suların çağıltısına karışıyoruz. Bedenimizin yanında ruhumuzu da serinletiyoruz. Doğa burada insanların hizmetine sunulmuş, Kayseri Büyükşehir Belediyesi tarafından. Bizler de teşekkürlerimizi, sarı lambalı sokak direklerinin aydınlığında geceye katıyoruz. Dönüşte hakkı kalmasın diye "5 Tepeler"i de ziyaret etmeyi ihmal etmiyoruz. Gecenin bir saatinde, ıssız, lambasız duble yoldan Hacılar'a çıkıyoruz.
"Dillik kunde zorlaşıyor"
Yarın Kayseri Organize Sanayi Bölgesi'ne uğrayacağız. Krizin teğet geçip geçmediğini "Kayseri'nin Kalbi"nden dinleyeceğiz. Sanayinin giriş ve çıkışlarında "krizin debisi"ni resmedeceğiz.
Organize Sanayi, muhteşem yapılanmasıyla devasa bir şehir görünümünde. Hacılar yönünden girdiğimiz sanayinin caddelerinde yaprak kıpırdamıyor. Ortalık sessizliğe sığınmış. Fakat İstikbal'in showroom mağazasını ziyaret ettiğimizde az da olsa bir hareketlilik göze çarpıyor. Bu mağazada defolu ürünler pazarlanıyormuş. Buradaki hareketliliğin sebebi de % 50'ye varan indirimlermiş.
"Pavlikaya dıhdığımız bebe işten çıktı. Gonşularımız da olmasa bidene elimizden tutacak yok. Dillik kunde zorlaşıyor. Naader dayanacağız, bilmiyom" diye dert yakınıyor rastlaştığımız Süleyman amca. Belki derdini açığa vurmak istemeyenlere, tercüman oluyordu; anlattıklarıyla, anlayabildiklerimizle gün görmüş yaşlı çınar.
Vakit öğlen saatlerini geçmiş olmasına rağmen, hâlâ caddelerde sessizlik hakim. "Teğet geçecek" denilen kriz buraları çoktan ezmiş geçmiş. Ne sanayicinin, ne de çalışanın dertleşecek mecali kalmamış.
Arlayf Koltuk ve Kanepe firmasının sahibi Yunus Arsav; "Şu anda tek hedefimiz kaldı, o da ayakta kalabilmek. Burada çalışan işçilerimle birlikte ekmeğimi bölüşerek, yarın da varolabilmenin mücadelesini veriyorum. Bütün zorluklara rağmen, yıllardır çalışıp meydana getirdiğim sanatımdan ve üretim kalitemden asla vazgeçmeyi düşünmüyorum. Biz sanayici olarak kepenklere kilit vurmamak için direniyoruz. Aynı özveriyi bizi yönetenlerden de bekliyoruz" ifadelerini kullanıyor. Yunus beyin sözleri, bizim çaylarımız boğazımızda düğümleniyor.
Kayseri'nin yolcusuz tramvayları...
Kayseri Organize Sanayii'den çıkıp Kayseri'nin merkezine doğru çileden âri trafikte yol alırken, ilk geldiğimizde dikkatimizi çeken boş tramvay çıkıyor karşımıza. Hikmetini yanımızdakilere soruyoruz, onlar da bilmiyorlar. "Sayın Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Özhaseki, uzun süredir deneme sürüşünde olan tramvayın akıbeti ne ola ki?.." diye soracakken, dönüş sonrası seferlere başlandığını öğreniyoruz.
Bu arada Kadir Has ismini de zikretmeden geçersek Kayseri'ye haksızlık olur. Olur da yolunuz Kayseri'ye düşerse Kadir Has Kent Müzesi'ni, Kadir Has Kültür ve Spor Salonu'nu ve Kadir Has Stadyumu'nu görmeden dönmeyin.
Bu ekonomik krizde sizlerin, "Kayseri'de ne yenilir, ne içilir?" sorusunu sormayacağını tahmin ederek bu konudaki deneyim ve öğrendiklerimizi saklı tutuyoruz. Ekonomik kriz, bir gün bu ülkeyi terk ederse, o zaman yeme-içme hususunda da bir şeyler yazarız herhalde.
Artık alıştığımız, kaynaştığımız Hacılar ve Kayseri'den ayrılma vakti geldi. Bizlere ziyaretimizin hemen hemen bütün safhalarında eşlik eden Aytekin Çavuşoğlu'nu bir hayli yorduk. Umarız ki, o da bu yorgunluktan bizim kadar keyif almıştır. Teşekkür insana en değerli hediyelerden biriyse, teşekkürler Aytekin kardeşim.
Bitti
Hacılar'dan indik Kangal'a...
Kayseri'den sonra Sivas yeni Valisi Ali Kolat'ın Kangal ilçesini ziyaret programına, atanmış ve seçilmiş heyetin yanında bizler de eşlik ettik. Günlerdir üzerinde kalem oynattığımız Kayseri'nin Hacılar ilçesi bütün olumsuzluklara rağmen yükselen bir değer ve "rol model" olarak dünyanın dikkatini çekmeyi başarmış. Fakat Sivas'ın bir asırlık Kangal ilçesi; bütün kültürel ve ekonomik zenginliklerine rağmen her gün göç veren, her gün hızla fakirleşen özelliğiyle dikkatlerden kaç(ırıl)mış. İki zıtlığı yerinde tespit etmişken, Vali Kolat başta olmak üzere, yetkili makamlara bir kez daha arz edelim istedik.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



