"Nerede o eski ramazanlar?"
"Nerede o eski alimler?"
"Nerde o eski şairler.
Bizim zamanımızda filan şair vardı.." gibi sözler, bu sözü söyleyenin artık şiir okumadığının mazereti gibidir.
"Kitap okunuyor mu?" sorusuna "Eskisi gibi okunmuyor" cevabı alınıyor.
Kişinin kendisi kitap okumayı bırakıverdi ya herkesi kendisi gibi zannediyor.
Bu sözler, gönlü kocamış insanların sözleridir. Seksenlik adam "Bizim zamanımızın güzelleri bu zaman da yok" derken torunu bir Leyla'ya gönlünü kaptırmış gidiyor.
Torun da dede olunca dedesinin söylediğini tekrarlayacak.
"Bizim zamanımızda meyvelerin tadı bir ayrı idi" diyen babanın çocuğu bu günün meyvelerinde bulduğu tadı babası bulamıyor.
Gözümüzün feri gibi, kulağımızın duyma zayıflığı gibi tad alma duyumuzda zayıflar da farkına varmayız ve kabahati meyvelerde buluruz.
Siz, gönül denizini kendi attığınız keder, hüzün, gam, stres, üzüntü pislikleriyle bulandırmamaya dikkat ediniz.
Ağzınızın tadı bozulmasın, gönül deryanız kirlenmesin.
O zaman her yaşın kendine göre tadını almaya devam edersiniz.
Şair ne güzel söylemiş:
"Mecnun isen ey dil sana Leyla'mı bulunmaz
Bu goncaya bir bülbülü şeyda mı bulunmaz"
Her çağın Mecnununa her çağda Leyla'sı bulunduğu gibi her gülün bülbülü de on bin kilometre uzaktan gelir.
Şair: "Gözü Dünya mı görür aşıkı dîdâr olanın?" diyor. Sevgilisine doğru koşan insanın ayağına diken batsa onu görenlerin yüreği dayanmaz ama o sevdiğine doğru koşanın ayağına batan dikenden haberi olmaz.
Doğum yaparken ağlayan anne, doğan çocuğun ağlamasıyla acıları sevince dönüşür.
Ağlarken hüzün gözyaşları dökeriz, gülerken sevinç gözyaşları dökeriz. İkisinin de kaynağı aynı. Hüzünle keder, geceyle-gündüz gibidir. birbirini izleyerek gider ve gelirler. Onun için Rabbimiz "Kaybettiklerinize yerinmeyesiniz, verdiklerine de sevinmeyesiniz diye..."buyurmuş.(Hadid 23)
Yunus Emre de bu ayeti :
"Ne varlığa sevinirim, ne yokluğa yerinirim" diye terceme etmiş ve
"Aşkın ile öğünürüm. Bana seni gerek seni" diye devam edivermiş.
Mevlana Mesnevisinde Tahir-ül Mevlevi tercemesinde 14655-14666 numaralı beyitler arasında bir hikaye anlatır:
Adamın biri bir kuş yakalar ve yemek ister.
Kuş da ona "Beni bırak, ben sana üç nasihat yapayım" der.
Adamın elinde iken "Olmayacak şeye inanma" der.
Adam, kuşu bırakır. Kuş duvarın üzerine konar ve oradan adama " Geçen şeye üzülme" dedikten sonra "Benim karnımda on dirhemlik inci vardı. Seni ve bütün neslini zengin edecekti" deyince adam bağırıp çağırmaya başladı.
Adam üçüncü nasihatını da yap deyince "Öncekileri tuttunda üçüncüyü mü söyleyeyim" dedi ve uçtu gitti.
Olmayacak şeylere inanmayın.
Elden giden fırsatlar için üzülerek vakit geçirmek yerine zamanın değerini bilmeye ve ondan yararlanmaya devam edin.
Rabbimiz Tekasür suresinin sekizinci ayetinde "Sonra o gün, bütün nimetlerden elbette sorulacaksınız." buyurmuş.
Bir damla sudan, bir ekmek kırıntısından, bir nefesten...hesaba çekileceğimizi unutmadan yaşayalım.
Buhari'nin Sahihi'nde Rikak kitabında birinci babında rivayet ettiği hadisi şerifte Sevgili peygamberimiz:
"İnsanlar iki şeyde aldanmıştırlar, biri sıhhat, biri boş zaman"
Kur'an ve Sünnet eğitiminden geçen Kanuni Sultan Süleyman da güzel söylemiş:
"Halk içinde mûteber bir nesne yok devlet gibi
Olmaya devlet cihân da bir nefes sıhhât gibi"
Zamanın ve sıhhatın kıymetini bilelim.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



