Günümüz Müslümanlarının düşüncelerinden, davranış ve inançlarından ötürü bir ezginlik içinde olduklarını görüyoruz. Bu günümüzün olumsuz gerçeklerinden biri. Bu, biraz da bir kendini küçük görme duygusudur.
Müslümanlıklarından sıkılan, utanan, saklanan yığınlarla karşı karşıyayız. Bunların içinde dikkate alınması gereken ve üzücü olan entelektüellerin de olması. İslâm'ı savunmak, Müslüman olduğunu beyan etmek bir kusur gibi. Gençler de ne yazık ki bu dalganın etkisinde.
Sosyolojik tanımlar ve kavramlar kesimleri belirler.
"İslâmcılık" sosyologların tanımladığı bir kavram. İslâmi düşünce geleneği izleğinde, İslâm'a ilişkin tutumları olanlara yakıştırılan bir sıfat. Bir anlamda sözcüğün etimolojisi açısı bakımından İslâm'dan çıkar uman, bunun ticaretini yapanlar olarak tanımlanır. "Çaycı", "Kahveci", "duvarcı" gibi. Bu eklerle kesimlerin mesleklerini ve yaptıkları işleri tanımlıyor. Sosyologların da İslâmî düşünce geleneğinde olanlara taktığı böyle bir sıfatı olağan karşılamak gerekir. Bu, çok da yadırganası bir durum değil. İslâmcılık, insanın kendisini nereye ait olduğunu gösteriyor.
İnsan kendisini nereye ait hissediyor bu önemli.
Müslümanlık tanımı içinde kendine yer bulan, ama o değerleri savunmayan kesimlerin çokluğu günümüzde yaygın. Bir Müslümanın faizi, zinayı, hırsızlığı savunması söz konusu olamaz. Kur'an'da kesin hükümler var. Peki hem Müslümanım diyen hem de bunları meşru sayanlar var. Onların İslâm'ı savunmaları söz konusu olamaz. Dışarıdan gelen sayısız kavramlar var hayatımızda. "Hem Türkçüyüm, hem Müslümanım" gibi. "Hem Müslümanım hem Amerikancıyım" diyenler aynı konumda. O zaman Müslümanların İslâm bilinci daha bir önem kazanıyor. İslâmî değerleri hayata egemen kılma, onu hayatına uygulama ve titiz davranma bir disiplin gerektiriyor. O disipline uyanlar doğal olarak bir biçimde tanımlanacaklar. Biz Müslüman isek ve İslâmî hayat disiplini içinde bulunuyorsak o zaman bir hayat tarzı olarak İslâmcı olmamız doğal. Tıpkı bir aşçı gibi. İslâmî gelenek ve düşünce insana hayatta daha tutarlı olmayı gerekli kılıyor. Bu sosyolojik bir tanım.
Hakiki Müslümanlar İslâm'ı ve İslâmi değerleri
Batı ruhu toplumları kendi değerlerinden uzaklaştırmak için bu sefer de aidiyetlerini sınırlamak ve uzaklaştırmak için yeni yöntemler deniyorlar.
Örneğin seküler bir hayat tarzı oturtmak için kimi durumları soyutluyorlar. İslâmi değerleri hayatına merkez alanlar siyasa yapamaz gibi. Bir şairin, sanatçının siyasa ile ilgilenmemesi gerekir. Dolayısıyla bir şair İslâmcı da olamaz. İslâm başka şiir başkadır demeye getiriyorlar. Tıpkı siyasa da olduğu gibi. Müslüman iseniz İslâmî değerleri kendi dünyanızda yaşayın yeter. Ama bunu bir başka şeye egemen kılmayın demeye getiriyorlar.
Ne yazık ki günümüz Müslümanları bulundukları yerden tedirgin olmaya başladı. Üzerlerindeki sıfatları sıyırıp atıyorlar. Bu gibi durumlar adım adım gider. Bir çorap söküğü gibi.
Bu, bir kavgadır. Haçlı ruhu düşünceyi içerden çökertmenin yollarına bakar. Bu ifadenin bile kimilerine uçuk geldiğinin farkındayım. Zaten sorun da burada gizli. Bu ruha kapılanlar hayatın bütün alanlarını sekülerleştirir. Hayatı bölümlere ve parçalara ayırır. Birini diğerinden soyutlar. O tip oluşlar suya sabuna dokunmaz. Dokunmaması gerekir. Fakat içten içe o hayatımızın bütün alanlarına da müdahalede bulunur.
Herkese bir görev biçilir, o görev içinde sınırlı tutulur.
Bir tarafta dünyanın lezzeti olan şeyler bir tarafta çile ve kişilik. Kişilik düşünce geleneğimizin en somut özelliği. Bir Müslümanın sahip olduğu duruş onun geleceğini belirler. Bir taraftan da onu kendi ruhuyla besler. Kavramlarını kendisi koyar, tanımlamalarını o yapar, ardından da yönlendirir.
Toplumların hızlı değişimlerinde sapma ve dalgalanmalar da hızlı olur. Bir zaman gelir kimileri bulundukları yerden sıkılmaya, utanmaya başlarlar. Bu, onların kaçışlarına neden olabilir. Sevgili Efendimiz'in vefatının hemen ardından içlerindekini dışa vurmaları, yüzlerindeki maskeleri çıkarmaları gözden kaçmadı. Maskelerle dolaşan insanların arasında yaşıyoruz ne yazık ki. Bu önemli bir dikkat gerektiriyor. Bir insanın nerede ne yapacağını kestiremiyorsunuz. Onun gerçek yüzünü anlayabilmeniz zaman gerektiriyor. Bir yerde kendini dışa vurabilecek bir davranış.
Dünya nimetleri çekicidir. Bir anda insanı çekip içine alır. Zevkler insanı sürükler.
Acı içinde yaşamak, insanların acılarına ortak olmak kolay bir durum olmasa gerek.
Yazar olmak, kalem tutuyor olabilmek, fikir üretmek ve bir düşünce içinde olmak Allah'ın bir lütfu. Müslüman bir sanatçı gündelik hayatında bir sorumluluk içindedir. Her sözcüğünün bir bedeli ve bir karşılığı var. Sözün nereye vardığının hesabını yapmak zorunda. Sanat alanlarının da bir sorumluluğu bulunuyor.
Müslümanlık bir erdem. İslâmi değerlerle yükümlenmek ve bunu hayatın özü haline getirmek ise daha farklı bir erdem.
İnsan kendisini bir yere ait hissediyorsa ve orada varlık gösteriyorsa anlamlıdır.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



