Siyasal erkin konum ve yer değiştirmesiyle birlikte ciddî anlamda kavramlarda yer ve kaymalar baş gösterdi. İslâmi duyarlığa sahip olanlar kimi kavramlardan özellikle kaçınırlardı. Kendilerini o kavramların içinde görmek istemiyorlardı. Bunların başında "sağ" kavramı gelir. Sağ kavramı, siyasal terminolojiye göre tanımlanıyor. Ne yazık ki bu böyle. Sağcılık bir Müslüman için zül kabul edilirdi bundan on, on beş yıl öncesine kadar. Türkiye'de siyasal sağın çökmesinin ardından onun yerinde yer alan yeni iktidar ile birlikte kavramlarda ciddi anlam kaymaları ve yer kaymaları baş gösterdi. Sağcılık tanımı genel bir anlama büründü, geçmişte kendilerini sağcı olarak görmeyenler de bu yapının içinde yer almaya başladılar. Sağ kavramının yeniden tanımlamasını yapacak değiliz. Sol kavramı da bugün için artık bir anlam ifade etmiyor. Batı'nın ürünü olan bu kavramlar Batı'daki değişimlerle birlikte kendilerine ya yer buluyorlar ya da unutulup gidiyorlar.
Yakın zamanda Türkiye'de siyasal yapının değişmesi, sol ile sağ partilerin çökmesi, onların yerine gelen yeni siyasal yapı kendisiyle birlikte bir takım tanımlamalar da getirdi. Bunların başında "muhafazakârlık" geliyor. Geçmişte kendilerini Müslüman addeden yazarlar şimdi hem sağcı hem de muhafazakâr olarak tanımlanmaktan bir sakınca görmüyorlar. Bundan iki gün önce Bediüzzaman adına, biri; üst başlıkta "Muhafazakâr yazar ve âlimlere" bir ileti gönderilmişti. Biz de nezâketen kendilerini uyardık muhafazakâr değil bir Müslüman yazar olduğumuzu söyledik. Bu karşılıklı bir tartışmaya dönüştü. Bizi, Allahın gazabından korunmak adına bir uyarıda bulundu. Tepemizi attıran da bu oldu. Bizi, muhafazakâr olmadığımız, muhafazakârlardan korunmak adına yaptığımız uyarıya verilen bir karşılıktı bu. Biz ona göre muhafazakârlığı ve muhafazakârlarla birlikte olmayışımızı dinden çıkmakla eş değer görüyordu. Allah bizi bu gibilerden korusun.
Söz konusu kişi hızını almadı, bize TDK'nin linkini gönderdi orada muhafazakâr sözcüğünün ya da kavramının karşılığını önerdi. Bu gibi kavramlara konuyla ilgili sözlüklere bakmada yarar var. Hilmi Ziya Ülken'in sosyoloji sözlüğü, ya da felsefe sözlüklerine bakılmalı. Biz gene de söz konusu kişinin gönderdiği linki açtık orada tanımı şöyle.
Muhafazakâr: "a):Geçmiş değerlerine bağlı, inancını, gelenek ve göreneklerini, tarihsel değerlerini koruyan kimse. (İtaliano, 20.02.2006 21.49)
b): Teknik olarak muhafaza etmeye eğilimli kişilere denir. Burda ne muhafaza ettiği pek önemli değildir. Fakat günümüzde gelenekçi manada kullanılır (maksat muhabbet, 13.04.2006 21.12)
c): İngiliz düşünür Edmund Burke tarafından doktrine edilen, Fansız İhtilâli'nin kötü sonuçları üzerine devrimi değil evrimsel gelişimi daha sağlıklı bulan, birey yerine kolektif öğelere önem veren ideoloji."
Burada karşımıza Batılı anlamda tanımlanmış bir yaklaşım bulunuyor. Bunu mevcut durumu koruma olarak da tanımlanmalı. Anlaşılan o ki bize linki gönderen kişi okuduklarını da anlamıyor. Orada gelenekçilikten söz ediliyor ya, ya da geçmiş değerler deniliyor ya, hemen üstüne atlıyor. Türkiye bir İttihatçı süreç yaşadı. İttihatçı geleneğin muhafazakârları vardı. Şu sıralar Cumhuriyet'in de muhafazakârları var. Eski gelenek görenekler tanımlaması bir genellemedir. Bu Şamanizm de olabilir, Budizm de olabilir. Türkiye'deki muhafazakârlık İslâm'ı ve değerlerini koruma, Müslümanları koruma gibi bir anlam içermiyor. Zaten günümüz Müslüman entelektüellerinin söz konusu muhafazakârların böyle bir kaygısı da yok. Örneğin muhafazakâr kimi yazarlar İsrail ve Yahudi politikalarına karşı çıkmadıkları gibi dolaylı bir destek içinde de bulunuyorlar. Amerikan politikalarına açık destek veren muhafazakârlar var. Amerika'nın Orta Doğu'yu işgaline ses çıkarmayan muhafazakârlar var. Tepkimiz zaten bu anlayışa karşı.
Türkiye'de İslâmî bir düzen bir hayat anlayışı, bir sistem mi var da biz onu muhafazaya çalışıyoruz? Asıl garabet burada. Olmayan şeyin muhafazakârlığı... Ne gülünç değil mi?
Türkiye insanı ne yazık ki bu düzleme kaydı, son siyasal değişimle birlikte zihin kaymaları da yaşanıyor.
İnsanlar kendilerini Müslüman bir yazar olarak tanımlamaktan kaçınıyor ve sakınıyorlar. Dünya nimetleri görünürde tatlı ve vazgeçilemiyor gibi görünüyor. Allah bizi bu hâl ve durumlardan korusun. Ne diyelim.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



