Fransız ihtilâliyle başlayan süreçten beri insanlığın baş düşmanı kavmiyetçiliktir. Başlangıç sürecinde İslâm milleti kavmi dalgalanmaların etkisine uzun zaman girmedi. Avrupa kavmi hareketlerle kasıp kavruldu, parçalara bölündü, birbirini yedi. Müslümanların büyük bölümünü temsil eden Osmanlı sınırları içinde Fransız ihtilâlinden yaklaşık yüz yıl sonra hareketlenmeler başladı. Bunun öncülüğünü masonlar yaptı. Payitahttan uzak olan bölgelerde hareketlenmeler başladı. Selanik ve Mısır üs olarak seçildi. Daha çok Selanik. Yahudilerin yoğun olması, Mason örgütünün orada kendisine daha çok yer bulmasına neden oldu. Selanik'te Yahudilerin, dönmelerin ve diğer azınlıkların okulları Türk okullarından fazlaydı. Türk gençleri de bu hareketin içine kattılar. Selanik'te Genç Kalemler dergisini çıkardılar. İlk bakışta öz Türkçeye dayalı bir dil öncülüğü olarak kabul edilen bu hareket Osmanlı düşüncesinin özünü tahribe dönük hamleler burada yapıldı. Türkçülük hareketinin ilk nüveleri burada atıldı. Edebiyat alanını ilgilendiren kimi konulardaki yaklaşımların nasıl sonuçlar doğuracağı daha sonra anlaşılacaktı. Örneğin, aruz vezni ile yazılanların Arap şiir tarzı, Türklerin şiir tarzının hece olduğu tezi ileri sürüldü. Bu, Tanzimat sonrasında İttihatçı Masonik bir hamle idi. Bu, Osmanlı, dolayısıyla Yahya Kemal'in tanımlamasıyla bin yıllık bir medeniyeti yadsımak anlamına gelirdi. Sonuçları öyle de oldu. "Aruz Arabındır", "Kâbe Arabındı" vs. Öyle oldu ki Peygamber de Arap soyundandı, dolayısıyla Türk kavmiyetçiliği bir hamleyle bin yıllık İslâm medeniyetinden koparılıyordu. "Kâbe Arabın olsun Çankaya bize yeter" sloganına kadar gidildi. Sonrası malum.
Türkler Anadolu'ya geldikten sonra İslâm milletine öncülük ettiler. Yedi yüz yıllık Endülüs'e ise Araplar. Acemler de İslâm milletinin bir parçası. Selçuklu sonrası yakın zaman diye nitelendirebileceğimiz kesitte Osmanlıların öncülüğü İslâm ruhludur. Osmanlılar, Devletini Devleti Aliye-i Osmaniye diye vasıflandırırlar. Hiçbir zaman bu devlette kavmi bir bakış yoktur. O zaman kavmi bakışın hiçbir karşılığı ve yeri de yoktur. Ne Türkler kendini üstün görür, ne de aynı coğrafyada yaşayan Kürtler, Lazlar, Acemler, Araplar, Boşnaklar vs. Osmanlı sınırlarında takribi olarak 34 kavim yaşıyor. Bunların büyük bölümü Müslüman. Gayrimüslimler de kendilerini Osmanlının bir parçası sayarlar. Haçlılar Selçuklulardan itibaren önce Arap Müslümanlarla, daha sonra Sultan Selahaddin öncülüğündeki Müslümanlarla, sonra da Türklerle yüzleşmişlerdir. Bundan ötürü Batı'da Türk kavramı İslâm ile özdeş kabul edilmiştir. Bu da doğaldır. Fakat Fransız ihtilalinden itibaren kavmi kavramlar öne çıkınca bir zihni karmaşa meydana gelmiş bulunuyor. Kavimlerin sıfatlarını ve isimlerini bu zamanda öncelemek ve öne çıkarmak sorunları derinleştirmekten başka bir işe yaramıyor. İslâm düşüncesine ve bilincine sahip olanlar bu dönemde kavmi kavramlar ile değil İslâm özlü kavramlar ile düşünmeli yazmalıdırlar. Efendimizin Veda Hutbesindeki uyarısını yadsımak anlamına gelir. "Arabın aceme, Acemin Araba bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takva iledir." Günümüzde kimilerinin Türk kavramını öne çıkarması ayrışmaya ve uçurumun derinleşmesine katkı sağlarlar. Müslümanların bütünlüğü bugün çok daha önemlidir. Geçmişte Türk kavramının yeri ve anlamıyla bugünkü birbirinin özdeşi değildir. Türk ırkı üstündür demek efendimizin ortaya koyduğu, anlattığı düşünceyi yadsımak anlamına gelir. Hele bu zamanda ayrışmaları daha da derinleştirir. "Ne mutlu Türküm diyene" ile "Türk olmak iyidir" arasında hiçbir fark yoktur. Peki diğer Müslümanlar kötü müdür, iyi değil midir? Onlar kendilerini nasıl tanımlayacak? Yeryüzünde bir buçuk milyar Müslüman var. Bunlar çeşitli kavimlerden oluşuyor. Bu gibi yaklaşımlar yeryüzünde kavmi hareketleri kışkırtan, besleyen güçlere katkı sağlar. Türkiye'de şu yetmiş seksen yıllık bir zamanda Türkçülük, Batıcılık ruhuyla İslâm milletinin önemli kimi kavimlerini bir arada tutmada bile güçlük çekiyor. Şu an bin yıl öncesini, hatta yüz yıl öncesini yaşamıyoruz. Şu an birbirine çok sıkı bağlı olan, et ile kemik gibi iç içe geçmiş olan iki kavim birbirine bu kadar hasım kesilmişlerse bunun altından çıkmak kolay değildir. Biz İslâm ruhuyla meselelere bakarsak sorunları çözeriz. Sultan Alparslan Malazgirt savaşında Kürt beylerinin öncülüğünde on bin askerin katılımıyla Bizans'a üstünlük sağladı. Mahmud Nureddin Zengi Türk'tü. Sultan Selahaddin ise Kürt'tü, onun yanında yetişti. Selahaddin Mısır'ı fethetti. Sultan Nureddin'in sağlığında da ona bağlı kaldı. Sonra Kudüs'ü fethetti.
Yazıp konuşurken kavramlarımıza dikkat etmemiz gerekiyor. Yoksa büyüyen uçurumun daha da büyümesine biz de katkı sağlamış oluruz.



Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



