Mustafa Reşit Paşa Fransa'dan dönerken yanında Paris'te bedava medeniyetçilik yapmaktansa Osmanlı Devleti'nde reformları para alarak geliştirmeyi tercih eden bir yığın avukat, doktor gibi diplomalı serseri getirmiş. Bu müthiş hükümet İstanbul'da bulunduğu ilk sene zarfında üç muhtıra kaleme almış: Birincisi şu: O dönem İstanbul boğazı yunuslarla dolu. Öldürülmelerini önleyen padişah iradesi çok eskiden konulmuş. Bu mösyöler yunusların avlanarak hazineye gelir temin edilmesini teklif ediyorlar. İkinci muhtıra su kuşlarını kapsıyor. Boğazın üzerinde sürekli olarak sürüler halinde uçup çatılarda dinlenen her türden kuşlara kimse zarar vermiyor. Frenk reformcuları istiyorlar ki bu kuşlar -bilhassa martılar- avlansın, tüyleri yolunarak kaz tüyüyle rekabete girişilsin. Üçüncü olarak da Marmara'daki tavşan adasında bir köpek mezbahası kurulmasını teklif ediyorlar. Köpeklerin derisinden ve yağından faydalanılmasını etlerinin de yunuslara ve albatroslara yem olarak atılmasını istiyorlar. Bu muhtıralar sultana sunulduğu zaman Abdülmecit bol bol gülmüş yunusların ve kuşların kanun himayesinde olduğunu söylemiş mösyölere ama köpekler hakkındaki tecrübelerinde serbest bırakmış onları. Sonunda koyun barsakları, kelleleri ile zorla topladıkları hayvanları katliama girişmeye varınca köpekler teslim olmamışlar ve cellâtların üzerine atılmışlar. Heyet üyeleri de bu saldırıdan nasibini almış. Böylece Galata'dan Fransa'ya gitmek için gemiye binen medeniyet havarileri bu barbar kavmin adam edilemeyeceğini anlamışlar.
Yukarıya özetleyerek aldığım hikâye İsmet Özel'in 1977'de kaleme aldığı bir gazete yazısından. İlk yazısından itibaren bütün köşe yazıları Şairin Devriye Nöbeti üst başlığı ile kitaplaşıyor. Serinin ilk kitabı Tok Kurda Puslu Hava'nın tanıtım toplantısında ben de vardım.
İsmet Özel, ben doğduktan bir yıl sonra başlamış Yeni Devir'de yazmaya. Elimde tuttuğum ve her ay bir yenisini tutacağım bu kitaplar aslında benimle yaşıt. Yazarın 32 yıl önce fırlattığı bumerang şimdi dönüp dolaşıp yeniden eline geldi. Bumerangın fırdolayı gezip durduğu yıllar boyunca nasıl bir ivme kazandığı, nasıl yaralayıcı bir keskinliğe ulaştığı, eser iyice okununca daha net ortaya çıkıyor. İsmet Özel'in nesri şiirinin yanında nerede durmaktadır? Daha ilk yazısında yazdıklarının İslami metinler şeklinde algılanmasını istemediğini ve fakat cennetin kılıçların gölgesinde olduğuna inandığını söyleyecektir. 21 Nisan 1977'de söylenen bu cümle, kendisinden sonra söylenecek olanlara rehberlik eder. Yazıları tek tek incelendiğinde görülecek olan yukarıdaki hikâyede geçen kapitalist istekleri ile bizi kendi sığ sularına çekmek isteyenlere direnmek ve sonunda o gemide bulunan mösyölere boynunu büktürmektir. Kendi kaba, pis, anlayışsız taraflarını onarmak için uydurdukları medeniyet fikrine karşı Türk'ü Türk yapanı savunmak için devriye nöbeti tutmak. Gerçekten bunun hayalî bir değerlendirme olduğunu düşünenler İsmet Özel'in durduğu yeri belirlerken neyi öncelediğine bir bakmalıdırlar. Mücahitlerin müteahhit olmaya başladığı dönemde yazdıkları vesilesiyle Kur'an'a bir teveccüh oluşmadığı gerekçesiyle yerinden tedirgin olup köşeyi terk eden oydu. Bunun bir anlamı da yine onun ifadesiyle İslamcılık fikrinin hızlı, etkin ve parlak bir Müslümanlıkla okka altına alınmasıydı. Köşesinde dururken de orayı terk ederken de müslümanın içinde bulunduğu çıkar çarkları arasındaki zavallılığına işaret etti. Devlet mumunu söndürüp kendi mumunu yakmayı aklının ucundan geçiremeyen müslümanların arttığı bir dönemde İsmet Özel'e anlaşılmamak için yazıyor diyenlerin çaresiz sesleri çınlıyor kulağımda. Şairin Devriye Nöbeti, şiirinde oldukça müteşabih yollara tevessül eden bir adamın muhkem sözlerinin şehrayinidir. Bir eylembilim kitabı.
İsmet Özel'in tepkileri çok tartışılmıştır. Tepkisinde ortaya koyduğu bencillik mi, yoksa gelenekselleşmiş duyarlılıklara ters düştüğü için midir bu? İmam Hatiplilere uygulanan haksızlıkların protesto edildiği bir dönemde, Pazar günleri sabah namazından sonra protestocular birlikte bir dua eylemi yapıyorlardı. Bu toplantıya çağrılan İsmet Özel çağıranlara "Bu eylem niçin Pazar günü?" diye sorar. Bu sorunun altında yatan gerçek ne idi? Her gün Allah'ın günü değil miydi? Yoksa İsmet Bey, müzmin isyankâr tavrını mı sürdürüyordu? Yoksa Müslümanların pazar günkü eyleminin kimseyi rahatsız etmeyeceğini mi düşünmüştü? Yani bu fiil niçin iş günü değil de bir tatil günü yapılıyor. Müslümanlar idealleri ve mefkûreleri uğruna neyi göze alarak Eyüp Sultan huzuruna gelmişlerdir. Bir şeyleri yitirme tehlikesi ne kadardı ki bu tepki sonunda elde edilen şey o kadar oldu? Bu bir gevşeklik ya da ciddiyetsizlik dahası bir tavır yoksunluğu değil miydi?
Derler ki, Nuri Pakdil kendisini okuyanda hemen yazma isteği uyandırır, Sezai Karakoç okuyanda ise yazar, her şeyi tamamlar, yazmaya teşne okurunda bir dinginlik oluşturur. Genç yazar-şair adayını derinlemesine etkileyen Özel, onda delicesine bir yazma tutkusu bırakır. Onun yanında diğer iki yazar için söyleyemeyeceğimiz bir şey daha olur: Onu okuyanlardan kimileri kendilerini hemencecik o zannederler. Oysa onların gergin bedenleri toprağa binlerce fışkını saplamış mıydı? Haykırınca çeviklik katabilirler miydi gökyüzüne? Gerçekten onun gibi şehrin yatık raksından mı incinmişlerdi? Sanki bütün o duraklardan kendileri geçmişlerdi. Bu nedenle şiirleri, onun kötü bir kopyası olduğu gibi duruşları, bencillikleri de onun gibi oluverdi. Onun dehasına verilecek olan çıkışlar, kaş çatmalar kişilik kaosu yaşayan genç adamlar için neye verilecekti? Peki, şairin bunda bir hata payı var mı ola?
Şairin Devriye Nöbeti toplantısında İsmet Özel'i dinliyorum. Kırıcı çıkışları, hataları pat yüze çalışları, tahammülsüzlüğü Şems-i Tebrizi'ye çalan bir tarafı var. Kırklar'da onun yüzünün şiiriyle arasındaki rabıtaya dair bir şey söylemeye çalışırken "sevginin kolayca dağıtılacak bir şey olmadığına inanan ve inançla bakacağı yüzü arayan bir yüz. Buldu mu bu yüzü, kim bilebilir?" diye sormuştum. Şimdi esere yazdığı ön sözde "hiç kimse benim dünyada tuttuğum yola talip olmadı" sözünü görünce dedim ki, bu yüz can alıcı sorusunu soracağı Celaleddin ile ne vakit karşılaşacak?


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



