Yıllar öncesi Refah Partisi Bayrampaşa teşkilatındaki hizmetlerinden tanıdığımız Mehmet Ali Kartal ve oğlu Cemalettin, Gebze’deki demir-çelik bombe fabrikalarına davet ettiler. Şimdi bana siz okuyucularım ‘Senin demir-çelikle ne işin olur’ dersiniz. Aslında açıkça söylemek gerekirse görüşme nedenimiz 1993’te düğün programını yaptığım Cemalettin’in şimdi minik oğlu Mehmet Ali’nin sünnetini yapacağız. Yani farzı halletmiştik şimdi sıra sünnette. Ama asıl iftihar edilecek mevzuu bombe tesislerinin muhteşemliği. Camia adına başında dede mesleği demir-çelik işinde böylesine dev bir işletmede eğitimli dört çocuğuyla memlekete hizmet ederek hatta Avrupa’ya ciddi ihracat yapar nitelikte üretim yapan insanımızı alkışlamak geldi içimden. Aklıma Ümraniyeli Dr. Ramazan Uçar dostumuzun ünlü sözü geldi: “Bana ne ürettiğini söyle, senin kim olduğunu söyleyeyim.” (İlgilisine:.www.kartalbombe.com.tr)
Dünya yetimleri
İGOAŞ merkez çalışanlarından Üsküdarlı dostum Kudret Büyükcoşkun’a ‘ben de yetimim, bundan 26 sene önce babamı kaybetmiştim’ deyince o da cevaben ‘yetimlik bulüğ ile biter’ dedi. İşin şakası bir yana geçen hafta TV5, Hilal TV ve Dost Tv kanallarından da canlı olarak yayınlanan İHH organizasyonu ‘Uluslararası Yetim Çocuklar Buluşması’ için eski adı Myshowland olan İstanbul Gösteri Merkezi salonundaydık. Programdan İki saat evvel vardığım girişte kuyruklar çoktan başlamıştı. Çikolata tatlısı renkten Asya sarısı ten çeşitlerine kadar yeryüzü çiçekleri etrafa ilahi hikmet tecellisi olarak o gün güzellikler saçıyordu. Kimi savaş yetimi Bosna milli marşıyla ümmetin acıyan bir yanını seslendiriyor, kimi minik Endonezyalı deprem yetimi cehri zikir ritminde şarkılar söylüyordu. Ama en dokunaklısı da üç Filistinli yavrunun Kudüs Fatihi Selahaddine ‘neredesin’ diye seslenerek ‘belki de ben haftaya ya da bir dahaki aya dünyaya veda edeceğim, tıpkı geçen hafta kendi ellerimle arkadaşımı verdiğim toprağa katil bir kurşun ya da füzeyle ben de düşeceğim’ diyen yürek dağlayan şiiriydi. O günkü hava sanki oraya toplanan yetimlerin maneviyatıyla Yetimlerin Efendisi gül kokusuyla kendini hissettirir gibiydi. Çünkü yetimin saçını okşamak, ona sahip çıkmak Efendimizin şefaatine vesile olmaktı. “Elem yecidke yetimen feava”. duasına mazhar olmaktı… Gel ey yetim ümmetin Efendisi, yaşadığımız şu yetim çağ tam da Senin Medine’li Medeniyetine muhtaç…
Yaz tatili
Atalet kelimesinin Arapça tef’il babından müştak olan ta’til sözcüğü günümüzde yan gelip yatmakla daha çok özdeş olmuş maalesef. Hele bize hiç yakışmaz. Yani Avrupa’nın en genç nüfusuna sahip yani ülke yaş ortalaması 27 olan bir toplum tuttuğunu kaldıracak güçte olmalı değil mi? Almanya’da artık beyaz kafalılar yani yaşlı nüfus oranı giderek yükselmekte ve devletin gözü çok çocuklu azınlıkların evlatlarını asimile peşinde. Hatta geçenlerde Mannheim’da Üniversitede doktora yapan bir öğrencimin sınfında bir istatistik açıklayan hocası 2050 yılında Avrupa’daki nüfusun yarısı Müslümanlardan oluşacak orana gelecek demiş. Pekala, biz bu enerjinin kıymetini biliyor muyuz? Şimdi okullarımız yaz tatiline girdi. Çocuklarımıza bu arada ne katıyoruz? Onların yarına daha kaliteli insan olarak yetişmesi için ailece, yerel yönetimce, devletçe ne gibi olanaklar sunuyoruz? Ya da ille devletten beklemeyelim diyenler için sivil kuruluşlarca, vakıflarca neler yapıyoruz? Tamam çoğunluk bizde, gençlik bizde, para maşallah finans kurumlarımız aldı başını gidiyor o da biz de. Peki biz neredeyiz? Yarına niteliksiz yetişen çocuklarımız karşı mahallenin çocukları karşısında özgüvensiz kalırlarsa, tatilleri ta’til edenler utansın…


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için



