"Ucube" meselesinde asıl sorun, bir milletin hassasiyetine ve bir şehrin silüetine taban tabana zıt bir eserin, ısrarla dayatılmak istenmesidir. Aynanın karşısında, kendi suretine karşı bile namaz kılmaktan imtina eden Müslüman bir toplumda yaşıyoruz. Bunu unutanların yabancılaşması, daha çok tepki görür. Heykel, medyanın veya siyasilerin değil, Karslıların tartışıp karar vermesi gerektiği bir meseledir!
"Ucube", Arapça kökenli ve "Çok acayip, şaşılacak kadar çirkin olan" anlamına gelen bir sözcük. Başbakan'ın Kars'taki İnsanlık abidesi isimli heykelle ilgili olarak kullandığı ucube lafı, basın tarihimiz boyunca belki de medyada bu kadar çok kullanılmadı. Tesadüfe bakın ki, Melih Gökçek'in "böyle sanatın içine tükürürüm" dediği heykeli de Kars'taki heykeli de yapan aynı heykeltıraş; Mehmet Aksoy!
Heykelin Kars'ta konuşlandırıldığı alanın genel silüetinin yüksekliği belki 5 metre bile değil. Ancak heykelin devasa ebatlardaki boyu 50 metreyi buluyor. 15 katlı bir apartmandan bile daha yüksek anlayacağınız.
Heykelin bir sanat ürünü olarak tartışılması doğru değil belki. Çünkü insanlık tarihi boyunca birçok uygarlık kendini heykellerle ifade etmiş. Arkeolojik kazılardaki bulguların da ekseriyeti heykellerden ve çanak-çömlek gibi aynı ham maddeden yapılan eşyalardan müteşekkil.
"Ucube" meselesinde asıl sorun, bir milletin hassasiyetine ve bir şehrin silüetine taban tabana zıt bir eserin, ısrarla dayatılmak istenmesidir. Aynanın karşısında, kendi suretine karşı bile namaz kılmaktan imtina eden Müslüman bir toplumda yaşıyoruz. Bunu unutanların yabancılaşması, böyle dayatmacı davranıldığı takdirde daha çok tepki görür.
Zaten bu ülkede, operadan, baleden, heykel gibi sanatlardan hoşlanmadığını söylemek bile mangal gibi yürek ister. Bahsettiğim sanat etkinlikleri üzerinden, Cumhuriyet'in Batılılaşma serüveni ile özdeşleştirilen öyle bir mahalle baskısı kurulmuştur ki halkın üzerinde, çok insani bir şekilde bunlardan birini "sevmediğinizi" bile söyleyemezsiniz.
Anadolu insanı, ancak operadan, baleden, heykelden vs. hoşlanabildiği, hatta bunları içselleştirebildiği gün ancak denize girebilecek yetkinlikte bir "vatandaş" tanımı çerçevesine sokulabilir. Zira zamanında sıcaktan bunalıp denize koşan halka karşı laikliğin kalesi bir gazetenin, "Halk plajlara koştu, vatandaş denize giremedi" başlığıyla haber bile yapılmıştır bu ülkede.
Gelişmemiş, derisi beyazlamamış, yontulmamış, çağdaş sanatlardan nasibini almamış, 10. Yıl Marşı'nı bile bir nefeste söyleyemeyen bir halk, onların gözünde "vatandaş" değildir. Hatırlarsanız, emekli Cumhurbaşkanı Demirel de 28 Şubat'ın en civcivli günlerinde "İslamköy"lü olduğunu unutarak(!) katıldığı bir klasik müzik konseri sonrasında 10. Yıl Marşı ve klasik batı müziği dinleyenleri gösterip; 'İşte çağdaş Türkiye' demişti.
Türkiye'de tartışmaların semboller üzerinden verildiğine en güzel örnektir bu. Onun için "Heykel", "içki", "namaz", "irtica" ve "türban" gibi kavramların öznesi olduğu her medyatik tartışmanın arka planında çok daha 'derin' anlamların ve göndermelerin yattığını iyi biliyoruz. Dolayısıyla, heykele karşı söylenen her sözde, "kutsal"a karşı sövülmüş gibi tepki gösterilmesini daha iyi tahlil etmek gerekiyor.
Şimdi eğri oturup doğru konuşalım, Kars'ın en büyük derdi böylesi devasa ebatta bir heykel midir? Hem heykelin dikilmesinde ısrar edenler hem de aynı heykeli "ucube" olarak niteleyip yıkılmasını isteyenler açısından cevaplandırılması gereken ilk soru budur. Kars, yoksulluk sıralamasında önde gelen illerimizden. İşsizlik ve kişi başı milli gelirdeki düşük oran da Kars'ın gerçek gündemlerinden. Heykel tartışması ne yazık ki Kars'ta kimsenin karnını doyurmuyor.
İslam dininin heykeli yasakladığı yönündeki yorumların gücüne karşın Anadolu'nun pek çok şehrindeki on binlerce heykele karşı aksi bir reaksiyon gösterilmemesi, bunun Kars'a özel bir orantısız 'sanat' dayatması olduğunu akıllara getiriyor.
"Sanat sanat içindir" diyorsanız, bu işten anlayanlarla daha dar bir çerçevede tatmin olunacak eser mekânları oluşturulabilir. Yok eğer "sanat halk içindir" deniliyor ise bir eser ait olduğu toplumun değerlerine, inancına, geleneklerine, hayat tarzına ve en önemlisi o şehrin mimari yapısına yabancı olmamalıdır. Buna rağmen inadına "dikeriz" deniliyor ise o eser o toplum için hiçbir zaman hiç bir şey ifade etmeyen bir "şey" olarak kalmaya mahkûm olur.
Kars Belediyesi'nce 2006 yılında başlatılan 'İnsanlık Anıtı'yla ilgili Karslıların da pek olumlu düşünmediği yönünde duyumlar aldım. Ancak medyanın balıklama atladığı, siyasilerin tartışma mezesi haline getirdiği heykelle ilgili Karslılar ne düşünüyor maalesef soran yok. Hâlbuki olayın birinci dereceden muhatabı bizzat Karslıların kendisi değil mi?
Karslılar, heykelin olduğu yerde tarihi eserlerin, türbelerin olduğunu söylüyor. Aslında heykele tepki gösterenler de sanat eserinin içeriğinden ziyade bu tarihi yapıyı ve şehrin silüetini çirkinleştirdiğini ifade ediyor. Karslılar ayrıca Seyyid Hasan el Harakani türbesi ve camisinin bulunduğu alana, 50 metrelik bir heykel dikilmesini en azından "abes" olarak nitelendiriyor. Zaten Tabiat ve Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu da İnsanlık abidesi isimli heykelin "yıkılması" yönünde karar vermiş. Zaten bir şehrin vatandaşlarının düşüncesi alınmadan o şehre bir yöneticinin heykel dikilmesine, birinin de aynı heykelin yıkılmasına karar vermesi katılımcı demokrasinin neresinde yazıyor?
Bu tür eserlere, ülkenin tek gündemi imiş gibi en yüksek perdeden tepki gösterilip yıkılmasını istemek yerine, orada yaşayan insanların temayülüne göre davranmak daha mantıklı. Belediye ve sivil toplum kuruluşlarının işbirliği ile geniş katılımlı bir anket yapılarak, heykelin yeri ve akıbeti hakkında bir karara varılması, yani Karslılarla ilgili bir konunun Karslılara sorulması en insaflı ve en iz'anlı iş olacaktır.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



