Dünkü gazete haberlerine göre İran'da 1979 yılında İsrailli mühendisler tarafından yapılan hava alanının bu günlerde havadan çekilen fotoğrafında işgalci İsrail'in bayrağındaki altı köşeli yıldızın haberi ve fotoğrafı vardı.
İran yerel medyasında ve İsrail'in Yediot Aharanot Gazetesi tarafından da bu haberin yayınlandığı bildiriliyordu.
"Kılavuzu karga olanın..." diyecekken diyemiyorum.
Çünkü karga da Allah'ın yarattığı ve yaratılışını hiç bozmayan bir kuştur.
Kardeşi Habil'i öldürünce cesedi ne yapacağını bilmeyen Kabil, toprağa gömüleceğini kargadan öğrenmişti. (Bak. Maide suresi ayet 30-32)
24/05/2002 tarihli yazımda "Müslüman ve Uzman" başlığı altında 15/02/2007 tarihli yazımda "KILAVUZU KARGA OLANLAR" başlığı altında bu konuyu söyle anlatmıştım:
"Saddam, Suriyeli Hıristiyan Mişel Eflak, (1910-1989) ın kurduğu Baas partisine üye olur ve o parti ile Mişel Eflak'ın kılavuzluğunda 1979 yılında darbeyle devlet başkanı olur.
Birinci yardımcı olarak yine bir Hıristiyan olan Tarık Aziz'i göreve getirir.
Irak'ın işgali gününe kadar Birinci yardımcılık görevini üslenirken Hıristiyan Haçlı ordularına Bağdat'n kapılarını sonuna kadar Tarik Aziz açıcılık görevi yapar.
Peygamberleri kılavuz kabul etmeyenler keşke kafir yöneticileri kılavuz kabul edeceklerine tabiattan bir canlıyı kabul etseler, bu kadar topluma ve tabiata zarar veremezler.
Televizyon haberlerinde gördüm, Arap Emirliklerinden Dubai'de, Arap aleminin en büyük oteli yapılmış.
Otelin mimarı, batılı biriymiş. Otelin yapımı bittikten sonra tanıtımı yapılırken Mimar, dünyanın en büyük Haç'ını yaptığını söyleyince anlaşılmış ki otel uzaktan bakıldığında büyük bir Haç olarak görülüyormuş.
Burada mimara kızmanın hiçbir anlamı yoktur. Adam, hangi kültürle büyümüş ise onun etkisi altında kalır.
Adam ateistliğini ilan etse bile yetiştiği ortamın etkisinden kurtulamaz.
"Osmanlı Devleti'nin Kuruluşunun 700. Yıl anısına OSMANLI TÜRK MÜZİĞİ ONTOLOJİSİ" isimli eseri yazmak için Müslüman olmayan Walter Feldman'a görev verilir.
O da kitabın ilk cümlesine şöyle yazmış:
"Mısır'ın Napolyon tarafından fethine kadar olan yüzyıllarda, Osmanlı müziği Batı'da bütün "Doğu"nun en önemli müziği ve Hintliler dahil olmak üzere tüm Müslüman milletlerin müziği için bir örnek sayılmakla kalmamış, aynı zamanda eski Yunan müziğinin soyundan gelen en hakiki müzik de sayılmıştır."
Kitabın girişinde ikinci paragrafta ne yazabilir dersiniz? Buyurun okuyun:
"Türkçe'nin Müslüman halkın dindışı edebî dili olduğu İmparatorluk şehirlerinde..." (İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür A.Ş. yayını)
Dünyanın hiçbir yerinde hiçbir dil, din dışı olmazken, Walter Feldman'a göre, müziğimiz, Yunan soyundan gelme, Türkçe dilimiz, din dışıymış.
Fıkıh kitaplarımızın hepsinde, uzmanlık isteyen konularda, uzmanın Müslüman olanının tercih edileceği, Müslüman olmadığı takdirde Müslüman olmayan uzmandan da yararlanılacağı önemle vurgulanır.
Müslüman uzman bakın neyi nasıl yaparmış görelim:
"Fatih Sultan Mehmet henüz Edirne valisi iken İstanbul'da olan bir deprem sonucu Ayasofya'nın kuzey bölümü bir tarafa meyletmiş ve yıkılma tehlikesi başgöstermişti.
Bu durum Hıristiyanları korkuya saldı.
Şehzade Mehmet, o sırada hayatta olan Mimar Ali Neccar'ı büyük bir dostluk eseri olarak Ayasofya'yı tamir ettirmesi için Bizans hükümdarına gönderdi.
Bursa ve Edirne'deki büyük camilerin mimarı olan bu usta, dört büyük payanda ile ma'bedi yıkılmaktan kurtardı.
Mimar, Ayasofya'nın özellikle, Sarıkçı dükkanları olan bölümdeki dayanak duvarlarının içine iki yüz basamaklı bir merdiven yapmıştı. İşin sonunda İmparator, ona bu merdivenleri ne amaçla yaptığını sorduğu zaman, "Gerektiğinde kurşunluğa çıkmak için" karşılığını verdi.
Bunun üzerine İmparator, Mimar Ali Neccar'ı hediyelere boğdu.
Edirne'ye dönüşünde Sultan Mehmet'e:
"Ey Sultanım, dört büyük payanda ile Ayasofya'nın kubbesini kurtardım. Tamir görevi bana kısmet oldu, onu fethetmek görevi de sana düşüyor. Hatta yapacağım minarenin temelini de hazırladım ve üzerinde ilk namazı da ben kıldım" dedi. (İstanbul Kültür ve Sanat Ansiklopedisi, Ayasofya maddesi.)
Hoyrat bir elin mızrabı eline alıp saz aleti olan "Kanun"un tellerini kırdığı gibi, ehil olmayanlara yönetimin telleri olan kanun teslim edilirse ülke kanununun çok telinin kırılacağını şair, çok güzel ifade edivermiş:
"Çok tel kırılır sine-i Kanun-ı cihanda
Nâ ehline mızrab-ı tasarruf verilirse"


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



