Başımda şapka, ellerim paltonun cebinde, kar lapa lapa yağıyor, karlı kaldırımdan yürüyorum; birden çapraz taraftan tam önüme bir kar topu düşüyor; kar topunu alır almaz geldiği yöne doğru fırlatıyorum; dönüp baktığımda hiç tanımadığım bir gence isabet ettiğine tanıklık ediyorum; genç de aynen mukabele ediyor; üç beş kişinin katıldığı grup on dakika içinde onbeş kişi oluyor; şamata başlıyor...
Telefon çaldığında bir arkadaşıma misafirliğe gideceğim aklıma geliyor; arkadaşım niye gelmediğimi soruyor; ben ise yolda olduğumu söylüyorum; arkadaşım o saate niye kaldığımı sorduğunda anlıyorum ki saat gece onbirbuçuk olmuş; oysa ben saat akşam sekizde çıkmıştım evden, misafirliğe gitmek için.
Kar topu, sen ne güzelsin böyle...
Kar yağmasını severim. Karda yürümeye bayılırım. Kar, her zaman çocukluğumu hatırlatır. Kar, insanın duru haline dönüşünü müjdeler. Kar, büyük bir romantizmdir. Lirik bir şiir gibi yağar. Hızlı, lapa lapa yağması insanın içindeki çocuğu uyandırıverir. Kar yağmasının her türlüsünü severim; ister lapa lapa yağsın, ister fırtınayla, isterse karla karışık yağmurla. O beyaz rüya kara dünyamızı bir miktar aydınlatıyor ya bana o kadarı kâfidir.
İstanbul'a yaklaşık bir haftadan beri neredeyse aralıksız kar yağıyor. Lap lapa kar yağıyor. Aslında ilk gün lapa lapa yağmıştı, daha sonra küçük ama sürekli yağdı. İstanbul'a ne güzel ne müthiş kar yağdı. İstanbul ve kar; hayat bu günlerde bir kartpostal...
Karın yağmasını pencereden izlemeyi çok severim. Dayanamam dışarı çıkar çocuklar gibi sevinirim... Bu arada farkında olmadan dilimde bir türkünün neşv-ü nema bulmasını sonradan fark ederim. Ben kar yağarken türkü söylemeyi ve bir de nohut kavurmayı, çok sevmeyi bırakın, adeta bir ritüele dönüştürürüm...
Kar yağar da kar topu oynanmaz mı? Kar topu, müthiş bir oyundur. Ve kardan adam yapmak! Bu ise hâlâ bırakamadığım 'o güzel meslek'lerdendir.
Sonraki gün akşam eve varır varmaz daha paltoyu çıkarmadan oğlum "baba kardan adama bakalım mı" diyor, birlikte doğru balkona kardan adama bakmaya gidiyoruz. Gündüz annesiyle birlikte yaptıkları kardan adama ve kardan adamın iki tane kardan çocuklarına büyük bir sevinçle bakıyoruz. Kardan adamı biraz daha geliştiriyorum. Nasıl olsa kar yağıyor; birdenbire boyu bir metre uzuyor kardan adamın.
Akşam sofrasına davet ediyoruz kardan adamı ve iki çocuğunu; hem de pencereden... Ama onlar bizi duymuyor ya da duymazdan geliyor. Tam yemeğe başlayacakken oğlum "kardan çocuklara yemek götüreceğim" diye tutturuyor; kalkıp birlikte kardan çocukları içeri getiriyoruz; yemeğin başına oturtuyoruz. Oğlum kardan çocuklara kaşıkla yemek yediriyor. Ben ise şunu da babanıza götürün tamam mı diye bir tabak yemek ayırıyorum...
Bir müddet sonra kardan çocuklar küçülüyor...
Bunlar çaya kalamayacaklar yahu diyorum...
Kalacaklar, dışarıda üşürler diyor...
Dışarı göndermiyoruz; üşümüyorlar ama yavaş yavaş da küçülüyorlar... Isındıkça küçülüyor kar (ana) kuzuları...
Sabah kahvaltıda yine bir kar topu; kahvaltı tabağının içinde... Kar kahvaltısı zamanı... Çay bardağı çayla dolduktan sonra kar topundan bir miktar koparıp ekmeğin arasına koyuyorum; çayla ne güzel gidiyor bir bilseniz; tadına doyum olmuyor...
Kesinlikle tavsiye ederim; kar kalkmadan lütfen, bir kere deneyiniz...
Kesinlikle seveceksiniz...
Fiyatı ucuz; masa ayırmaya gerek yok; tabiat evinin geniş masası sizin...
Afiyet olsun efendim.
Teşekkür, hadi sağlığınıza!
Bunlar mevsim meyveleri!
Çayı unutmayın çayı, çay mutlaka olmalı yanında!
Neyin yanında?
Karla ekmek arasının!
Tamam tamam, çok teşekkür!
Görevimiz arkadaşlar!
Afiyet olsun, ağız tadıyla!
Kar var kar! İstanbul'da kar, karda hayat var. Tabiat, karla birlikte, insan egemenliğini yok sayıyor; insanın tabiata hâkim olma hırsını frenliyor; Rabbi hatırlatıyor... Bu freni yok sayanlar, kar tarafından da yok sayılıyor. Kar tarafından yok sayılanlar belediyeyi suçluyor, devleti suçluyor ama kendi nefislerinde suç bulamıyorlar...
Kar topu oynayalım mı?


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



