Çocuklara bir türlü anlatamıyorduk.
Kendi çocukluğumuzda günlerce yerden kalkmayan karları.
İstanbul'un ortasında bile okula gitmenin bir macera olduğunu.
Seksen öncesi imkânların nasıl sınırlı olduğunu.
Elektriklerin, suların günlerce kesildiğini.
Aksayan hayatın insanı çıldırttığını.
Son yıllarda karlar yağmıyordu.
Kutsal beyazın coğrafyamızı terk etmesinden sonra, herkes de bir umutsuzluk bile baş göstermişti.
Mevsimler değişiyor, dünya artık insanlığa sırtını dönüyordu.
Kuraklık, kıtlık senaryoları ayyuka çıkıyordu.
Bir müjde gibi geldi kar.
Her yanın bengi beyaz görünümü bir yana.
Baraj ve göllere hazine değerinde su hacmi yüklenerek de geldi.
Yaşlılarda sevinç.
Bu sene ekin bol olur.
Meyve sebzede bereket olur.
Bol su ile fışkıracak otları yiyecek hayvancılık da ivme kazanır.
Kar mikropları kırar.
Hastalıklar azalır.
Şimdi çocuklar dershanelere giderken sızlanmaktalar.
Okulların kapalı olması ayrı bir şans.
Yokuşları arabalar çıkamıyor.
Otobüsler geç geliyor.
Tipi yapan havada yol alan gençler, serçe kuşlar kadar çaresiz rüzgârın önünde savruluyorlar.
Açıkçası kar bizlere de iyi geldi.
Son yıllarda yüzüne hasret kalmıştık.
Şiir ve öykülerde arar olmuştuk.
Ya da karlı manzaralı filmlere dalıp gitmekte idik.
Şimdi eminim pek çok kişi, şu anda penceresinin önünden ayrılamamaktadır.
Meleklerin boyadığı bu kutsal beyaz manzarayı seyretmeye doyamıyordur.
Bedii görünümü tamam da.
Asıl yoksulların karla imtihanı ağır.
Dar gelirlilerin, emeklilerin, yoksulların doğalgaz faturalarından başları yeterince ağrımakta idi zaten.
Hadi dar gelirle de olsa, yine tencere kaynamakta idi.
Çorba da olsa, ortaya gelmekte idi.
Ama ille de yakıt.
Bu donduran soğuklarda.
O tek odada, tek göz peteği yakıp başına sıralandıkları uzun kış sürecine daha ağır tipili kar yağışının eklenmesi, pek çok hanede soğuk rüzgârlar estirmekte.
İhtiyarcıkların o tek göz petek yaktıkları odadan diğer odaya ya da antreye, lavaboya geçtiklerinde esen rüzgârlarla ciğerleri perişan.
Hastalıklar, öksürükler had safhada.
Hastaneler hasta dolu.
Soğuktan şaşkına dönmüş hasta yakınları.
Ulaşım engelinden görevlerine gelememiş sağlıkçılar.
Ağır hastalar, bağlandıkları makinelerden çıktıkları anda korkuyla konuşmaktalar:
"Bu havada ölürsek çoluk çocuk yandı. Öldüğümüze yanmayız da arkamızda kalacaklar mezarlıkta donacaklar."
Hayatın durduğu yer, soğuklar.
Koşuşturmacaların, iş telaşlarının, günlük yapılacakların rölantiye alındığı dönemler.
Şimdi zorlu bir insanlık sanatının başrol aldığı bölüm.
İmkânsızlıklarla, parasızlıkla, yakıtsızlıkla, ekmeksizlikle mücadele zamanı.
Güzel kar manzarasının arka kapağı.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



