Kapitalizmde 2 taraf vardır. Biri sermaye, ki canı, ciğeri, her şeyidir, diğeri de çalışan veya müşteridir. Yani, çalışanla müşteri aynı kişidir. Hem emeğini sarf edecek, hem de müşteri olarak talep edecek. Temel kural, birisinin menfaatinin diğerinin zararına olmasıdır ve bu mekanizma devamlı büyük sermayeden yana işler. Ahlaki bir kaygıya yer vermeyen sistem, aynı zamanda da insani olan hiçbir şeyi barındırmaz ve böylelikle de rekabet maskesi altında her türden acımasız ve vahşi uygulamayı da meşru görür. Haktan ve adaletten yana olmayan bir sömürü düzeni olur haliyle.
Kapitalist sistemin mütemadiyen ürettiği krizler, devamlı olarak çalışan/müşteri kesimini vurur. Sermaye için de bir fırsat ihtiva eder. Emeğiyle, alınteriyle çalışan ve hayatını idame ettirme uğraşında olanın lügatindeki krizle, büyük sermayenin anladığı kriz birbirinden tamamen farklıdır ve birbirlerinin zıt anlamlısıdır. Gerçi, 2008'deki küresel mali kriz, alışıldığının aksine finans kapitali vurdu, ancak alınan tedbirler yine onları öncelediğinden krizin esas dalgaları reel sektör ve hane halkını derinden etkiledi.
Bu noktada deneyimli iktisatçı Korkut Boratav'ın tespiti önemlidir. Esasta, krizin merkez ülkelerinin (dünya ekonomisini yönlendiren gelişmiş ülkeler) krizi olduğunu, ancak alınan tedbirlerle krizin başlamasından sonra merkez ülkelerinin kriz öncesine göre daha iyi duruma geldiklerini belirtiyor Boratav. Adeta, kriz vesilesiyle bilançolarını düzeltme imkanına kavuştular. Buna mukabil, kriz öncesinde bilançoları iyi durumda olan çevre ülkelerinin, kriz sonrası tedbirleriyle birlikte durumlarının kötüleştiğini belirten Boratav, bugün de merkez ülkeleri için kriz öncesi tablonun olduğunu belirtiyor. Bir bakıma, krizle birlikte çevre ülkelerdeki kaynak merkeze transfer edilmiştir veya çevre, merkezi finanse etmiştir de denebilir buna.
Avrupa ülkelerinden art arda gelen olumsuz haberler, giderek ağırlaşan ve üstesinden gelinmesi güç gibi duran borç krizi ve ABD'deki durgunluğun resesyona dönmesi ihtimali, 2013 senesinde vurması beklenen ikinci bir kriz dalgasının 2012 gibi beklenmesi sonucunu doğuruyor. "Kriz kahini" olarak adlandırılan, ki ekonomist Selim Somçağ'a göre küresel sermayenin adamı, Roubini de 2012 senesinde bir kriz bekliyor. Tabii, Roubini'nin "kehanetleri" aslına bakılırsa çok da abartılacak şeyler değil. Varolan sistemin bir yerde tıkanacağını tahmin eden birçok iktisatçı var ve bunlar da eldeki verilerle bu öngörüde bulunuyorlar. Sadece, yaygın medyada yer bulamıyorlar veya hakim görüşü dillendirmediklerinden medyatik değiller.
Merkez tabir edilen Batı ülkelerinin bir çoğunda, eski şaşaalı ve müreffeh günlerin aksine giderek yayılan bir hoşnutsuzluk var. Uluslararası sömürü mekanizmasıyla hak ettiğinden fazlasını yaşayan ve "sosyal devleti" kurmakla övünen Batı, bugüne kadar rahat bir hayat ve doyumsuz bir anlayışla hep daha fazlasını istemekle avuttuğu müşterisin/çalışanını, bugünlerde ikna edemiyor. Sistem tıkanmaya başlayıp sokaktaki insanın işini, gelirini elinden alınca, borç yüküyle ezince, sağlık, emeklilik gibi konularda tökezleyince, bugüne kadar dünyanın geri kalanındaki "sosyal patlamaları" izleyen Batı sokakları da birden hareketleniveriyor.
Gün gelip de, Wall Street sokaklarında işsizlikten, sosyal adaletsizlikten, zenginlerin daha da zenginleşip halkın büyük kısmının günü kurtarmasından bahseden Amerikalılar göreceğimizi kaç kişi tahmin edebilirdi? Tam da "1 kul için 9, 9 kul için 1 pul" ideolojisinin merkezi olan bir yerde, elin Amerikalısının da "En zengin yüzde 1'e karşı geriye kalan yüzde 99" diye sokaklara çıkması, sistemin ciddi arıza vermesi demek oluyor.
İnsanı kendi kendisine ve dış dünyaya yabancılaştıran, kendi özünden koparıp yapay bir "haz makinesine" dönüştüren ve bunun üzerinden beslenen bir sistemin dünyayı, doğal kaynakları ve insanları tüketmesi ve mahvetmesi, bu sistemden beslenmiş olan insanları da rahatsız ediyor. Çarkın dişlileri arasına kendileri de kapılınca, bu sözde müreffeh ve huzurlu Batı uygarlığı da 3. dünya ülkelerinden alışık oldukları görüntüleri yaşıyorlar. Kapitalizm, devamlı bir büyüme, devamlı bir refah vaat ediyor belki, ancak bu büyük sermaye için geçerli. Büyük sermayenin devamlı kazanması için de yeri geldiğinde toplumun diğer kesimlerinin de çarkın dişlileri arasında ezilmesi gerekiyor. Amerikalılar, işte o çarkın arasına kapılınca duruma uyandılar.
Bugüne kadar krizler sayesinde defolarını, eksiklerini düzelten, bu sayede küçük balıkları yutarak daha da semiren sistem, ana motoru olan büyük şirketleri daha da büyütebilmek adına bağımlı olduğu müşteri/çalışanlarını da harcamaya kalkınca tepkiyle karşılaşıyor. Müşterilerinin işe uyanması, acaba sistemin ciddi anlamda tökezlemesine sebep olur mu? Bu soru üzerine düşünmeli.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



