Birilerinin "Peygamber gibi adam" benzetmesi çoğu insanın canını sıkıyor; ama kimse bir ateiste peygamber denmesine, bir ermiş muamelesi yapılmasına ses çıkartmıyor. Kimmiş o peygamber muamelesi yapılan? Nazım Hikmet tabii. Tahsin Yücel, ironik bir yaklaşımla ele alsa da Peygamberin Son Beş Günü adını verdiği romanında karakterin adını Rahmi Sönmez olarak verse de onun hareket noktası Nazım Hikmet'tir ve Nazım için söylenen "peygamber" sözüdür.
İnsanlar ateist ve komünist de olsa onları irşat eden, onların peşinden gidecekleri önderlere ihtiyaç vardır ve bu önderler kutsal kişilerdir. Eserin adından çıkan birinci sonuç budur. İkincisi, Tahsin Yücel, sosyalist şair Rahmi Sönmez üzerinden bir anlayışı ve çizgiyi hicveder. Takma adı 'Peygamber' olan Rahmi Sönmez, arkasından kimsenin gelmediğini bile bile, en önden gidiyormuş gibi bir duygu içinde yürür. Bu; onun bütün yaşamının özeti gibidir. Hep en önde olduğunu, hep ileriye doğru gittiğini sanırken, kimse onun ardından gitmemiştir ve de şair olarak hayatın gerisinde kalmıştır. Bir yarı uyanıklık içinde geçen son beş gününde ise, düşlerini gerçekleştirdiğini sanır ama uyandığında onu bekleyen şey yine yalnızlık ve yıkılıştır. İronik bir eser olan bu kitap yayımlanınca kimse kalkıp da "kutsala hakaret ediliyor" demedi.
Peygamber kelimesi dilimize Farsçadan geçmiş ve "haber getiren, haberci" anlamlarına geliyor. Kelimenin işaret ettiği haber, dini literatürde "vahiy"in karşılığıdır. Çünkü peygamber öncelikle "Allah ve gayb âlemi" hakkında bilgi getirir, maveradan haber verir.
Bilinmeyen âlemden haber verme olgusu cahiliye döneminde şairlere mahsus bir hal idi. Hatta eski Türklerde de bu türden şairlerimiz vardır ve onlara "Şaman" adı verilmiştir. Bu geleneği yaşatmak için olsa gerek, Nazım Hikmet'e de arkadaşları "peygamber" derdi. Ne büyük bir çelişki bu böyle, ateiste peygamber mi diyorlardı mı dediniz? Evet, aynen öyle; arkadaşları Nazım'dan bahsederlerken kendi aralarında ondan "peygamber" diye söz ederlerdi. Pekiyi, Nazım Hikmet kim? Arkadaşı Şevket Süreyya'ya göre komünizmi hiçbir zaman bütün gerçeğiyle idrak edememiş ve bundan dolayı da komünist olamamış bir şair. Onun komünistliği romantik bir duygu olmaktan öteye geçmedi diyor Şevket Süreyya. Nazım, gerçek komünist miydi yoksa ıngastan komünist miydi bilemem. Ama komünizm gereği olarak materyalist ve ateistti. Bu inançsızlık açıkça vardır onun eserlerinde ve şiirlerinde.
Şimdi gelelim zurnanın zırt dediği yere. Yıllarca komünizmle mücadele eden ve siyasetini bu izmle savaşım üzerine kuran MHP ve onun mensupları Nazım gibi bir komünist şaire peygamber denildiği için ağızlarını açmışlar mı? Bu dinimize büyük bir hakarettir, demişler mi? Böyle bir şeyi bilmiyorlardır bile. E, tabi, onların bilmesi gerekmiyordu o zamanlar. Onlara uzaktan, biri için "bak bu giden adam komünisttir" denmesi yetiyordu. Bu anlayış; Alparslan Türkeş'in MHP kongresinde Nazım'dan şiir okuyuşuna kadar böyle devam etti. Türkeş'in şiir okuyuşundan sonra ise komünizm düşmanlığı da bitti Nazım karşıtlığı da. Pekiyi bu böyle de muhafazakâr demokratlar için kimdir Nazım Hikmet? İki muhafazakâr demokrattan biri ve eski bir TBMM başkanı olarak Bülent Arınç, Moskova'da Nazım'ın mezarını ziyaret etti ve kameralar önünde ağladı, gözyaşı döktü Nazım için. Bazıları bu ağlayışı samimi bulmadı basında. Ama orası beni ilgilendirmez. Selefi böyle yapınca halefi Mehmet Ali Şahin de Nazım'a, mezarının başında üç İhlâs bir Fatiha okudu. Bir insan İmam-Hatip mezunu olur da, imamlık yapar da bir kâfirin ruhuna Fatiha okunmayacağını bilmez mi? Televizyonlarda dinden imandan nasibi olmayanlar, kendi ölüleri için "mezarına yıldızlar yağsın, ışıklar içinde yatsın" sözlerinden de mi bir şey anlamıyor bu büyüklerimiz acaba? Gerçekten TBMM başkanı Mehmet Ali Şahin bu kuralı bilmiyor olabilir mi? Kur'an-ı Kerim'de Rabbimiz, Peygamber Efendimize; müşriklerin, kâfirlerin ve münafıkların cenazelerine katılmamasını, mezarlarının başında durmamasını emretmiş; sonra da böyle yapsan bile bu onlara bir fayda vermeyecek, demiştir. Takip edip etmediğini bilmiyorum ama Şahin'in Nazım'ı "Müslümanlaştırılması" NTV'de Can Dündar tarafından bile reddedildi. Bundan sonra muhafazakâr demokrat bir TBMM Başkanı seçilirse Nazım Hikmet için mezarının başında hatim indirecek ve mevlit okutacak diye korkuyorum. Çünkü bu gidiş oraya.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



