Muammer Kaddafi kendisine sıfat taktığı gibi Libyalılar da kendisine bazı sıfatlar takmışlar. Bunlardan birisi palyaço ve şaklaban anlamında 'müherric'dir. Libyalılar Kaddafi'nin kanlı bir palyaço olduğunda hemfikir. 1986 yılında Reagan'ın bombalamış olduğu eski sarayında veya ikametgahında tiyatral bir konuşma yapması ve adeta tiyatro kostümleri giymesi son çılgınca hareket ve eylemlerinden birisi olmuştur. Bir iki gün önce de şemsiye ile birlikte kameralara poz vermesi de aynı garabette bir karedir. İkinci sıfatı ise çılgın ve kaçık adam anlamında 'matuh'dur. Bu kaçıklığının ve ruh hastalığının tezahürlerinden ve boyutlarından biri de büyüklük hastalığı ve megalomanidir. Bu bağlamda, kendisi için kullandığı sıfatlardan veya lakaplardan birisi Meliku Mülükü Afrikiyya yani Afrika Krallar Kralı'dır. Osmanlı'da beylerbeyi lakabı duyduk ama böylesini hiç duymamış ve görmemiştik. En azından Osmanlı ile mukayese ile, o devrin literatürünün böyle lakaplara uygun olduğunu söyleyebiliriz. Halbuki, ülkesinde kraliyet rejimini yıkmış hatta askeri rütbelerin bazılarını da kaldırmıştı. Lakin bu sefer kral sıfatıyla bile iktifa etmeyerek bütün Afrika'nın kralı olmak istemiştir. Afrika birliğini tesis etme hayaline kapılmış ve başına da tabiatıyla kendisini yakıştırmıştır. Devrimden sonra Libya'nın ismini de değiştirmiş ama Nasır gibi cumhuriyete çevirmek yerine cemahiriyye yani cumhuriyetler cumhuriyeti adını vermiştir. Bütün bu eşi benzeri görülmemiş sıfatları kendisinde cemetmesine ve toplamasına rağmen yine de 1977 yılında Devrim Komuta Konseyi'ni lağvettiğini ve halktan birisi haline geldiğini, iktidarı halka devrettiğini ve hiçbir sıfat taşımadığını söylemektedir. Kaddafi bu yönüyle Batılıların deyimiyle sürekli tutarsızlık hali yaşamaktadır.
....
Tutarsızlıktan sonra bir diğer sıfatı ise yalancılıktır. Lakin yalanı sadece kendisi için söylememekte dost rejimler için de yalana başvurmaktadır. Sözgelimi Mübarek'in üzerinde başında bir şeyi olmadığını ve üzerindekileri de ona kendisinin aldığını söylemektedir. Sanki Mübarek ona göre Hint fakiri! Lakin uyanık ve akıllı bir tarafı var ki, dosta düşmana parmak ısırtır. O da sıranın kendisine geleceğini önceden sezmesi ve can havliyle tedbir babından son bariyer olarak gördüğü Tunus rejimi ve Mısır rejimini koruyup kollamak istemesidir. Lakin korktuğu başına gelmiş ve iki devrim arasında sandeviç gibi sıkışmıştır. Kendisi nevi şahsına münhasır kişiliktir lakin bununla birlikte şahsında tarihin tanıdığı bütün çılgın liderlerden bir haslet barındırmaktadır. Sözgelimi, Roma'yı yakan Neron'a benzetilmiştir. İtalya'dan ikinci tarihi ortağı ise Libya'yı bombalayan Mussolini'dir. Üçüncü ortağı ise Berlusconi'dir ve Berlusconi'nin Kaddafi'ye tam destek vermesi karakteristik ortaklıklarının bir ürünüdür. Çılgınlar mangasının son üyeleridir. Rejimin özelliklerinden birisi, kan kusturuculuğudur. Bu anlamda, Kaddafi ailesi ismiyle müsemmadır. Esasında Kaddafi'nin ismi Kazzafi'dir. Kazzaf, atmak anlamına gelir. Sözgelimi bir Kur''an terimi olan kazfu'l muhsenat namuslu kadınlara iftira atmak anlamındadır. Kaddafi'nin yeğeninin ve özel ulağının adı Ahmet Kazzafuddem'dir yani kan fışkırtan, atan ve sıçratan anlamındadır. Bir anlamda kan kusan ve kusturan demektir. Gerçekten de Kaddafi'nin talimatlarından sonra rejimi takviye için Feyyum'a ve bölgenin sakini Evladu Ali kabilesine giderek 'murtazika/ lejyoner' devşirmek isteyen Ahmet Kazzafuddem rejimin karanlık ve kan kusturucu yüzlerinden birisidir. Kaddafi vekalet savaşlarında ustadır. ABD'nin Blackwater'i varsa Kaddafi'nin de Afrikalı lejyonerleri var. İtalyan ve İsrail mafyası da imdadına gelmiştir.
Hasta ve kan kusturucu rejim birçok suikasta da başvurmuştur. Fas Kralı İkinci Hasan'ın muhaliflerinden Mehdi Bin Bereke'yi öldürmesine benzer bir şekilde Kaddafi de kendi muhaliflerini hatta dostlarını bile boğazlamıştır. Kanla beslenen bir rejimdir. Ahmet Kazzafuddem de tasfiyelerde amcasının eli koludur. 1970'li yıllarda Mahrumin Hareketi Lideri olan Lübnanlı Şii din alimi Musa Sadr'ı Libya'ya çağırmış ve akabinde refakatçileriyle birlikte ortadan kaldırmıştır. Devrim Komuta Konseyi üyeliğinden muhalefet saflarına geçen eski silah arkadaşı Abdulmünim Huni, Kaddafi'nin 25 Ağustos 1978 yılında özel olarak davet ettiği Kayıp İmam Musa Sadr'ı iki refakatçisiyle birlikte 31 Ağustos'ta öldürüp Libya'nın güneyindeki Sepha'ya gömdüğüne tanıklık etmektedir. Nakil işlemini yapan ve cinayete şahit olan Kaddafi'nin özel pilotu Necmettin Yazıcı da arkada görgü şahidi ve tanığı bırakmamak için öldürülmüştür. Libya'nın eski dışişleri bakanlarından Mansur Kahya da Mübarek rejimiyle muvazaa halinde bizzat Ahmet Kazzafuddem'in tertibiyle Kahire'de ortadan kaldırılmıştır. Binaenaleyh, Libya halkı Kaddafi rejimi karşısında son savunma hattında olduğunu kestirmekte ve ona göre davranmaktadır. Bundan dolayı da iki tarafın sloganı da Ömer Muhtar'ın tarihi sloganıdır: Ölmek var dönmek yok. Ya zafer ya ölüm. Kaddafi de ya halkı öldüreceğini ya da şehit olacağını söylemiştir. Halk Kaddafi için 'la ilahe illallah Kaddafi aduvlullah/ Allah bir ve Kaddafi onun düşmanıdır'' sloganını atarken Kaddafi de Libya halkını lanetlemekte ve onlar için 'lanetullahi aleyhim ecmain' ve 'kendilerini şeytana satanlar' demektedir. Halbuki, 'Libya şeytanı' yolun sonuna gelmiş görünmektedir.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



