Ülkenin en önemli hadisesi, 30-40 yıldır çözümü aranan terör meselesidir. Bu uğurda bugüne kadar çok canlar yanmış, taşın altına el koyan nice isimler hoyratça harcanmıştır. Eşref Bitlis, Bedri İncetahtacı merhumlar bunların sadece birkaçıdır.
Herkes bu konuda bir şeyler söylemekte, yazmaktadır. Kimi askeri tedbirleri yeterli görürken kimisi konuya daha kapsamlı yaklaşmaktadır. Bu konuda bugüne kadar en şumüllü yaklaşım Milli Görüş
Hareketi'nden gelmiştir. Milli Görüş, meselenin
a. Kürt Sorunu
b. Güneydoğu Sorunu ve
c. Terör Sorunu olmak üzere üç ayrı başlıkta ele alınması gerektiğini ortaya koymuş ve bu minvalde projeler üretmiştir. Ne yazık ki, bu projelerin büyük kısmı siyasi nedenlerle uygulanamamış, bunun dışında aklı başında çözüm önerisi de pek çıkmamıştır.
Ancak bu yazıda bu projeler üzerinde değil, kamuoyunun bölgeye ve soruna yönelik algısı üzerinde durulacaktır.
Kamuoyu bölgeye nasıl bakıyor?
Kamuoyundan kastımız özellikle Kürt kökenli olmayan vatandaşlarımızdır. Bunun yanında Kürt kökenli olduğu halde bölge ile irtibatı olmayanlar da buna dahildir. Önce bir itirafta bulunmak gerekiyor.
Kamuoyunun çok büyük bir kısmı, bölgenin gerçeklerine henüz özellikle son birkaç yıldır vakıf olmaya başladı. Ergenekon hadiseleri ve sonrasında yaşananlar dikkatleri bölgenin üzerine yoğunlaştırdı. Bölgeye ilişkin bilgilerin çoğu kulaktan duyma bilgilerden oluşuyordu. Geri kalanı da ekranlardan, gazetelerden derleme yapılıyordu. Durum böyle olunca da nasıl isteniyorsa o şekilde bilgiler verildi, algılar oluşturuldu. İşte bu nedenle ülkemizin doğusuna, güneydoğusuna yabancı kaldığımızı söylemek, hatayı kabul etmek gerekiyor. Elbette bütün bunları günah çıkartmak veya suçluları temize çıkarmak için yazmıyoruz. Mesele algının fark edilmesi ve önleminin alınmasıdır. 1992 Ağustos'un da üç gün süreyle bombalanan Şırnak'ın acısını merhum Erbakan Hoca dışında dile getiren olamamıştır. Tek suçu Kürt olarak doğmak olan binlerce insanın yaşadığı zulümler, terör algısına kurban edilmiştir. Lazca konuşan bir insanımızı dinlemekten haz alırken Kürtçe'ye tahammülümüz olmamıştır. Gazze için, Bosna için çarpan yüreğimiz, masum canların kıyıldığı Şırnak, Batman, Hakkari için sessiz kalmayı yeğlemiştir.
Hâlâ içeriği açıklanamayan Uludere faciası hakkında, bırakın miting yapmayı, konuşmak bile zorlamayla olmuştur. Dememiz odur ki, belki farkında değiliz lakin birçoğumuzda gizli bir milliyetçilik bulunmaktadır. Beş vakit namazını kılan, helale harama dikkat eden, ehli tarik, ömrünü milliyetçilerle-ırkçılarla mücadeleye adayan nice insanımız farkında olmadan milliyetçi duruş sergilemektedir.
Peki bunun sebebi nedir? Aslında cevap çok basit. 80 yıldır her gün ulus-devlet anlayışıyla zihinlerin yıkandığı bir ülkede elbette bu bombardımandan, bir fanusta yaşamadıkları için, herkes gibi inançlı insanlar da etkilenecektir. Bu nedenle bazı aydınların, yazar-çizerlerin "İslami kesim Kürt sorununda sınıfta kaldı" sözü her ne kadar bir yönüyle doğru olsa da biraz da insafsız kalmaktadır. Zira, bugün Kürt meselesinde öne çıkan isimlerin İslami kesimin sorunlarında geride kaldığı unutulmamalıdır.
Ulus-devlet anlayışsızlığıyla kördüğüme itilen Türkiye'de en az Kürtler kadar İslami kesim de mağdur edilmiştir. Ve en önemlisi de, mesele bu noktaya getirilmemelidir. Mazlumun, acının miktarını tartışmak anlamsızdır.
Sonuç ve Değerlendirme
Bu satırları okuyanlardan bazıları belki "iyi de onların hiç mi suçu yok sanki " diyecektir. Hemen ifade etmek lazım gelir ki, bölge insanının en büyük şanssızlığı kendi bünyesinden aklı başında bir önder, lider çıkartamamasıdır. Sözgelimi bir Erbakan çıkmamıştır bölgeden. Elbette Erbakan Hoca Türk'ün de, Kürd'ün de lideriydi. Hatta Hoca'ya en yakın desteği genelde bölge insanı vermiştir. Ancak buradan kastımız, kendisiyle aynı dili konuşan, aynı havayı soluyan, kendi içinden bir lideri çıkartmasıdır.
Erbakan Hoca bölge insanına Kürtlüğün, Türklüğün hiçbir anlamı olmadığını hatırlatmış, aradaki harcın İslam olduğunu söylemiştir. Bölge insanı da bu mesajı almış ve hakkını vermiştir.
Ancak özellikle 90'lı yıllarda yaşananlar Kürt vatandaşlarımızın içinde milliyetçilik duygusunu yükseltmiş, devlete karşı düşmanlık beslenmeye başlanmıştır. Akabinde Milli Görüş'ün bölünmesi ve zayıflatılmasıyla birlikte ayrılıkçı ve ırkçı fikirler önemli bir potansiyele ulaştırılmıştır.
Kısacası bölge insanı kapsamlıca ve haince kurgulanmış bir büyük oyuna maruz kalmaktadır. Yapılan hataları bu minvalde tolere etmek yarar sağlayacaktır.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



