Karakter ve kişilikler değişken değildir. Ruhlar ezel âleminde yaratılırken bir kişilik iledirler.
Yakın zamanda yoğunlaştığım Ebubekir Efendimizin hayatı ve ruh dünyasıyla ilgili ezelden ebede uzanan yolculuğundaki kişilik göstergesi bir insan için tanımlayıcı ve belirleyicidir. Onun, hayatı boyunca içinde bulunduğu durum hem kendisi hem de insanlık için tanımlayıcı.
Bir insan ömrü sanıldığı gibi çok uzun değil. İlerleyen zamana doğru yolculuk yapılırken yol hiç bitmeyecekmiş gibi sanılır. Alınan yola dönüp bakıldığında geride çok az bir şeyin olduğu görülür. Bir rüya gibi. Rüyalarımızda, uykularımızdaki çok kısa anların çok uzun ve geniş zamana yayıldığını biliriz ve yaşarız. Uyandığımızda, dikkatle rüyalarımızı belleğe yerleştirmez ve onu anımsamaya çalışmazsak bir anda yitip gidiyorlar. Bizi çok etkileyen rüyalarımız bir zaman bizi etkisine alır ve onunla halleşiriz.
Hayatın geçmiş zamanı, yaşanan büyük anın bir toplamı. Bu zamanı iyi değerlendirmek, hakkını vermek bir insanın sorumluluk alanı.
Kalem sahibi kimseler kendilerine sorumluluk verilmiş, ya da kendileri bu sorumluluk alanını seçmişlerdir. Bir insanın kalem sahibi olabilmesi, zihin dünyasını işletmesi, yorum yapabilmesi ve bunu kayda dökmesi bir lütuf. Aynı zamanda bir sorumluluktur. Bu, her insana verilebilmiş değil.
Bir Müslüman yazar ve sanatçı bu sorumluluğu yükümlenmişse, kendisine bu lütuf ihsan edilmişse onun hakkını vermek zorunda.
Kişi, hayatta olduğu gibi kazançlarını ve rızkını sorumluluk alanı içinde edinmek zorunda. Yoksa hakkı olmayan bir şeyi elde etmesi, onu har vurup harman savurması bir sorumsuzluk. Başkasının hakkına girmesi ve bunu çarçur etmesi anlamına gelir.
Müslüman olmak da bir lütuf. Bu herkese nasip olmuyor.
Hem Müslüman olmak hem kalem sahibi olmak da ayrı bir lütuf.
Herkes âlim olamayabilir, herkes şair, yazar, düşünür, sanatçı olmayabilir. Bir insan hem Müslüman hem de yukarıdaki özelliklerden birine sahipse, bu onun için bir olağanüstülüktür.
Kalem sahibi olmak sorumluluk gerektirir.
Günümüz Müslüman sanatçıları, yazarları, düşünürleri, gazetecileri velhasıl özellik sahibi kimseler asıl alanlarının hakkını teslimle yükümlüdürler. Kalem ve onur bir vebaldir. Bunu, gündelik ve sıradan olana harcama hakkına sahip değillerdir.
Kimi önemli kalem sahibi yazarların, gündelik basit, sıradan olana kapılmaları kabul edilemez. Onlar kendi karakterlerinin dışında bir şeye soyunmuşlardır. Bu da onları sorumluluk alanının dışına çıkarıyor.
Bir iktidarın geçici çıkarlarına yaslanmak onurlu kalem sahiplerine yakışmaz. Haksızlıklara tek taraflı bakmak, gündelik savrulmalara kapılmak onları kendi olmaktan çıkarır.
Darbeler ülkesinde her dönem bir kesimin üzerinden geçen silindir, onları kendine dönüştürmenin yollarını iyi kullanıyor. Oyunun sahipleri senaryolarını iyi tertipliyorlar. 1968 Kuşağı diye bilinen sol aydınlar bugün liberal, çıkarcı, Amerikancıdırlar. Ya da Fransızcıdırlar. Bunların büyük kesimi artık ne Marks'ı, ne Mao'yu, ne Lenin'i anımsar. Belleklerinden silinmişlerdir. Onlar, bugün batı ruhunun batıdaki kolunda yer alıyorlar.
İslâmcı aydınlar, şekillendikleri dünyadan bir başkasına geçtiler. Onlar, 28 Şubat silindirinden sonra bir başka şeye dönüştüler. Kendilerine sunulan makamlara, yerlere, olanaklara fit oldular. Bir gazetede köşe yazarı olmak, oynanan senaryoların goygoyculuğuna soyunmak işleri olmamalı. Sokaktaki insanın düşüncesini pekiştirmek işi hiç olmamalı. Sokaktaki insanı küçümsemiyoruz. Onlar, medya ve reklamla her gün beslendiklerinden, onunla emzirildiklerinden onlar gibi düşünüyorlar. Müslüman kalem sahiplerinin sorumluluğu o yanlıştan onları çevirmek olmalı.
Ortamı etkileyen ve belirleyen dalgalar kitleleri sürüklüyor. Düşünürler günün duygusallığına kapılmadan olaylara bakmak zorunda. Muallaka şairlerinden Kaab bin Züheyr, Müslüman olmadan önce Sevgili Efendimize hakaret ruhlu şiirler yazdı. Müslümanlar ona çok öfkeliydiler. Ellerine geçse bir kaşık suda boğacaklardı. Bir gün içine bir ışık düştü sevgiliye doğru koştu. Sevgilinin çevresindekiler öfkeleriyle onu boğacakları sırada, O, "bırakın gelsin" buyurdu. Geldi ve bağlandı. "Kaside-i Bürde" gibi anıt bir şiir yazdı sevgiliyi ululadı.
Karşımızdaki her insanı Kaab bin Züheyr gibi düşünmek sorumluluğundadır Müslüman sanatçı yazar ve şairler. Bir gün onların da aralarına katılabileceğini düşünmeli. Kendisi, dolaylı bir halle onların arasına katılıyorsa bu vahim bir durum. Zaten günümüzde durum bundan farklı değil.
Nefret ve öfkenin arttığı bu zamanda, nefret ve öfkeyi arttırıcı olmak değil, onu dindirmek, söndürmek ve asıl kişiliğinde yol almak olmalıdır.
Bir gün kendisine sunulan yerleri, makamları, köşeleri yitirdiğinde ne olacak, onu düşünmeli. Kendisine sunulan bir lütuf değil, bir tuzak, bunu bilmeli. Eskilerin deyimiyle "bitlenmek" bir hastalık, bir kusur.
Kalem keskin bir kılıç. Onu, insanı öldürmek için değil diriltmek için kullanmalı. Bu daha kalıcı, daha etkili ve daha sağlıklıdır. Ötesi boş bir dünyaya pala savurmak anlamındadır.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



