Türkiye'de başörtüsü konusu kadar gündemi meşgul eden başka hangi konu vardır, dersiniz? Kılık kıyafet ve kişisel tercihle ilgili bir konunun bu kadar tartışılıp gündemde tutulması hayra alamet midir sizce? Senelerce bir konuya kilitlenip kalan bir toplumun başka ciddi bir işi ve problemi yok mudur acaba? Gelecek nesiller, bu konuyu çok ciddi bir sorgulamaya tabi tutacaklardır, diye düşünüyorum. Sonuçta, pek iyi bir not vermeyeceklerdir herhalde.
Bazı Milli Eğitim Müdürlükleri, Cumhuriyet'in kuruluş yıldönümü münasebetiyle, Ekim ayında Çanakkale Şehitliği gezisi düzenledi. Tarihimizi ve Türkiye'mizin hangi şartlardan bugüne geldiğini bilmek için ne kadar güzel bir etkinlik. Bunu düşünenlere teşekkür ediyorum.
Olaylar, organizasyon sırasında vuku buldu. Geziye başörtülü bir şekilde katılmak isteyen Muğla-Fethiye İmam Hatip Lisesi öğrencisi Cemile Büşra Pirci, Mardin Kız Meslek Lisesi öğrencisi Merve Akgül ve Giresun İmam Hatip Lisesi öğrencisi Demet Özdemir geziye götürülmediler. Hatta, Büşra Pirci Muğla şehir çıkışında otobüsten indirildi. Bu uygulamanın, gerek hayatın başında olan genç kızlar, gerek bu yavrularımızın aileleri ve gerekse Türkiye kamuoyu üzerinde nasıl bir etki bıraktığını düşünebiliyor musunuz? Milletimizin yapısına uymayan bir yasak yüzünden halkımızı devletimizden soğutmaya hakkınız var mı? Ben de bir öğretmenim. 26 sene Milli Eğitim camiasına hizmet ettim. Görevlilerin, yönetmeliği bu kadar katı uygulamaları doğru mu? Nice kız öğrenci, bahar aylarında diz üstü çıplak görüntülerle okula gidiyorlar. Kılık kıyafet yönetmeliği ortada iken, onlara esnek uygulanan yönetmelik, hangi gerekçelerle başörtülülere sertleştiriliyor acaba? Konunun milletimiz nazarındaki hassasiyeti dikkate alarak, işin idare edilme yönüne gidilmesiyle ne kaybederiz?
Sonra, bu kızlarımız Çanakkale şehitliğine gitmek, bu ülkeyi "vatan" haline getirmek için canlarını feda etmiş dedelerine karşı vefa borçlarını ödemek, onlara mezarları başlarında birer Fatiha okumak istiyorlardı. Bu kızlarımıza bunu çok görmek ne kadar ayıp. Ayrıca, o şehitlerimiz din, vatan, namus ve iffeti muhafaza gibi ulvi amaçlarla şehit oldular. Arşivlerden, savaşlarda cepheye cephane taşıyan fedakar hanımların resimlerine bir bakın! Bir tane de olsa başörtüsüz bir hanım görebilecek misiniz? Bugün bile şehit askerlerimizin hanımları ve annelerini TV'lerden izliyoruz da, en az yüzde sekseninin başörtülü olduğunu görüyoruz. Öyleyse, asıl şehit atalarına layık olmaya ve onların yollarını izlemeye çalışanlar bu kızlarımız. Onları geziye götürmemekle tarihimize karşı ne kadar yabancılaştığımızı hiç düşündünüz mü? İnsan atalarına karşı bu kadar vefasız olur mu?
Ne kadar hayret verici değil mi? Can gibi en değerli varlığını bu ülke için feda eden şehitlerimizin başörtülü hanımları veya anneleri hala orduevlerine giremiyor, ordu tesislerinden yararlanamıyor. Halbuki, o şehitlerimiz o mekanları korumak, oranın varlığını devam ettirmek için şehit olmuşlardı. Uğruna canını verdiği mekana alınmamak ne büyük çarpıklık! 2008'in 30 Ağustos törenlerinde Denizli'de başörtülü bir bayan tribünden çıkarılmıştı. Gelecek nesiller, bu uygulamanın yapıldığı ülke neresi acaba, diye sormayacaklar mı?
Başörtülü kızlarımızın şehit dedelerini ziyarete götürülmediği günlerde, Avrupa'da ilginç bir gelişme yaşanıyordu. Mahinur Özdemir isimli ve Türkiye kökenli 26 yaşındaki başörtülü genç bir bayan Haziran ayında Belçika Meclisi'ne milletvekili seçildi. Hemen arkasından başörtüsüyle milletvekili yemini etti. Ekim ayında da kendisine "Öncü ve Örnek Kadın Ödülü" verildi. (Zaman, 21.10.2009) Onlar nerede, biz neredeyiz. AB çığırtkanları, neredesiniz!.
Bu konuda Atatürk istismarcılığını en ileri boyuta ulaştıran bir kısım zevat, kraldan fazla kralcı kesiliyor, Atatürk adına böyle bir yasağı savunmaya çalışıyorlar. Sanki Atatürk'ün bu konudaki tavrı bilinmiyormuş gibi. Bu zevat Atatürk'ün "Dinimizin tavsiye ettiği tesettür, hem hayata, hem fazilete uygundur..." (Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, c.2, sh. 149) sözünü hiç duymadılar mı? Ayrıca, Latife Hanım'a çarşaf giymeye razı ettiğinden (Ahmet Almaz) habersizler mi? Atatürk ne zamana kadar istismar edilmeye devam edecek?
Son cumhuriyet Bayramı'nda Urfa Valiliği Cumhuriyet Resepsiyonu düzenlemiş, bir görevli, bir başörtülü bayanı içeri almak istememişti. Bu olay üzerine Vali Nuri Okutan "Bizim geleneğimizde davetli misafirin dışarı çıkarılması gibi bir uygulama asla yoktur." açıklaması yaparak "Millete hizmet etme ve milleti kucaklama anlayışında bir idareci olarak bugüne kadar görev yaptığım illerde, asla böyle bir ayrıma müsaade etmedim." demişti. Halkın değerleriyle bütünleşen böyle idarecilerimize teşekkür ediyorum.
Başörtüsü konusu daha fazla sürüncemede bırakılmamalı, yetkililer de zorda kalmaktan kurtarılmalıdır. Konu, hukuki ve kanuni bir düzenleme gerektirmektedir. Bu anlamsız yasak bir an önce kaldırılmalıdır. "Başörtüsü problemini çözmek bizim namus borcumuzdur" diyen zat bugün Başbakan Yardımcısı'dır. 7 senedir daha neyi beklemektedirler. Bu derece Meclis çoğunluğunu elinde bulunduran bir partinin insan haklarını ilgilendiren bir konuda bu kadar sessiz kalması düşündürücüdür. Söz konusu yasak en kısa sürede kaldırılmalıdır. Artık, kafayı şöyle bir kaldırıp dünyaya bakma zamanı gelmiştir.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



