Kahvenin Yemen'den geldiğini biliyoruz. Peki, kahvehane acaba nereden geliyor, hiç düşündünüz mü?
Memleketimizde yaklaşık 2000 kütüphaneye karşılık 500 bin kahvehane olduğunu söylesem kimse şaşırmaz. İyi de bu şaşırmama hali biraz garip değil mi? Kütüphanelerin önünden bile geçmeyen Türk halkı kahvehaneleri mesken tutabiliyor.
Türk insanını kahveden ayırabilirsiniz belki; ama kahvehaneden ayırmak hiç kolay değil. Zaten kahvehanelerin ilk varlık sebebi kahvedir. Yemen Valisi Özdemir Paşa içip çok beğendiği kahveyi Kanunî'ye ikram eder. Kanunî kahvenin tadından pek hoşlanır. Önce saraydakiler kısa süre içerisinde de halk hemen alışıverir bu yeni içeceğe. Hatta sarayda sır tutmasını bilen kişilerden seçilen "kahveci başı" makamı bile kurulur. Zamanla memleketin her tarafında kahve içme mekânları çoğalır.
Bu mekânlar gitgide kahve içme mekânları olmaktan çıkarak bugün olduğu gibi daha çok çay içip oyun oynama yerleri haline gelir.
Bir zamanlar kıraathane-kahvehane kültürü denildiğinde hatırı sayılır bir kültürden bahsedilirken bugün "kahvehane kültürü" daha çok bir seviye düşüklüğünü ifade etmektedir.
Kahvenin tadıyla birlikte kahvehanenin adı da değişmiştir. Gerek taşrada gerekse büyük şehirlerin varoşlarında kahveler önemli sosyolojik gerçekliğe işaret etmektedirler.
Türkiye'nin sosyoekonomik özelliklerini, aile yapısını en iyi yansıtan kahvehane ortamlarıdır.
Açık ya da gizli işsizlikten, karı koca kavgalarına, eskiyen evliliklerden üçüncü mekân sıkıntısına kadar birçok problemi buralardan rahatça okuyabiliriz.
Özellikle günümüz dünyasında başlı başına adı konulmamış bir sorun haline gelen "Üçüncü Mekân Sıkıntısı"nı göz ardı etmemek gerekir. Evi ile işi arasında sıkışan kent insanı atık ve artık zamanını değerlendirecek bir mekânın ihtiyacını hissetmektedir. Ağır iş koşulları altında kendini zorlukla eve atan orta ve düşük gelirli insanlar için ev yorgunluk giderme yeri olmaktan çok dertlerin depreştiği, sorumlulukların arttığı bir ortamdır. Onun için kenar mahallelerin hayatın kıyısında gezinen erkekleri zaruri ihtiyaçlarını giderdikten sonra evlerin kapısını kadınların üzerine kaparlar. Bir arayan soran olursa, hemen çocuk gönderilir. Baba en yakın kahvededir. Kendisi gibi aynı sınıftan insanlarla müşterek gaileleri unutma ayinine katılırlar. Sigara dumanı arasında yüzleri seçilemez, sıkıntıları hatırlanmaz olur.
Konya'lı iki lise öğrencisi geçtiğimiz günlerde kahvehaneler üzerinde bir araştırma yaptılar. Tubitak proje yarışması kapsamında bu sosyolojik araştırmanın konusu: "Erkeklerde Kahvehane Alışkanlığı Ve Aile Kurumuna Verdiği Zarar"
Araştırmanın basın yansıyan sonuçları beklendiği gibi. Kahvehaneye giden erkeklerin yüzde 70'e yakını ailesinden çalarak vaktini buralarda harcıyormuş. Yine kahveye giden erkeklerin yüzde 27,8'i mutluğu evde değil kahvede bulduklarını söylüyorlarmış. (Kahveye giden her dört erkekten biri kendini kahvede daha mutlu hissediyor) Acaba kadınlar erkeklerin kahvehane alışkanlığıyla ilgili ne düşünüyor? Anket buna da cevap aramış. Örneğin, kadınların yüzde 94,8'i kocalarının yanında oturup kendileriyle sohbet etmesini isterken, 45,9 oranındaki kadın evde temizlik yaparken kocalarının ayakaltında dolaşmayıp kahveye gitmesini istiyorlarmış.
Bir de kahvehanelere buraları mesken tutmuş tiryakilerinin nazarıyla bakalım. Kahvehanelerin olmadığını düşünelim bir an için. Bu mutsuz, geçimsiz, çok çalışıp az kazanan yoksul kalabalıkların karamsarlık, ümitsizlik ve öfkelerini yönlendirebileceğiniz başkaca bir yer var mı? Kahveler birikmiş anlaşmazlıkların, mutsuzluk ve sıkıntıların evlerden uzaklaştırılması gibi dolaylı bir görevi de üstleniyorlar. Aslına bakarsanız kahvehane ehli sohbet peşinde falan da değildir. Özdeşlik kurma ve evde hatırlayıp mutsuz olduğu şeyleri unutma peşindedir sadece. Yani, gönül ne kahve ister ne kahvehane/ gönül katlanan sıkıntıları unutmak ister, kahvehane bahane!


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




