Mevlâna Hazretleri anlatıyor: "Sineğin birisi eşek idrarı birikintisindeki saman çöpünün üstüne çıkar ve gemi kaptanı gibi başını kaldırarak şöyle der: 'Ben, deniz ve gemi ilimlerini tahsil ettim! İşte derya içindeki bir geminin üstünde, işinin erbabı bir kaptanım!' O idrar, sineğin gözünde sınırsız bir denizdi. O şaşkında, bunu doğru görecek göz var mıdır? Yanlış yorum sahibi (batıl tevilci) de işte o sinek gibidir. Onun vehmi, kuruntusu, eşek idrarı ve çöp tasvirinden ibarettir."
Hazret-i Pîr'in bu kıssada anlattığı sineğin bir benzeriyle geçtiğimiz günlerde karşılaştım. Düstursuz bağa giren ahmağın birisiydi.
Aslında ilk karşılaşmamız değildi. Yıllar önce, bir kez daha ayağıma dolanmış, akabinde ise başını ezmiştim. Demek ki yetmemiş... Yetmek ne kelime, tersinden bir gelişme gösterip, küstahlık yolunda palazlanmış... Dahası, yıllar içinde meşhur bir masal kahramanına özenip, aslan postuna bürünmüş eşek olmaya karar vermiş. Bir bölümü şöyledir o hikâyenin: "Aslan postuna bürünmüştü eşeğin biri, canına okuyacaktı dünyanın. İnsafı da yoktu kâfir hayvanın, tir tir titretiyordu gökle yeri. O ara kulağının ucu çıkmasın mı ortaya, bütün foyasını verdi meydana."
Aslana benzerlik taslasa da eşeklikten bir türlü kurtulamayan bu ahmağın, yıllar sonra tekrar ayağımıza takılmasına şaşırmıyorum: Kuyruk acısındandır...
Sadede gelelim. Bu kişi, kulağı kesik bir çete lideridir. Gıdasını sağa sola sataşmaktan alır. Sataşma fiilini sadece kendisi ifa etmez, emrine amade küçük bir sapkınlık ordusunu da kullanır zaman zaman. Yakın geçmişin örnek tiplerinden küçük bir Emin Çölaşan'dır. Ötekisi siyaset ortamında karanlık işler çevirirdi, bu ahmak edebiyat âleminde pis bir sırıtış portresi!
Şimdi bu portre, işi üzüm yemek olmayıp bağcı dövmekle meşhur olduğundan, yapıp etmelerinde edebiyatın edebini kendi nazarından çıkarıp atmış, işin künhü denilen sahici muharrik noktaları silip süpürmüştür. Toptancıdır, fakat karaborsa toptancısı! Haksız kazançlar elde edecek ya, hakikate her türlü tecavüzde bulunur; gerçeği saptırır. Zira, yarası vardır, kuyruğunda!
Bir kez daha sadede gelip daha somut verilerden hareket edelim: Bu safsata imalatçısı, belirli bir kıymeti kendisinden esirgemediğimiz bir gazetede, bizi hedef alarak, bütün bir akademi camiasına hakaret etti. Şimdi bakın onu nasıl sileceğiz. Kuşkusuz, belirli bir seviyeyi gözeterek işimizi icra edeceğiz. Bu bağlamda ilk olarak, zavallı aslan taklitçisinin paçavra satırlarındaki bilgi yanlışlarını düzeltelim: 1. Ben bir akademisyen değilim. Dahası hiç akademisyenlik yapmadım. 2. Doktora yapmıyorum ve hiçbir zaman yapmadım. 3. Dekanım yok, hiçbir zaman olmadı. Hakkımdaki her türden bilgiye hemen her daim ulaşılması mümkünken, safsatacının sıfatını bilgi katliamcılığına nasıl indirmeyelim!
Bu tenzil-i rütbe ayarını yaptıktan sonra, bizim akademiyle olan yönümüze temas edelim: Bir kere, biz bu akademi lafını, çalışma disiplini, çalışma titizliği olarak kullanıyoruz. Öte yandan, bir öğrencilik tecrübesi olarak 28 Şubat sürecinin en zor şartlarında, yüksek lisans yaptım. Titiz bir çalışma sürecine bağlı olarak ve büyük emekler vererek ortaya çıkardığım Gelenek ve İkinci Yeni Şiiri başlıklı tezime, üniversitenin yüksek rütbelileri dahi en ufak bir eleştiri getiremedi. 28 Şubat bıçakçılarının dahi engellemeye güç yetiremediği bir çalışmaya, sefih bir bilgi katili laf etsin, kim dinler!
Ey nadan çete lideri, senin perçeminden tutmamıza imkân tanıdığın başka yanlışların da var. Bunlardan birisi, İkinci Yeni şiiriyle ilgili olarak, gerek sözlü gerek yazılı, hiçbir şekilde söylemediğim cümleleri bana söyletmendir. Bunu, İkinci Yeni gibi bir şiir hareketini kendi tekeline transfer etme çabandan ötürü yapıyor olabilirsin. Yahut şu olabilir: Bizim konuşmamızı sabote etmeye memur kıldığın kişiler seni yanılttı! Fark etmez, nihayetinde her ikisi de senin fikrî sefalet çizgine çıkar. Sefaletin bu kadarına pes. Hele bunu ahmakça bir küstahlığa dönüştürmen yok mu, şöyle tezahür ediyor: İkinci Yeni hakkında yazılmış en iyi kitabı ve bu kitabın yazarını değersizleştirme kaçıklığı...
Şu halde, şahsıma (ve benimle hiçbir ilgisi olmayan akademi camiasına) yönelik olarak ortaya sürdüğün bir küfür belgesinin bütün dayanakları çöpe gitmiş oldu. Dolayısıyla, ey saptırmalar ustası, hem ben, hem de benim üzerimden lekelemek istediğin bütün akademi camiası, senin yakana yapışmakta sonuna kadar haklıyız!
Ey zavallı aslan parçası, artık adını sabitleyelim, "Sen bir Klestakovsun!", yalanlar söylüyor, iftiralar atıyorsun...
Şimdi dinle... Şöyle diyor Hazret-i Mevlâna: "Ahmağın mazereti dinlenmez. Onun özrü kabahatinden beter olur. Cahilin özrü her ilmin zehiridir." Bununla birlikte, Hazret-i Pîr'in bu sözlerine muhalifliği göze alarak, seni ilme hürmet etmeye çağırıyorum.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




