Çağımızda İslam âleminin tanımına ve geleceğine ait en güzel anlatım, Bediüzzaman'ın Rus polisi ile olan "Bitlis ve Tiflis kardeştir" diyalogunda saklıdır. Bu; aslında her Müslüman'ın iç dünyasında kendisiyle yaptığı konuşmadan başlayıp, farklı din mensuplarına verdiği cevaplara kadar uzanan bir örgüden ibarettir. Son yüzyıllarda parçalanmaya mahkum edilen İslam alemi, bu durumu bir sosyal travma olarak da yaşamakta ve hiçbir şekilde kabullenememektedir. Ancak ard arda gerçekleşecek olan inkişafın belirtileri ortaya çıktıkça Müslüman halklar da ataletten uzaklaşacaktır.
Türk-İslam mülkündeki toprakların birbirleriyle olan bağlantısı bir kardeşlik temasında sağlanmıştır. Tiflis Bitlis'le kardeş olduğu kadar, Türkistan Mısır'la kardeş, Hindistan Kafkasya ile kardeştir. Aynen Anadolu'nun Azerbaycan'la kardeş oluşu gibi...
Kardeşliğimizin tesisi 1918'den kalma
1918'de Mondros Mütarekesi adındaki İngiliz hükmü başlamadan önce Enver Paşa Teşkilat-ı Mahsusa'nın kahramanları Nuri Paşa ve Hacı Sami Bey'i ata yurdu Azerbaycan'daki Ermeni ve Rus işgalini ortadan kaldırmak için Kafkas İslam Ordusu'nu teşkil edip Bakü'ye gönderdi. Bu, çoğunlukla gönüllülerden oluşan ve Azerbaycan'ın Gence şehrine gelene kadar sadece gönüllüleri bünyesine katan bir orduydu. Üstün Bolşevik gücüne rağmen yaz mevsimi içerisinde Karabağ, Bakü ve Dağıstan işgalcilerden ve çapulculardan kurtarıldı. Ve doğunun ilk cumhuriyeti olan Azerbaycan Cumhuriyeti rejimi düşman elinden kurtarıldı. 91. yıldönümünde Bakü'yü fetheden kahraman askerlerimizi ve onlara önderlik eden Enver Paşa'yı, Nuri Paşa'yı, Türkistan halklarının Rus emperyalizmine karşı ihtilal yapmaları yolunda çalışmalar yapan Sami beyi ve nicelerini rahmetle anıyoruz. Yakın tarihimiz karmaşıklıklarla dolu. Büyük tarihimiz içerisinde adını bilmediğimiz zaferler, adını anmadığımız cengaverler bulunmakta. Bizlerin sadece bir Anadolu müdafaası şartlanmasına girmeden, Tunus'tan Orta Asya'ya kadarki faaliyetlerimizi, fetihlerimizi ve teşkilatlanmalarımızı yeni nesillere anlatmamız gerekiyor.
"Bakü'nün Fethi" bile ancak Sovyetlerin yıkılışı ile pak bir şekilde yakın tarih literatürüne girdi. Türkiye olarak tarih araştırmacılığında, eskiyi kabul etmeme dönemlerinden sonraki ilerleyişimiz şu zamanda yeni yeni meyvelerini vermekte. Ancak bunlar da maalesef yetersiz kalmakta.
Aynı Çanakkale'de olduğu gibi Bakü'de de bir zafer yaşandı, Maraş'ta olduğu gibi Libya'da kahraman subaylarımız önderliğinde İtalyan emperyalizmine savaş açıldı, İzmir kurtarıldığı gibi Edirne de İkinci Balkan Savaşı'nda kurtarıldı ve daha niceleri...
Tarihin derinliklerine gömülmüş ve unutulmaya yüz tutmuş şanlı zaferlerimizi yeni nesillere aktarmalı ve toplumsal dinamiklerimizi yeniden oluşturmalıyız. Bunun yolu Balkan'dan, Anadolu'dan başlar ve Orta Asya'ya uzanır. Edebî, tarihî ve sosyal bütün vesikaların taranması kalem ehlinin üzerindeki en büyük sorumluluktur.
Yanlış bir açılım
Ermeni açılımının gündemde olduğu şu vakitte belirli çevrelerden gelen telkinlerin herhangi bir bilimsel temeli olmamakla beraber, Türkiye'de konumu güçlenen popüler tarih anlayışından da istifade ederek tartışma konusu olmaları sağlam bir gidişat değildir. Ermenilerin İttihat ve Terakki yönetimi tarafından hunharca katledildiğini ve Türkiye'nin karşı taraftan özür dilemesinin vicdani bir mesele olduğunu defalarca dile getiren Muhammed Nureddin'in de neyi elde etmek istediğini anlayabilmiş değiliz.
Ancak şunu söyleriz ki; yıllardır malum yalanın ortaya çıkması konusunda tarih komisyonu oluşturulması için dil döken, bir ülkenin namusu olan diplomatlarını Ermeni terörüne kurban veren, sınırları açılımda bulunduğu devlet tarafından tanınmayan taraf Türkiye'dir. Bir milyon Ermeni'nin yetmiş milyon Türkiye'ye ne yapabileceğini soran Nureddin ayrıca İttihat ve Terakki rejimini Hitler yönetimiyle bir tutmaktadır. Bu söylem onu iddia eden kalem için ahlaki değildir. Faşistlikle suçlanması moda olan Osmanlı yönetimini anlamak için popüler tarih ile ilgisi bulunmayan kaynakları tavsiye ederiz.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



